Fikir

Eğitim Tarihine Kısa Bir Bakış

Allah-u Teâlâ, insanlığın, âlem-i arzın ve kâinatın yaratılmasından evvel “arş”ında ilk halifesini halk etti ve O’na eşyanın bütün isimleri öğretildi. “(Allah): ‘Ey Âdem! Onların isimlerini kendilerine (meleklere) bildir!’ buyurdu. Bunun üzerine (Âdem) onların isimlerini kendilerine bildirince (Allah): ‘Size demedim mi? Göklerin ve yerin gaybını (size gizli olan sırlarını) şüphesiz ben bilirim! Ve (siz) neyi açıklarsanız ve (içinizde) neyi gizlerseniz, (ben) bilirim!’ buyurdu.” (Bakara, 33) Son devrin büyük âlimlerinden Said Nursi Hazretleri, bu bahsi şu kelamıyla izah eder: “Şahs-ı Âdem’e ta’lim-i esma -isimlerin öğretilmesi- unvanıyla nev’i, beni Âdem’e (Âdemoğullarına) ilham olunan bütün ulum ve fününun (ilimlerin ve fenlerin) ta’limini ifade eder.”

“İlk insan, ilk Peygamberdi; ilk dil, ilk insanla vardı” ölçüsünün kastettiği Hazreti Âdem Peygamberdir; nesiller boyu hakikati taşıyacak olan ilk kelâm onun dilinde ve O’nda nebilik vasıflarıyla görünen ulvi tebliğ ve beyan -öğreticilik- vasfı. Bu vesileyle Âdemoğullarında zuhur eden ilim, ilk Peygamberin öğretmesiyle istikamet buldu. Hayvanat Kabil’in eliyle, tabiat Habil’in eliyle ehil oldu. Arza gönderilen 124 bin küsur peygamberler ordusundan, Kur’an- Kerim vasıtasıyla bildiğimiz 28 mübarek nebi vardır ki; onların her birinde görülen ilimler, kâinatı hasrı altına alacak insanoğlunun ilk meslekleri halinde zuhura geldi. Terziliğin piri Hazret-i İdris ve gemicilikte Hazret-i Nuh, demir işlemeciliği Hazret-i Davud’un bileğinde, marangozluk Hazret-i Zekeriya’nın elinde, siyaset Hazret-i Süleyman’ın ilminde ve başta ticaret olmak üzere topyekûn tüm vasıfların en safiyane zuhur bulduğu hâl, Âlemlerin Resülü’nde. Tüm ilimler, en aslîlerinden en cüzîlerine kadar, onlardan talim edildi ve insanların nefsî mânâda yaşayabileceği kurtuluşun evvelâ yüksek bir ahlâka teslim olmakla vaki olacağını Âdemoğulları onlarda gördü, onlarla bildi ve onlardan öğrendi.

Kelâmın hulasası “Peygamberler olmasaydı, medeniyet olmazdı” ve bu hakikatin dallarından doğan bir diğer kelâm “Peygamberler olmasaydı, ahlâk olmazdı.” İslâmî hakikatin tüm varlık üzerine nakış nakış işlenmesi ve tüm ilimlerin bu hakikat üzere ilmek ilmek örülmesi yalnız ve yalnız Peygamber kelâmı, Peygamber ilmi ve Peygamber ahlâkından. Kâinatın Sahibi’nin ilk öğrettiği onlar, vesile kıldığı onlar, vazifeli kıldığı onlar.

İlim, fen ve tekniği peygamberler vasıtasıyla öğrenen, öğreten ve medeniyetler inşa eden insanın, ilk eğitim mekânları da hiç şüphesiz peygamber ocağı ve hakikatin tahrifinin mekân tuttuğu bâtıl mabedler. İlimler ya hakikatin nüvelendiği diller vasıtasıyla âleme işlendi yahut ilahî kelâmın tahrifçileri ve inkârcıları vasıtası küfür soyuyla yeryüzünü mesken tuttu.

Batı Medeniyeti’nde Eğitim

Batı Medeniyeti, Üstad Necip Fazıl’ın tasviriyle “Yunan aklı, Roma Nizamı, Hıristiyan ahlâkı” üzerinde teşekkül etmiştir. Bu üç ana esas, geçmişten günümüze ilmî, ahlâkî, içtimâî, siyasî ve sairesine kadar medeniyetlerinin her alanına sızmış ve bu hâlin tecessümü olarak tarih sahnesinde kendini göstermiştir. Keza her meselenin başı olan eğitimin tohumları da Batı’da bu üç kök üzerinde neşet etmiştir.

Eski Yunan, Batı Medeniyeti’nin büyük filozoflarının yetiştiği ilk mekân ve fikrî olarak beslendiği esas kaynaktır. Eski Yunan’da eğitim, toplumda teşekkül etmiş temel iki zümrenin yansıması hâlinde, asiller ve köleler olmak üzere iki ayrı kolda sürdürülmekte. Eğitimde temel kavramları ise; kahramanlık ideali, fazilet, adalet ve benzeri vasıflar…

Dönemin filozofları eğitim anlayışını yeniden yapılandırmaya çalışmış, kimi ayrım kabul etmeden her zümreye her mekânda ders vermiş, kimileri de insanı fazilete erdirmek yolunda çeşitli okullar kurmuşlardır. Sokrates’in talebesi Eflatun’un tarihte ilk üniversite kabul edilen felsefe okulu Akademia’sı, Aristo’nun Lyceum’u ve Zenon’un Stoa’sı bu okullardandır. Öte yandan öğretmeyi meslek haline getiren Sofistler de riyaziye, tarih, coğrafya, hitabet ve tıb gibi çeşitli alanlarda dersler vermişlerdir.

Yunan Kültürü, İskender’in fetihleriyle Doğu Akdeniz ve Afrika’ya yayılmış ve aynı zamanda bölgelerdeki kültürlerden de etkilenilmiştir. Bilhassa Ön Asya kültürünün feyizli tesiri, ilmî ve içtimâî hayatta kendini göstermiştir.

Antik Roma’da ise eğitim daha ziyade pratik hayata yöneliktir. Aile eğitimi ön plandadır. Antik Roma pek çok sahada Yunan kültür ve medeniyetinin etkisi altındadır. Yunan kültür ve ruhunun yoğrulduğu Roma da eğitim nizama tâbi tutulmuş ve teşkilatlı bir yapıya bürünmüştür.

Orta Çağ Avrupa’sında Antik Yunan ve Roma kültürü, Hıristiyanlık süzgecinden geçirilmiş ve Yunan düşüncesi yerini “teoloji” temelli skolâstik düşünceye bırakmıştır. Anlayışın değişimiyle gelen mekân değişiminde ise yeni eğitim yerleri kilise yönetimindeki manastırlar olmuştur. Keza Ortaçağ Avrupa’sında teşekkül etmeye başlayan üniversitelerin temeli de eski kilise okullarına dayanmaktadır. Nitekim ilk kurulan üniversitelerden olan Paris Üniversitesi’nin (1200) çekirdeğini Notre Dame Piskoposluk Okulu teşkil ediyordu.

Doğu Medeniyeti’nde Eğitim

Eğitime tarihî seyri içerisinde bakıldığında, farklı zaman ve mekânlara göre değişiklik arz ettiği görülür. Zaman, mekân, ilim seviyesi ve usulü farklı, fakat insan aynı…

Çin Medeniyeti’nde eğitimin esasını dinî inançlar, örf ve âdetler oluşturur. Eğitim kurumlarının yaygın olduğu Çin’de, yüksek tabakanın eğitimi için tahsis edilen saray okulları mevcuttu. Öğretmenlere yüce bir saygı duyulur ve onlar kutsî bir varlık olarak görülürdü. Bu anlayışın vardığı en uç noktada Çin’in en eski filozoflarından olan Konfüçyüs vardır. Onun fikirleri zamanla kuvvet kazanmış ve din halini almıştır. Konfüçyüs’ün gayesi ise “faziletli” insanlar yetiştirmekti.

  Hint toplumunda hâkim olan felsefî iki öğreti Budizm ve Brahmanizm’in eğitime etkisi oldukça büyüktür. Kast sistemine dayalı bir din olan Brahmanizm’de halk Brahman, asker, esnaf ve köle olmak üzere zümrelere ayrılmıştır. Eğitim “Brahman” denen ve kutsî sayılan din adamlarının hâkimiyeti altındadır. Eğitimde esas “Brahma”ya ulaşıp mutluluğa ermektir.

  Mısır Medeniyeti, büyük medeniyetlerden uzakta kurulmasına karşın muazzam bir ilim ve tekniğe ulaşan Kuzey Afrika medeniyetidir. Cam, papirüs ve ilk takvimi keşfeden medeniyet olan Mısır’da matematik, astronomi, heykelcilik en önemli eğitim alanlarıdır. Eğitim usulü olarak genel ahlak kurallarının esas bilindiği okullarda eğitim ilk, orta ve yüksek düzey olarak üç kısma ayrılmıştır. Korku ve dayağın eğitim için geçerli olduğu görüşündedirler. “Ptah Hotep ve Anı” adlı iki büyük öğretmen ve düşünür yetiştirmiştir. Eski Mısır’da öğretmen, “tanrı” kadar saygın ve yüce bir kişidir.

  Mezopotamya’nın büyük medeniyetlerinden birini inşâ eden Sümerler, eğitimi mabedlerde sürdürmüş; dersler rahip ve kâhinler tarafından verilmiştir. Astronomi, matematik, coğrafya, geometri, tıb ve zooloji ilimleri okutulmuş; talebeler, üzeri yazılı tabletlerde okuma-yazma öğrenmişlerdir.

İslâm Kültür ve Medeniyeti’nde Eğitim

Nur’un indirildiği mekân Arap Yarımadası’nda, İslâm’ın zuhurundan evvel eğitim faaliyetleri yok denecek kadar azdı ve okuma-yazmayı birkaç mühim şahsiyetten başkası bilmemekte idi. Lakin bu azlığa rağmen teşekkül eden bir kurum vardı ki “Küttab” olarak biliniyordu. Mekke, Arap dilinin inceliklerine vakıf olmasına rağmen Arap yazısını Hirelilerden ve ticaret vasıtasıyla gittikleri medenî beldelerden öğrenmişlerdi. Nitekim İslâm’ın zuhur ettiği sıralarda Müslüman Kureyşlilerden okuma yazma bilenlerin sayısı, sadece 17 kişi idi.

Kendisine Allah kelâmı takdim edilen ve âlemlere rahmet kılınan Peygamber Efendimiz, ulvî öğreticilik vasfıyla ilk Müslümanları ve evvelâ ashabını eğitmiş; İslâm’ı yaşamak ve yaşamayı yalnız İslâm üzere bilmek şuuruyla her biri, ayrı vasıflarıyla Allah Resûlü’nün sahabe halkasına dâhil olmuşlardı. Keza İslâm ve onun sinesinde doğan dinî, ilmî ve içtimâî ortam, halkı ve bilhassa Müslümanları okuma-yazmaya ve ilme teşvik ediyordu. İlk yıllarda bu eğitim vasıtasıyla “Küttab”lar da alınmış; sonraları Bedir Gazası esirlerine uygulanan “okuma yazma öğretme koşuluyla hür kalma” şartı vesilesiyle birçok Sahâbî okuma yazma öğrenmişti.

İnsanlara İslâmî esasların anlatıldığı ve Kur’an-ı Kerim ayetlerinin okunduğu iki ev vardı ki, onlar; Allah Resulünün ve sahabeden Erkam b. Ebi’l-Erkam’ın evi idi. Medine’ye hicretle beraber bu ilim yuvası, Allah Resulü’nün inşa ettirdiği “Mescid-i Nebevi”ye intikal etti. İlim tedrisi, mescidin kısımlarından olan “Suffe” de sürdürüldü. “Ashab-ı Suffe” ise ilmi bizzat “O”ndan dinlemekte ve usullerin en güzeli olan hayatlarına geçirmek suretiyle öğrenmekteydi. “Suffe”, ayrı ayrı mekânlarda hem hanım hem de erkek sahabîlerin ilmin hakkını verdiği mekân. Ve “Suffe”lerden çıkan sahabîler ile arzın merkezinden Çin’e, Hind’e ve Rum’a kadar dalga dalga yayılacak olan İslâm Rüzgârı.

“Mescid- Nebevi”nin ilim halkaları, eğitim kurumlarının nüvesi halinde görülmüş ve bu timsal yüzyıllar boyu sürerek gelenekselleşecek olan ilim mescidlerine taşınmıştı. Fatımî Kahire’sinde inşâ edilen ve günümüzde de eğitim faaliyetine devam eden Ezher Camii; Şafiî ve Hanefî ders halkaları kurulan Şam topraklarındaki Ümeyye Camii ve kırkı geçen ders halkalarıyla Mısır’daki Amr Camii, eğitimin mescidlerdeki en önemli temsilcilerindendir.

Küttablardan mescidlere, mescidlerden medreselere halka halka yayılan ilim, ulemaların evinde de tedris edilmiş; birçok âlim evini eğitim yurdu hâline getirmiştir. İbn-i Sina (v.428/1036) geceleri evini “eş-Şifa ve’l Kanun” okumaya tahsis etmiş, İmam-ı Gazâlî (v. 505/1111) Nişabur Medresesinden ayrıldıktan sonra talebelerini evinde kabul ederek ilmi ve tasavvufî faaliyetlerini orada gerçekleştirmiştir.

Zamanla kültür ve ilim alışverişi yapılan yuvalar haline gelen sahaflar, ilme âşık her tabakadan insanın mütalaa ve münakaşalar yaptığı buluşma yeri haline gelmiştir. Makrizi, 15.yy Kahire’sini tarif ederken “sahaflar çarsısı”ndan bahseder ve aynı şekilde Bağdat’ta da “sahaflar” ve “varaklar” çarsısı olduğu kaynaklarda geçmektedir.

Şehirlerden ve medeniyetlerden uzakta olan Badiyeler (Çöl), Arap dilini fasih bir şekilde öğrenmek isteyenlerin başlıca uğrak mekânlarıydı. Şehirlere nazaran kültür alışverişi az olan çöllerde Arap dili dış tesirlerden uzak kalarak saflığını korumuş ve fesahatini devam ettirmiştir. Bu sebeple Bedeviler, fasih Arapça’nın öğrenildiği kimseler hâline gelmiş ve “Badiye”ler eğitim merkezi hâlini almıştı.

Medreselerin yaygın hale gelmesiyle eğitim-öğretim faaliyeti sistemli bir şekle bürünmüş, ilim ehli ve talebeler için geniş imkânlar sunulmuştur. Bu sayede medreseler, âlimlerin ve talebelerin cazibe merkezine dönüşmüş ve döneminin ileri gelen hocaları ile geniş bir talebe kümesini kendisine çekmiştir. Medreselerin intişarıyla, ehemmiyeti ve itibarı azalan diğer öğretim halkaları ise uzun yıllar sayılarını ve varlıklarını muhafaza etmişlerdir.

Daima mevcudiyetini ve ehemmiyetini koruyan eğitim müesseselerinden biri de “kütüphaneler”dir. Kütüphaneler, tarih boyunca her ilmin muhafaza edildiği, her din ve milletten ilim adamlarının toplanıp araştırma ve münakaşalar yaptığı mekânlar olagelmiştir. Kütüphaneler tercüme, rasathane, istinsah ve mücellidhane gibi bölümlerden meydana gelmesinin yanı sıra aynı zamanda bir medrese hüviyetindedir. İslâm tarihinde en önemli iki kütüphane vardır ki bunlar; Abbasiler devrinde Bağdat’ta kurulan “Beyt’ül-Hikme” ve Fatımi Kahire’sinde kurulan “Daru’l-Hikme”dir ve aynı zamanda ilk İslam üniversitelerinin nüvesini oluşturmuştur.

Emevîler Devri, açılan kütüphaneler vasıtasıyla ilmin ve ilim adamlarının cezbedildiği, tercüme faaliyetlerin hızlandığı, dünyanın pek çok ülkesinden âlim ve mütercimlerin İslâm coğrafyasına akın ettiği bir dönem olmuştur. Bu halin neticesi olarak yeni tedrisat alanları doğmuş, Batı ve Doğu ilimleri İslâm coğrafyasına taşınmıştır. Dinî ilimlerde fıkıh, hadis öğretimi ve cedelle ilgili öğreticiler bu dönemde ortaya çıkmışlardır. Bu ve benzeri faaliyetler tüm ihtişamıyla Abbasî ve diğer Müslüman devletler tarafından sürdürülmüş; ilim ve irfan bayrağını en önde taşımak gayesiyle takaddüm ederek geleceğe taşınmıştır.

Hicri 459 senesinde, Büyük Selçuklu Devletinin veziri Nizam’ül-Mülk, Bağdat’ta İslâm eğitim-öğretim tarihinin dönüm noktasını teşkil eden medreselerin ilkini açtı. “el-Medaris’ün- Nizamiyye” (Nizamiye Medreseleri) ile Ehl-i Sünnet inancı Bağdadlıların kalbinde yeniden diriltilmiştir. Bu medreseler en küçük kasaba ve köylere kadar yayılmış, Selçuklulardan sonra kurulan İslâm emirlik ve devletlerinde de bu medreseler, eğitim müesseselerin merkezini teşkil etmiştir. Eyyübîler ise Mısır’da Şiî hâkimiyetine son verip Ehl-i Sünnet akaidini yeniden yaymak gayesiyle Mısır’da çok sayıda medrese inşa etmişlerdir.

Osmanlı’nın kuruluşuyla birlikte dünya çapında gerçek medeniyet ifadesini bulan Türk, içtimâî, iktisadî ve siyasî sahalarının teşekkülünde İslam Medeniyeti’nin usûlünü esas almış ve tatbik etmiştir. Nitekim ilk Osmanlı medreseleri, Selçuklu ve Anadolu Beylikleri medreselerinin devamı niteliğindedir. Evvelâ devrin ulema ve meşayihleri vasıtasıyla tekkelerde yürütülen eğitim, Orhan Gazi devrinde İznik Medresesi ile devam etmiş; fethedilen pek çok memlekette medreseler kurulmuş ve eğitim bu medreseler yoluyla idame ettirilmiştir. Fatih Sultan Mehmet devrinde, müesseseleşen medreseler daha teferruatlı bir yapıya bürünmüştür. Fatih, medreseleri mertebelere ayırmış ve üst düzey eğitim veren Sahn-ı Seman Medreseleri’ni de kurmuştur. Her saha da ilim-irfan; edep, aşk ve vecdle kuşanılmıştır. XVI. Asra tekabül eden Kanuni devri, medeniyetin ve nizamın en âli derecede olduğu, maddede en büyük ve en kuvvetli fakat manada -aşk, vecd ve ilim de- donmaya başlanıldığı ilk dönemdir. Kanuni devrinde, Sultan tarafından Süleymaniye Medreseleri inşa edilmiş; eğitim müesseselerinin sayısı ve mertebeleri artmış, medreseler en kâmil şekline ulaşmıştır. Bunun yanı sıra ilk defa Kanuni devrinde “Şeyhülislam”lar tayinle mevkie gelmeye başlamış, bu hâl ise ilerleyen dönemlerde otomobile şeytan arabası, matbaaya küfür aleti yaftasını yapıştıran, imparatorluğu başta eğitim ve ilim alanında tereddiye uğratacak olan kaba softa tipinin doğmasına sebep olmuştur.

***

Muradımız, Büyük Doğu medeniyet tasavvurunun heykelleşerek, bahsini ettiğimiz eğitim tarihin eklenmesi.

 

İstifade Edilen Kaynaklar

1.Salih Mirzabeyoğlu, Dil ve Anlayış, İbda Yayınları

2.Kemal Aytaç, Avrupa Eğitim Tarihi, Phoenix Yayınları

3.Johannes Pedersen, İslam Dünyasında Kitabın Tarihi (Trc. Mustafa Macit Karagözoğlu), Klasik Yayınları

4.Dr. Ahmet Çelebi, İslam’da Eğitim-Öğretim Tarihi (Trc. Prof. Dr. Ali Yardım), Damla Yayınevi

5.Prof. Dr. Cahid Baltacı, İslam Medeniyeti Tarihi, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları

 

Aylık Dergisi 150. Sayı Mart 2017

Yazar

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir