Vehbi Kara: Türkiye’nin Tarihini Öğrenmek İstiyorsak “Sabetay Yahudileri”ni Tanımak Zorundayız

Put Adam Kitabı

Iraklı Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid’in Türk basınında geniş yankı bulan röportajında anlattığı Mustafa Kemal Atatürk ve Necip Fazıl Kısakürek ile ilgili çok az bilinen gerçekler, Ağustos ayında piyasaya sürülen Put Adam adlı kitapla birlikte kamuoyundaki şok tesirini sürdürüyor.

Cumhuriyet döneminin başlangıcından itibaren yakın tarihimizi çeşitli belgeler, tarihi şahsiyetlerin şahitliği ve Nutuk’ta yer alan çelişki ve asılsız iddialarla bir arada ele alan efsanevi eser, Necip Fazıl’a ait…

Nasıl Yazıldı?

Arap Dünyası Mustafa Kemal’in gerçek yüzünü Necip Fazıl’dan öğrendi” diyen Prof. Dr. Abdülhamid, 1968 yılında geldiği İstanbul’da Bağlarbaşı’ndaki evinde ziyaret ettiği Üstad Necip Fazıl ile tanışıyor.

Ziyaretinin sebebini mühendis arkadaşı Mehmet Ali Orhan’ın, Üstad’tan Atatürk ile ilgili bir kitap yazma talebi olarak anlatan Prof. Dr. Abdülhamid, talebin gerekçesini ise ‘Arap dünyasının Mustafa Kemal hakkındaki bilgilerinin oldukça sınırlı olması’ şeklinde ifade ediyor. Prof. Dr. Abdülhamid, Put Adam’ın hikâyesini şöyle özetliyor;

“Üstad bu teklifi kabul etti. “Ben Türkçe yazarım, sen de Arapçaya tercüme edersin” dedi. Telif ve basım hususunda anlaştık ve bu tarihî ziyareti gerçekleştirmenin verdiği mutlulukla yanından ayrıldık.

‘Yazarı: Eski Bir Türk Subayı’

1968 yılındaki görüşmemizin ardından kitabı bitirene kadar bir daha görüşmedik. Nitekim 1972 yılında bize Bağdat’ı ziyarete geleceğini haber veren bir telgraf yolladı.

Onu havaalanında karşıladık, Orhan’ın evinde misafir ettik. Kendi el yazısıyla “Put Adam” adını verdiği kitap yanındaydı. Yaklaşık bir hafta içinde Orhan’la birlikte kitabı gözden geçirdiler. Sonra onu İstanbul’a dönmek üzere havaalanından uğurladık. Necip Fazıl’ın Orhan’a, “Kitaba benim adımı koyma, ‘Yazarı: Eski Bir Türk Subayı’ ibaresini kullan” dediğini hatırlıyorum.

Mehmet Ali Orhan kitabı Arapçaya tercüme etti. Tabii Necip Fazıl’ın istediği gibi ismini koymadan. Aynı zamanda kitaba tercüman olarak Orhan’ın adı değil de Abdullah Abdurrahman ismi yazıldı.

“Eski Bir Türk Subayı”nın ilk vesikasında şu ifadeler yer alıyor:

“Ben hanedana ve yakınlarına mensup değilim, sarayda da bulunmadım ve sarayda yetişmedim. Fakir bir aile çocuğuyum, hiçbir suretle saray hizmetinde bulunmadım. Millet ve memleketine ve padişahına ve Osmanlı hanedanına ve bu memleketin halkına ve kahraman ordularına ihtiras uğrunda yapmış olduğu hudutsuz fenalıkları, hadiselerin içinde bidayetinden beri gördüğüm ve bildiğim için bu üzüntüden kendimi tutamayarak hayatıma da mal olsa, yazmaktan kendimi men edemedim. Ancak oğlum ve torunlarımın hayatını şimdiye kadar tehlikeye atmak istememiştim…”

Put Adam’a Yasak Getirildi


Özellikle 1960 NATO darbesini müteakip kurulan askeri vesayet rejiminin ihdas ettiği Anayasa ile birlikte, Üstad’ın o tarihe kadar çıkarmaya devam ettiği Büyük Doğu dergisi de hedef alınmış, hakkında sayısı belirsiz davalar açılmaya devam edilmiş, hapsedilmiş bir fikir adamı olan Necip Fazıl’ın yaşadığı süreçler dikkate alındığında, söz konusu kitabın isimsiz olarak kayıtlara geçmesi anlaşılır karşılanacaktır.

Bununla birlikte, kitapla ilgili birtakım spekülasyonlara fırsat vermemek bakımından belirtilmelidir ki, Büyük Doğu külliyatına aşina olan her okuyucu, kitabın önsözünden itibaren eserin Üstad Necip Fazıl’ın kaleminden çıktığını ve Büyük Doğu Külliyatı’ndaki yerini bulduğunu hiç şüphesiz tespit edecektir.

Geçtiğimiz ay piyasaya sürülür sürülmez gördüğü şiddetli ilgiyle kısa sürede tüketilen, üst üste basımı yapılan, 3. basımı çıkar çıkmaz savcılık tarafından hakkında “toplatma kararı” çıkarılan Put Adam, takvimlerin 2019’u gösterdiği bir zaman diliminde yasaklanmıştır!

Bu röportajda, yakın tarihle ilgili derinliğine araştırma ve eleştiri yazılarıyla tanınan Vehbi Kara ile “Put Adam”ı konuştuk..

 ***

Üstad Necip Fazıl’ın Put Adam adlı kitabına mahkeme tarafından yasak getirildi, toplatma kararı çıkartıldı. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Önce kitapla ilgili düşüncelerimi arz edeyim. Yakın tarihle ilgili çok kitap okuyanlardan birisiyim. Benim dahi görmediğim çok bilgi sahibi olduğum mevzularda, bize yakın tarihimizi öğreten çok güzel, çok özel hatıralar, notlar var. Bir çok kısım çeşitli kaynaklardan alıntı olsa da sonuçta bunları derli toplu bir kitapta bulabiliyorsunuz. Çok güzel bir kitap. 2019 yılına geldiğimiz bir zaman diliminde, özgürlüklere, hürriyete önem verilen bir devirde hâlâ kitap toplatılmasıyla karşı karşıya kalmamız bir rezalet… Bu ülkede yaşayan insanlar açısından çok onur kırıcı, utanç verici bir şey. Ben çok rahatsızlık duyuyorum bundan dolayı…

Yasak koyarak ne amaçlanıyor olabilirler? Eser neden tartışılmıyor mesela?

Amaç şu; gündeme getirmemek, tartışılmasına mâni olmak. Tartışılmaya açılınca ayıplar ortaya çıkıyor. İyisi mi, elden geldiğince meseleyi kapatmak, gündemden kaçırmak. Asıl amaç bence bu.

“Nutuk’ta Yazılanların İçyüzü Put Adam’dadır”

Kitabın üzerindeki yasak kırk yılı aştı…

Bu kitapla ilgili bir yazım olmuştu. 2019’u hatırlatıp, “düşünün” diyorum. Bir kitap neşredilemiyor. Arapça’ya çevrilip Mısır’da yayılıyor. Yazan, Necip Fazıl Kısakürek. Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük şair, edebiyatçı, mütefekkir. Ve bu kitap yeniden Türkçe’ye tercüme ediliyor. Dünyada bunun örneği var mıdır? Önce Arapça’ya, sonra Arapça’dan Türkçe’ye… Galiba yok. Böylesine rastlamadım. Bu kitabın toplatılması da ayrı bir garaib… Biliyorsunuz; “Eski Bir Türk Subayı” olarak Necip Fazıl deniz subayıdır. Harp okulu mezunudur. Ben de Deniz Harp Okulu mezunuyum.

Yakın tarih tartışmaları Cumhuriyet kuruldu kurulalı ilk kuşaktan bu yana sürüyor. Neden?

Çünkü “resmî tarih” gerçeklerden bahsetmiyor. Bu tarih yalan söylüyor. Nutuk denilen kitap, “resmî tarih”in adeta kutsal kitabı. Orada ne yazıyorsa ders kitaplarına adapte ve dikte ediliyor. Bu “esas metin”e uygun olarak yazılıyor. Bu da doğru değil, yalan. Put Adam kitabının en önemli özelliği Nutuk’ta geçen olayların, şahısların iç yüzünü ortaya koymasıdır. Nutuk’u okudum. Şunu da biliyorum ki, şu an piyasada mevcut olan Nutuk’un, Birinci Meclis’te okunup basılan Nutuk’la arasında dağlar kadar fark var.

Nasıl?

Gerçek Nutuk, bugün basılan Nutuk’un üç katı hacimdedir neredeyse… Daha sonra basılanlarda neden o bölümler çıkarıldı. Bunu basit bir mantıkla söyleyecek olursak, gerçek dışı, tahrif edilmiş bilgi ve belgeler olduğu için bazı bölümleri çıkarmak zorunda kaldılar. Çünkü ilk Nutuk’ta hakarete maruz kalan ailelere manevi hak doğdu ve bu Nutuk’ta geçen ilgili hususlara itiraz ettiler.

“Kahramanlar Hain Olarak Yaftalanmış”

Mustafa Kemal mi hakaret ediyor?

Evet. Nutuk’ta çok hakaret var, aşağılama var, Türk Tarihi’nin, Cumhuriyet döneminin kahramanları, savaşan gazileri ağıza alınmayacak çirkin ifadelerle yerin dibine batırılıyor. Bir general, savaşmış, başarılı bir subay, mesela İzmir’in kurtuluşunda rol alan Nurettin Paşa için akla gelmeyecek çirkin ifadeler var. Yunanlılarla savaşmış, çok büyük başarılar elde etmiş Birinci Ordu Komutanı Ali İhsan Sabis, görevinden azledildiği gibi ağır hakaretlere de uğramış. Çok ilginçtir. Kâzım Karabekir de hakarete uğrayanlar arasında varken Karabekir Paşa’nın çocukları Atatürkçü… Yani dedelerine, atalarına hakaret edilirken bu durum utanç verici bir şey. Hiç olmazsa susma hakkını kullan… Övmek zorunda değilsin. Ama devletten bir menfaat elde etmek için yalaka olman, riyakâr olman, gerçekleri çarpıtman gerekiyor Türkiye’de… Doğruları söylediğin zaman hapse atıyorlar, kodese tıkıyorlar. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.” diye atalarımız boşuna söylememiş. Kahraman hain ilan edilmiş. Bizzat Nutuk’ta hain suçlamasında bulunulmuş.

Kitap yıllardır konuşulan, aranan, efsanevi bir kitap… Bu da biliniyor. Kitaptaki iddialar neden çürütülmüyor?

Nasıl çürüteceksin ki? Sonuçta Nutuk’ta çarpıtma, yalan var. Bu çarpıtmalarla Put Adam nasıl çürütülebilir? Hadi Put Adam doğru söylemiyor diyelim. Tartışmaya aç, neden kaçıyorsun. Çünkü gerçekler acıtıcı… Özellikle Sabetay Yahudileri panik halinde.

 

“Türkiye’nin Gerçeklerini Öğrenmek İstiyorsak

Sabetay Yahudileri’ni Tanımak Zorundayız”

Biraz “Sabetaycılar”dan bahsedebilir misiniz?

Sabetay Yahudileri bundan 350 yıl önce Türkiye’de yaşamış. 1626’da İzmir’de doğmuş bir Yahudi ailenin çocuğu olan Sabetay Sevi’den adını alan bir topluluk. Birçok Yahudi ailede olduğu gibi onlarda da bazı sorunlar var. Toplumun genelinde “sapık” denilebilecek uygulamalara ve zihniyete sahip liderleri. Fuhuşla meşgul bir kadın dahil üç evlilik geçirmiş. Kurduğu tarikat Yahudiler içinde şikâyetlere neden oluyor. Padişah 4. Mehmet bunu sorguluyor, Yahudiler içinde fitne çıkardığı için. Bu da Müslümanlığı kabul ediyor; fakat müritlerine “Müslüman olmuş gibi görünün.” diyor. Gerçek bir Müslüman değil. Bunlar Osmanlı’nın yıkılmasında büyük rol oynuyorlar. Zira eğitim kurumları aracılığıyla Türkiye’deki bir çok devlet kurumunun yöneticisi oluyorlar. Kimliklerini de gizledikleri için mason localarında her türlü toplantı meclisleri kurup, İngilizler gibi yabancı güçlerin lehine hareket ediyorlar. 2019’da da en önemli mevkileri işgal edenler bunlardır. Bütün partilerin önemli noktalarında yer almışlardır. Bunlar Kapanî, Karakaşî ve Yakubî olmak üzere üç kesimden meydana gelirler. Birbirlerine düşmandırlar. Birbirlerini siyasî cinayetlerle ortadan kaldırmışlardır. Bunlarla ilgili basında yazıları çıkan kişilerden biriyim. Mesela Kapanî-Karakaşî kavgasını dile getirdim. Bursa’da bir konferansta bunları anlattım. Türkiye’nin tarihî gerçeklerini öğrenmek istiyorsak, Sabetay Yahudileri’ni tanımak zorundayız. Çünkü bunlar çok önemli şahsiyetlerdir. Bunları bilmeden gerçekleri bilemeyiz.

Ne tür bir yaşayışa sahipler?

Her 22 Şubat, “Kuzu Günü”nde en güzel yemeklerle ziyafet düzenlenir. 22 Şubat’ta öyle büyük rezillikler yapılıyor ki, o gün “mum söndü” diye halk arasında bilinen bir ritüel vardır.

Bazıları tarafından Alevî topluluklara mâl edilen?

Evet, aslında bir iftira atılıyor onlara… O gün belli bir yaşın üzerindeki Sabetay Yahudileri toplanıyorlar. Alkol, uyuşturucu alıp kullanıyorlar. Her türlü ahlâksızlığı yapıyorlar. O gece doğan çocuklar da “kutsal” sayılıyor. Bu, Sabetay Sevi tarafından bugün böyle pespaye hale getirilmiş. Sebebi şu; Yahudilikte aile içi akraba evlilikleri ile “saf ırk”ı korumak için Yahudi çiftler bir araya getirilir. Aile içi evliliklerde belli hastalıklar oluyor. Bu ırkçılık Firavunlar döneminden, Romalılardan gelen çok çirkin bir hastalık. Türklerden, Müslümanlardan kız alıp vermiyorlar. Ne oluyor, cinsel soğuklukla beraber çocuk doğmuyor, soy bozuluyor. O Sabetay Yahudisi de meşhur bir Amerikan dergisinde “dünyanın meşhur eşcinselleri” arasında gösterildi. Avrupa biliyor. Birçok isim var böyle. Aileler içerisinde namus kavramı yok. Türkiye’deki gayrımeşru ilişkilere, LGBT’ye varıncaya kadar uzanır Sabetay bağlantısı… Dedelerinden gelen bir rutin bu. Bu alanda çok araştırmalarım oldu. Yakın tarihle ilgili yazılmayan gerçekleri yazdım. Bir Sabetay Yahudisi olan Ilgaz Zorlu’nun “Evet Ben Selanikliyim” kitabını basmasını engelleyen yine kendi ifadesiyle Sabetaycı çevre olmuştur. Kendilerini gizliyorlar. M. Kemal’in babası Ali Rıza Bey gösterilir; bilinmez aslında, anlatabiliyor muyum…

Sabetaycıların kimliği nasıl tespit ediliyor bu durumda?

Sabetaycıları tanımanın yöntemlerinden biri de mezarlıklar. Mezar taşlarında da açık açık yazarlar. “Ben Sabetaycıyım. Sabetay Sevi özlemiyle yaşadım. Sırrımı gizledim.” vesaire… Bazı aileler “asimile” olmuş, Türkleşmiş, Müslümanlaşmış. “Sensin Yahudi, bana ne!” diyenler de var. Özellikle STK’lar, mason localarıyla çok etkinler. TSK’da amiral, general olmanın yolu bunlarla iyi ilişkiler kurmaktır. Kendi adamlarını ön plâna alır. Nasıl FETÖ soru çalarak devlet içinde hiyerarşiye yerleşiyor, bunlar da soru çalarak adamlarını yerleştirir. Beş para etmez, çapsız, liyakatsiz askerler bakıyorsunuz amiral, general oluyor. İş dünyasında da öyle. Birçok rakibini batırıyor, ekonomik zorbalıklarını devam ettirmek için. Yeni nesil bunları sosyal medyada daha rahat konuşuyor.

Türkiye’deki Sabetaycılar

Sabetaycılardan halihazırda faal olan topluluklara örnek verebilir misiniz?

Ana akım medya özellikle bunların kontrolündedir hâlâ… Büyük çoğunluk bunlarda, TSK’da bazı generaller, özellikle 28 Şubat generalleri bunlardandır. Diğerleri üzerinde baskı kurup onları da kendilerine benzetiyorlar. Özellikle iş adamları, TÜSİAD, bazı büyük sermaye grupları bunların kontrolünde… Asıl Dışişleri’nde kümelenmişler daha çok. Tevfik Rüştü Aras 25 yıl Türkiye’nin Dışişleri Bakanı olmuş. Karakaşîler’den bilinen; fakat daha sonra Kapanîlik’e geçer İzmir Suikasti ile ilgili birçok mahkeme kaydına göre… İdam edilenlerdendi. Karakaşîler kendilerine ihanet ettiğini iddia ediyor. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Karakaşîler devlet içinde tekrar iktidarı ele geçirince Kapanîler’den intikam alıp öldürmeye başlıyorlar. İzmir Suikasti davasında kendilerine yapılanların intikamını almış oluyorlar. Bu davada öldürülenler arasında Osmanlı’nın son dönem Maliye Nazırı Cavid Bey, İttihat Terakkî’nin önde gelen yöneticilerinden Doktor Nazım idam edilmişti.

Bu durumda yakın tarihi Sabetaycılar üzerinden de tartışmak gerekiyor öyle değil mi?

Kesinlikle bunu yapmak lazım. Ben bunu yapmaya çalıştım.

Mustafa Kemal bu çevrenin hangi tarafında?

Mustafa Kemal’e “Sabetaycı” denildiği zaman 5816 sayılı kanun gereği suçlandırılırsınız.

Bu bir tür “mezhep” değil mi, neden hakaret sayılıyor?

Bu kol, Yahudilik damarına sahip; fakat kimi Yahudiler Sabetaycıları Yahudi topluluğundan saymıyorlar. Sapık bir mezhep olarak görüyorlar. Gerçekten, mesela reenkarnasyon inancı var onlarda. İsrail’e gitmeleri yasaktır. Özellikleri Türk kimlikli görünmeleri, yabancı dilleri güçlüdür. Mesela, Şimon Zvi, “Şemsi Efendi” dediğimiz Fevziye Mektepleri’nin kurucusu. Türkiye’deki “azınlık okulları” dediğimiz okullarda varlıklarını korudular. Tabiî daha sonraları Fevziye Mektepleri, Işık Mektepleri oldu. Birçok meşhur okul bu çevrenin hegemonyası altında. Parlak zekâlı çocukları alıyorlar. Kendilerine benzetiyorlar. Hâlâ da etkililer. M. Kemal de Fevziye Mektebi mezunu.

“Türkiye’de Arap Düşmanlığını Başlatıp Aşılayanlar Sabetaycılardır”

Put Adam’da Mustafa Kemal’in İslâmiyet’e karşı tavır ve tutumu net biçimde dile getiriliyor. Bu noktada Sabetaycı zihniyetin etkisi hangi boyutta?

Türkiye’de Arap düşmanlığını başlatanlar, aşılayanlar Sabetay Yahudileridir. Çünkü Müslümanlara hakaret edemiyorlar. Araplara hakaret ediyor, nefret ediyorlar. Biz Türkler ise Arapları severiz. Peygamber Efendimiz Arap’tır. Kur’an-ı Kerim Arapça’dır. Çanakkale Savaşı’nda çok sayıda Arap şehidimiz vardır. Arap diyarının her yanından şehit askerimiz var. Birkaç işbirlikçi, yağmacı aşiret üzerinden topyekûn Arap düşmanlığını körüklemişlerdir. Sözde Arap gerçekte ise İslâm düşmanlığı yapıyorlar. M. Kemal, Arap düşmanlığı hususunda Türkiye’nin en önemli şahsiyetlerindendir.

“Kemalist” çevrenin bu toplulukla bağı nedir?

Kemalistlerin büyük oranda Sabetaycı olduğunu söyleyebilirim. Toz kondurmazlar M. Kemal’e. “Resmî tarih”in yalanlarının en önemli müsebbibi bunlardır. Gerçekleri çarpıtmakta üstlerine yoktur. Put Adam kitabı hakkında verilen toplatma kararında da bunların önemli rolü olduğunu düşünüyorum. Düşünebiliyor musunuz, Necip Fazıl Kısakürek gibi çok önemli bir şahsiyetin kitabı toplatılıyor. Sene 2019…

Üstad hatıratlardan da çok faydalanmış. Yakın tarih okumalarında hatıra kitaplarını nasıl karşılıyorsunuz?

Çok önemli; ama mesela Rıza Nur’un hatıraları da toplatılıp yasaklanmıştı. Menderes dönemi yapılan bir hatadır bu kanun. 5816 sayılı kanun çıkarılarak “Atatürk’ün hatırasına hakaret” adı altında yapılan her türlü eleştiriyi suç kapsamına alıp araştırmacıların, tarihçilerin işlerini yapmasına engel oluyorlar. Menderes, İslâm’ın sembolü olan ezanı orijinal haline döndürmüştür. Zaten bu yüzden idam ettiler. İslâm için yaptıklarından dolayı… Eşi Berrin Menderes İzmirli Sabetayist aile Evliyazâdeler’den… Uşşakizâdeler bir diğer aile. Sabetaycı aileler birbirlerinden kız alıp vermezler. Karakaşîler, Kapanîler, Yakubiler… Aile içi evlilik söz konusudur sadece. Zaten sapıklıklar da buradan başlıyor. Yahudilikte de var bu. “Üstün ve seçilmiş ırk” safsatası. Nesillerini “arî ırk” olarak diğer ırklarla “kirletmek” istemezler. Aile içi anlaşmazlıklar, isteksizliklerden dolayı dejenere oluyorlar. İstemeyerek yaptıkları evliliklerden dolayı ahlâksızlık normalleşiyor. Üstün ırk iddiası ile sonu cinsî sapıklığa varan iğrenç bir noktaya varıyorlar. Türkiye’deki sapkınlıklarda onların da payı var. İpekçi ailesinden biri kamuoyuna açıkça “evet ben Sabetaycıyım” diyor. Bakıyorsun eşcinsel. Devlet bunlarla uğraşmak yerine, Necip Fazıl gibi çok değerli bir şahsiyetin kitabını toplatarak “çok büyük bir iş” yaptı.

“Millî Eğitim”de ne ölçüde etkililer?

Herkesi nasıl idare edeceklerini iyi biliyorlar, dönüştürebiliyorlar. Lobileri güçlü. MEB’te hâlâ etkililer. Şu an ciddi tahribatlar söz konusu… Tek Parti dönemini öven kafanın hükmü sürüyor. Put Adam’a yasak getirilir. Sonra da kalkıp utanmadan demokrasi derler. Demokrasilerin tam tersine “tek adam”ı öne çıkarırlar, putlaştırırlar. İstibdat ve baskı uygulamalarını yutturmaya çalışırlar, yersen… Yiyoruz da…

Yakın tarihle ilgili sansüre tâbi tutulan başka eserler var mı?

Bediüzzaman’ın eserleri 1986 yılına kadar devamlı mahkemelerde muhakeme edilmiş. Hepsinden beraat ettiği halde bu kitapları bulunduranlar hapse tıkılmış, sürülmüş. İşkenceyle öldürülenler de var. Said Nursi ve talebeleri şiddet hareketine girmedikleri için 86’dan sonra Risale-i Nur Külliyatı kanunen suç unsuru olarak görülmüyor. Orada da M. Kemal’in kim olduğu net bir şekilde anlatılır. Nurcular, bu mücadeleyi müsbet hareketle bir noktaya getirdiler. Yine aynı şekilde olacak zannedersem. Müsbet hareketle aşılmayacak, yenilmeyecek güç yoktur. Fikrinde sebat ederken canın çok yanabilir. Hakarete uğramak, işinden gücünden olmak gibi… Şunu da unutmamak lazım; gayret bizden Tevfik Allah’tandır. Sonuç odaklı olmadan, mücadeleyi esas almalıyız. Cenab-ı Allah muvaffak ederse ne güzel. Etmezse de yine kazanıyoruz. Kısa bir dünya hayatında ecir ve mükâfatı göremesek bile sonsuz bir ahirette Allah bunun mükâfatını verecek. Bir Müslümanın sonuç almak gibi bir düşüncesi olmamalı. Mücadele ve gayreti esas almalı…

“Lakap Takarak İtibarsızlaştırma”

Put Adam’da Kemalist kesimin “akıl hastası” olarak yaftaladığı Dr. Rıza Nur’dan da kayıtlar mevcut. Bu iddiaya ne diyorsunuz?

Lozan’da II. Murahhas Azâ idi Rıza Nur. Mustafa Kemal’e rakip olan herkes bir damga yemiştir. Mesela Çerkes Ethem. Ethem Bey, Milli Mücadele’nin önde gelen şahsiyetlerindendir. Birçok isyanı bastırdığı gibi Yunanlılara kan kusturan bir insan. “Çerkes Ethem” denilerek konumu düşürülür, böyle bir lakapla yaftalanır. “Deli Halit Paşa” mesela… Halit Paşa, Kars’ın Rusların işgalinden kurtarılmasında büyük hizmetleri olmuş bir generaldir. Meclis’te bu kahraman, bir generali öldürüyor. Adı “Deli Halit” oluyor. Aynı şekilde diğer kahramanların da bir lakapla itibarsızlaştırılması bizde sık görülen olan bir şeydir. Put Adam bu hususu da belgeler hatta Nutuk’tan hareketle ele alır. Rıza Nur akıl hastası değildi. Bilakis M. Kemal’le ayı çizgide yürümüş, menfaat çatışmaları söz konusu olunca araları kötüleşmiş, yurt dışında ölmüş… Rauf Orbay da yurt dışına kaçmıştı. İnönü zamanında geri geldi.

Selanik göçmenleri bağlamında ele alacak olursak nasıl değerlendirmek gerekir?

Balkanlardan göçüp gelenler bir yasa ile Yunanistan-Türkiye arasında bir anlaşmayla mübadele yaşandı. Yunanistan’daki Müslümanlarla Türkiye’deki Rumlar yurt değiştirdi. Yüzlerce yıllık insan toprağından koparıldı. Selanik ise büyük oranda Sabetaycı dediğimiz topluluğun yaşadığı bir şehir. Şehir, Balkan Savaşları’nda Yunanistan’ın elinde kalınca Yunan baskısı gördü. Fakat Yunanistan’a giden göçmenlerin mal ve mülkleri üzerine kondular. Büyük oranda zengin oldular. Sabetaycılar bu savaş sonrasında büyük ölçüde nemalanma fırsatı buldu. Ve asla yakın tarihin aleyhine konuşmazlar. Konuşanların da canına okurlar. Bunu şimdiki gençlere anlatamazsınız. Deccal çarpığı bir nesil var. Bunlar idam, hapis, sürgünle baskı altına alındıkları için konuşamazlar. Ama bugünkü nesil öyle değil. İnternet sayesinde her şeyi konuşabiliyor. Pek korkusu olmayan, sindirilmemiş bir toplum var. Şu şartlarda baskıcıların eski yöntemlerle başarılı olması mümkün değil. Onların da akıllarını başlarına almaları lazım. Hükümete bu noktada büyük görev düşüyor. Yapamazsa kendilerine de zararı dokunur.

“Putlaştırılsa da Eleştirilemez”

Kişiye özel kanun ile nereye kadar?

Putlaştırılan, asla hata yaptığı kabul edilmeyen kişiler hâlâ baş tacı ediliyor. Heykelleri kıran isim Kemal Pilavoğlu bu yasa çıktıktan sonra CHP milletvekili olmuştur. Durup dururken heykel kıran ticanilerden… Düşünebiliyor musunuz? 15 sene CHP’nin Genel Başkanı olmuş kişiyi eleştiremiyorsunuz. Ve bu adam 15 sene Türkiye’yi demir yumrukla idare etmiş; ama eleştiri yasak. Dünyada böyle bir şey olmaz. Bunu da Cumhuriyet rejiminde demokrasi diye yutturmaya çalışıyorlar. Utanılacak bir şey. Son zamanlarda el attığım bir çalışmam var. “Kurucu Değerlerimiz”… CHP’nin ilkelerini “kurucu değerlerimiz” diye bize yutturmaya çalışıyorlar. Halbuki 1937 yılında bu ilkeler anayasaya girmiştir. Bizim kurucu değerlerimiz İslâmiyet’tir. Misak-ı Millî’dir, Halifelik’tir. Meclis bir Cuma günü Kur’an okunarak açılmıştır. Yetmemiş, en büyük sahih hadis külliyatımız Buhari’nin hatimleri indirilmiştir. Bu hatim Türklerde yaygın bir teamüldür. Ehl-i Sünnet’in bir geleneğidir. Aynı Kur’an hatmi gibi. Toplu dualar edilir. Allah’ın yardımı beklenir. Misak-ı Millî, yani millî yeminimiz. Lozan’da bu yemini bize bozdurdular. Bütün Lozan’da sınırlarımızın neredeyse tamamı İngilizlere peşkeş çekildi. Bunu da bize “zafer” diye yutturmaya çalışıyorlar. Bu rezillikler saymakla bitmiyor ki… Yalan söyleyerek kendini kandırırsın. Tek Parti dönemini utanmadan öven akademisyenler, siyasetçiler, gazeteciler var. Bunu yaparken yüzleri kızarmıyor. Ben gençlere güveniyorum. Allah’ın izniyle gençlerimiz bunlara dünyayı dar edecek. Yaptıkları ikiyüzlülükleri yüzlerine vuracak. Öyle bir gençlik şimdi çıkmasa bile yarın çıkacak, gerçekleri tüm yalanlarıyla birlikte yüzlerine vuracak. Ben ümitvarım…

Teşekkür ederiz.

Rica ederim.

Aylık Dergisi 180. Sayı, Eylül 2019

Yazar

Bir yanıt yazın