Yazarlar

Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -III-

-Son Yemek-

 

Panteon’da, evlerde ve Roma’nın dehlizlerinde herkes aynı mevzuyu konuşuyordu. Kâh şehir meydanlarında, kâh mağaralarda görünen bir adamın söyledikleriydi herkesin ortak mevzusu:

“Sağ yanağına tokat atılsa, diğer yanağını çevireceksin.”

Arenalarda kölelerin sadistçe katledildiği bir devir…

Roma’da en zâlim şiddeti bir söz ve davranışla boşa çıkaran, vicdanlara hitap eden bir buyruk… Roma şaşkın!

“Komşunu kendin gibi seveceksin”

Bütün Roma’nın sosyal statüsüne karşı açılmış bir savaş. Nefsini, başkalarının nefsi ile bir tutma tavsiyesi ve kendine yapılanı merhametle karşılama emri. Öyle bir tavır ki, taşa gösterilse yumuşayacak, dize gelecek; ama, Roma’nın ileri gelenlerinin rahatsızlığına sebep…

Hz. İsa, Romalılar tarafından ölüm fermanı ile aranıyor. Yeni dinin (İseviliğin) mensupları, arenalarda arslanlara atılıyor, taşlanıyor, dışlanıyor.

Bir not olarak ekleyelim ki, bugün, (Spartaküs) dizisi ile mevcutta olan ve potansiyel köle adaylarına süslü efektlerle o günleri anlatan, sunan da şimdinin Roması Amerika; başkaldırışın en kaliteli dizisini yapan da o, köleleştirmeye devam eden de…

İnsanlığın başına bela Yahudiler Hz. İsa’yı arama işinin başını çekenler arasında… Tarihin her döneminde tahripçi mizacını sahneye koyan, nerede birlik görse dağıtan yahudi, Romalılardan bin kat daha hevesli Hz. İsa’yı arıyor öldürmek için. Ve onunla alakalı her şeyde, gönüllü olarak görev alıyor.

Allah tarafından Hz. İsa göğe çekiliyor ve ilâhi hikmet ve kader icâbı yüzü Hz. İsa’ya benzettirilen Yuda çarmıha geriliyor…

Çarmıhta “terk edilen” Yuda…

Rönesans’ta ve sonrasında birçok meşhur ressamın mevzu ettiği bir tablo: “Son yemek” yahut “Son akşam yemeği”… 15. yüzyılda Milano‘da Leonardo da Vinci tarafından Duke Lodovico Sforza’nın isteği üzerine yapılmış bir fresktir. İlginçtir, Hıristiyanlık inancına göre “Son Akşam Yemeği‘nde İsa ve Havarileri Kutsal Kase‘den şarap içiyorlar ve ekmek yiyorlardı”; ancak Da Vinci’nin resminde kâse ve şaraplı ekmek yoktur. Hıristiyanlık dünyasında uzun yıllar tartışma konusu olmuştur bu durum. Hz. İsa ve havarilerinin bulunduğu, ve Hz. İsa’nın “Horoz ötmeden biriniz beni ihbar edecek!”  dediği akşam.

Tablo’daki Yuda-Yehuda, tedirgin…

Judas ve Son Yemek… Bu isim ve yemek etrafında biraz duralım.

Hırıstiyanlık’ta ve Batı’da Yuda ihanetin sembolüdür. Günlük konuşma dilinden deyimlere kadar uzanan binbir yerde ona rastlayabilirsiniz;

Mesela birisi size ihanet etmişse “seni yuda senii” tarzında hitap eder Hıristiyanlar…

Şiirlerden şarkılara, bira isminden 13 rakamının uğursuzluğuna inanmaya kadar binlerce argümanı kendisinde barındırır bu isim. Batı’da idam mahkumlarına özellikle “son yemek” isteklerinin sorulmasının da Hz. İsa ve havarilerinin yedikleri yemekten atıfla olduğunun da altını çizelim. Mesela Tablo’daki dökülmüş tuzdan mülhem Amerika ve Batı’da dökülmüş tuzun uğursuzluğuna inanılır. Lost dizisinin tanıtım fragmanlarından bütün bir edebiyat dünyasına kadar yüzlerce misal verilebilir.

“Judas”ın Fransızca da “Dikiz deliği” mânâsına gelmesi, Belçika’da bir bira ismi olması, Depeche mode’un bir şarkısının konusu olması gibi günümüze dair misaller de vardır; edebiyat alanında ilk hatrımıza gelen misal Oscar Wilde’ın The ballad of reading gaolReading Zindanı Baladıdır; bu balad’ın ilk kısmında geçen:

“Kulak verin sözlerime iyice,

Herkes öldürebilir sevdiğini

Kimi bir bakışıyla yapar bunu,

Kimi dalkavukça sözlerle,

Korkaklar öpücük ile öldürür,

Yürekliler kılıç darbeleriyle!”

bölümünün “Korkaklar öpücük ile öldürür” mısraları, Yehuda’nın anlaştığı Romalılara, Hz. İsa’yı öperek işaret etmesine atıftır. “Kiss of judas”  Yuda’nın Öpücüğü; Yuda, Romalılar’ın verdiği 30 gümüş para karşılığında ‘yarın meydanda onu öpeceğim, gidip yakalarsınız’ diyerek bu öpücüğü işaret olarak kullanır. Son akşam yemeği’nin ertesi günü verilen bu öpücük, ihanet öpücüğü olarak da bilinir…

Yuda’nın kızıl sakallı olması bile Avrupa’da özellikle Ortaçağ’da kızıl saçlı ve sakallılara karşı önyargı doğurmuş ve nefrete sebeb olmuştur. Irk olarak kızıllığın yaygın olduğu Kelt’liler de bu bakış açısından epey pay sahibidirler.  İtalyanca “Barba rossa” kelimelerinden türeyen “kızıl sakal” sıfatının meşhur Osmanlı kumandanlarından Oruç Reis‘e kızıla çalan sakalı yüzünden Barbarossa adını vermeleri de tesadüfî olmasa gerek? Oruç Reis’in şehadetinin ardından küçük kardeşi Hızır için kullanılan bu isim, Türkçeye Barbaros olarak geçmiştir. Herkesin bildiği “Barbaros Hayreddin Paşa” mâlum…

Yehuda’nın Hz. İsa zannedilerek çarmıha gerildiği ağacın erguvan olduğu ve böyle bir alçaktan utanarak kızardığı ve pembeleştiğine inanılır Hırıstiyanlarca…

Van Gogh, “Balzac’ın sadece şu cümlesi yeter” derken acaba o geceyi, ertesi gününü mü kast ediyordu: “fundalıklarda sessiz duran bir horoz gibi”…

Sadece tek bir kelime ve isim etrafında bu kadar zenginliği baz alarak düşünürsek, Hırıstiyanlık’ın Antik Romalılar ve Batı kültürü üzerindeki etkilerini ve Roma’nın Rönesans’a doğru kıvrılışını daha iyi anlayabiliriz sanırız.

Roma ve Yahudiler Hz. İsa’nın öldüğü tesellisi ile sevine dursunlar, Üstad Necip Fazıl’ın dediği ile “Hz. İsa’nın üflediği nefes” bütün Roma’yı saracak ve devletin dini olacak.

Fakat her ne var ki, Ashab-ı Kehf misalinden bildiğimiz gibi, Hz. İsa’nın getirdiği ve söylediği tahrif edilmiş, putlaştırılmış bir hâle gelecekti. Ne olursa olsun, Roma’lı içindeki boşluğu, rûhî ukdesini bulmuştu. Gayretlerini bir değere bağlıyordu artık.

Hıristiyanlığı hayatlarının merkezine aldılar ve elde ettikleri bütün verimlere yeni bir göz-ruh ile baktılar. Kilise kuruldu, Latin dili iyice ehemmiyet kazandı.

Milattan sonraki dönemlerde ilmî verilerin hepsi teolojik boyutları ile de değerlendirilmeye başlanmıştı. Yunan Aklı’nın verimleri sonrasında Kilise’nin söylemleri ile çatışmaya başlamıştı. Bu mevzuya bir misal verelim. Astronomi’de belirli bir noktaya gelinmiş bir hâlde iken Kilise buna karşı çıktı. Kudüslü rahip Cyril (ölümü M.S. 360) ile Tarsus Metropoliti Diodorus (ölümü M.S. 394)un desteği ile, meşhur “dünya düzdür!” kararı alındı. Prof Dr. Hüseyin Gazi Topdemir’in ifadesi ile “başta ilme sahip olmak başlı başına bir erdem sayılırken, giderek ilmin yararı tartışılmaya başlandı.”

Tarih M.S. 476 sıraları… Batı böyle de diğerleri nasıl ki? Hep öyle… Bütün dünya, tarihi boyunca görmediği bir karanlığa niçin gömülmüştü? Nasıl ve neden? Dünya cahilliye dönemine girmiş ve mahfuzlar hariç vahşilerin yaşadığı bir yer olmuştu.

Aylık Dergisi 104. Sayı Mayıs 2013

Yazı: Fatih Turplu

Yazar

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir