Yazı Detayı
24 Ekim 2017 - Salı 15:22
 
Varlık Sayılarla Değil, Ruhla Bilinir!
Mevlüt Koç
 
 

Modern olarak yapılandırılmış, yukarıdan aşağı doğru giydirilmiş politikalar ve mekanizmalarla yönetiliyoruz. Ne var ki, modern ya da modernin bir başka boyutunu oluşturan bu politikalar dünyayı kötü, gayesi olmayan bir oyun alanına çevirdi. Batı kültürünün kendi tasavvur ve kalıbına göre yoğurduğu insanlık, biçimsiz yığınlara dönüştü. Üretim düşüncesinin pençesinde bir morfinman gibi kıvranan insanlığı, artık sadece maddî olan ilgilendiriyor. Ve insan kendi ürettikleriyle harekete geçiriliyor. Bu da onların hayatları boyunca ilgi duydukları alanların kalitesini ve kalibresini göstermeye yeter. Modern bireyin kalbi, artık duygulardan çok sayılarla ve çizgilerle dolu. Ahlâkî çöküş, Batı kültürünün üst sistemlerini ve diğer değerlerini de çökertti. Yeni düzenlemeler yapılsa da düzenin temeli değişmiyor. Batı medeniyetinin kendisi bile koyu bir bunalım döneminde. Asya, Afrika ve Amerika’nın büyük kısmı ise, hâlen Batı tarafından yok edilme ya da asimile edilme tehdidi altında can çekişiyor! Kendi dünyasının normlarının, dönüştüreceği toplumlarda geçerli olmamasını sadece bir kural ve metod yokluğuna bağlayan sömürgeci zihniyet, 21. yy’da bile, her türlü hukuksuzluğu yapma hakkını hâlen kendisinde bir imtiyaz olarak görüyor. Kapitalist-modernist sisteme hizmet etmek üzere yetiştirilmiş, acıyı da günahı da benimsemekten uzak, Amerikan ruhsuzluğunun emrine yazılmış bu insan modelini, artık hadiselerin ruhu değil, sadece takdim ediliş biçimi ve tahkiyesi ilgilendiriyor. Kararlarını doğru-yanlış, haklı-haksız olan değil, maruz kalma ve bunun seviyesi belirliyor. Bir lokma yiyeceğe, bir yudum suya muhtaç; fakat bunu bile bulamadığı için açlıktan ölen yüzbinlerce insanın yaşadığı trajedi basite indirgenip, teknik bir soruna dönüştürülünce insanlar rahatlıyor. Dolayısıyla mekanik olmayanı anlamayan, zevkleri kalıplaşmış, modanın ve markanın peşinde koşan, ruhî güzelliklerden ve bu güzellikler karşısında zihnî bir heyecan duymaktan uzak bir insan türüyle karşı karşıyayız. Belli ki, ruhlarda hiç bir istinad noktası kalmamış… Ömrünün sonunda mânen iflas etmiş, giderek kibrinden fosilleşen, içi boş bir görüntüden ibaret insan modeli söz konusu. Demokrasi ve özgürlükleri fetişleştirenler anlamasa da, böyle bir kültürde, insan kendisini yaratılış gayesine yükseltecek bir özgürlük alanı bulamaz. Dolayısıyla, ferdin kaba ve ortaklaşa bir tipe irca edildiği duyumcul bir kültürde, her şeyi derinden duyan, tutkuyla bir şeye bağlanma istidadında yaratılmış zarif ve seçici bir ruhun önünde; ya çaresizliğin ezilmişliği içinde kendi içine kapanıp orada yaşamak ya da kendini iptal etmekten başka bir seçenek kalmıyor!

Feodal, emperyal ya da “modern krallık”, Batı tarzı tüm yönetim biçimlerinin, diyalektik olarak kendi çöküşlerini yine kendi içinde üreten bir yapısı var. Direnç, dayanıklılık zamanla bünyeden mikroba geçiyor ve bünye, kendi yok oluşunun durmadan çoğalan bakterilerini, yine kendi içinde üretmeye başlıyor. Başlangıçtaki yaratıcılık, moral ve güven giderek pörsüyor ve nihayetinde de yaratıcılığını tüketerek, ruhsuz bir biçimciliğe ve otoritarizme evriliyor. Sistem karmaşıklaştıkça da bu hastalık ya da sorun kendisini daha çok htiriyor. Nitekim, bir bütün halinde çalışan küresel ekonomik sistem sayesinde, bir ilişkiler bütününden başka bir ilişkiler bütününe geçerek, büyüyerek ve genişleyerek devam ede gelen krizler, günümüzde nihaî bir krize dönüşmüş durumda. Lâkin krizin faturasını sorumlu olanlar değil, hiçbir suçu olmayan kesimler ödüyor. Risk alması, elini taşın altına koyması gerekenler ise, modern kurumların ve siyasî ilişkilerin karmaşıklığı sayesinde paçalarını kolayca kurtarıyor, hatta ödül bile alıyorlar. Devletler ise, yanlışın kendi doğrularını doğurduğu bir süreçte, devletin kontrolünü çoktan ele geçirmiş büyük şirketleri kurtarmakla meşgul. Ve ne yazık ki, bu kanunsuzluğu küçük işletmelerin yok olması pahasına yapıyorlar. Aslında tüm bu sorunların ve trajedinin kaynağında; modern aklın tümevarımın zafiyetiyle malûl, doğruluk ve kesinlik kazanması için sonsuz ve sınırsız sayıda teyide muhtaç, kemiyet olarak kalabalık, fakat keyfiyeti itibariyle fakir bilgi var. Dahası, bilgi tekelini elinde bulunduran gücün denetiminden geçmeyen bilgi, bilgi olarak değer bulmuyor. Tek merkezden yönetilen ve birbirini refere eden zihinler arasındaki örtüşme o kadar büyük ki; paradoksal biçimde, edindiğimiz enformasyon arttıkça, sahip olduğumuz bilgi azalıyor. Zihinler birbirini etkiledikçe de bilgi kozmetikleşiyor. "Halkın aklı gözündedir, halk gördüğüne inanır" doğrusuna misâl; bilgisizliğimizi değil, bilgimizi onaylayan şeylere bakma eğilimimiz artıyor. Bu da sıradışı hâdiseleri gözardı etmemize sebep oluyor... Oysa tarih, dünyamıza hükmeden sıradışı hâdiseleri bizden saklar. Dahası bunların gerçekleşmesi ihtimali hususunda bize yanlış fikirler verir ve çoğu zaman bizi yanıltır.

Dolayısıyla, “eşya ve hâdiselere meçhûle hürmet tavrı içinde” yaklaşmadığınız zaman; tarihi şekillendiren, hayatlarınız üzerinde büyük bir etkisi olan ve sırf beklenmedik olduğu için gerçekleşen sıradışı hâdiseleri de kestiremezsiniz... Hâdiseler sizi peşinden sürükler. Hele, “bizim gibi”, zihnî dünyanızın tüm kurucu unsurları dışarı ise, ister istemez, rejim savunuculuğu, aydın sınıfına girmenin ön şartı hâline gelir ki; entelektüel alandaki boşluğu da, iyileştirsin diye kendisine teslim edilen hastayı kadavraya dönüştüren doktor misâli, kendi zırvalarına fazlaca inanan "köşe yazarı"yla doldurmaya mahkûmsunuz demektir.

Ne var ki bu imkânsızdır. Çünkü, aydın çağından mesulüdür. Dolayısıyla sadece bilmesi yetmez, bildiğiyle amel etmesi gerekir. Oysa bizim gibi “garbzedesi” bol ülkelerde, köşe yazarlarının çoğu devrim muhafızı gibi çalışır. Meseleleri meselelerin istediği seviyede ele alamadığı gibi, fikirleri de istediği gibi eğip büker, çarpıtır, kendi çıkarları istikâmetinde kullanır. Hiçbir bedel de ödemez. Oysa sistemin yerleşmesi ve gelişmesi bedel ödemeyi gerektirir; ve bu yolda en büyük bedeli de entelektüel kesim öder. İki yüz yıllık modernleşme sürecimizde, birkaç büyük istisna dışında fikir çilesi çeken, “Mutlak”a açlık duyan, ona yönelebilen ve onu “hâl an”da yakalayabilen aydınımız neredeyse yok gibidir. Hâlbuki mücerred fikir istidadlısı için, kendi iç âlem düzeninde mükemmeliyeti arzulamayan hiçbir insan değerli değildir. Dolayısıyla, ona yönelmeyen her şeyden de tiksinecektir. “Ölmeden önce ölünüz.” ölçüsünden aldığımız pay nisbetinde söylersek; “Mutlak”a duyulan özlem, ölümsüzlük özlemidir... Ve ölmeden önce ölmek, zevken idrakimiz nisbetinde, şeylere yeterince şevk ve hüzün katar. Üzerinde olduğumuz, zamanı içinde bulunduğumuz “iş”i de bizim için anlamlı ve anlaşılabilir kılar. Kesrette vahdeti yakalayabildiğimiz, varlığın birliğine şahitlik edebildiğimiz nisbette de, bize gizli olan pek çok şey aşikâr hâle gelir... Ölmeden önce ölmenin sırrını ararız. Ölümsüzlüğe duyduğumuz açlık da biter!

 

Aylık Dergisi 157. Sayı

 

 
Etiketler: Varlık, Sayılarla, Değil,, Ruhla, Bilinir!,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
11 Aralık 2019
Tanrılarında Var Olmayanı Kullarında Vehmetmek
01 Kasım 2019
Sanat İnkarın Değil, İnanmanın Yeridir
02 Ekim 2019
Düşünen Şuurun Kendine Şuuru Yoksa...
01 Eylül 2019
Hakikate Ulaştırmıyorsa Hatta Uzaklaştırıyorsa Ay’a Gitmenin Anlamı Ne?
02 Ağustos 2019
Çareyi Yanlış Yerde Aramak
26 Haziran 2019
Oluşunu Zirvede Tamamlayan İki Büyük İnsan
01 Mayıs 2019
Evrensel Değerler mi, Vahşiler Sürüsüne Verilmiş Tavizler mi?
01 Nisan 2019
Üzerinden Yürüdüğünüz Kültür, Varacağınız Yer Üzerinde de Belirleyicidir
01 Şubat 2019
Modern Devlet Artık Daha Saldırgan
08 Ocak 2019
Kaynak Değil, İdrak Sorunumuz Var
06 Aralık 2018
Bundan Büyük Kriz mi Olur?
29 Ekim 2018
Beklentinin Tatlı Tuzağında Yiten “Cennet” Hayali
01 Ekim 2018
Yitik Ruhlar-Anlamsız Yüzler
02 Eylül 2018
Bir Başına
02 Ağustos 2018
Geçmişi Olmayanın Geleceği de Olmaz
01 Temmuz 2018
Ölüm Ruhun Hurucu, Hayat Öte Yakada
01 Haziran 2018
Bilgi ve İlgileri
01 Mayıs 2018
Soğuk Savaş Sıcağa, “Aydınlanma” Yanmaya Dönüyor
05 Nisan 2018
Formların Varlık Giymesi ve Varlığı Kaybetmesi Süreklidir
01 Mart 2018
Bütüne Duyulan Arzu
27 Ocak 2018
Sadece Olayları Görüyor, Kuralları İse Hiç Görmüyoruz
27 Aralık 2017
Kategorilerin Keyfiliği
03 Ekim 2017
“Bütün”ün İdaresi Elden Kaçınca…
05 Eylül 2017
Hayatın Kökeni Sırdır, Sır İdraki Güzellik İdrakidir
31 Temmuz 2017
Dinden Çıkış Sürecinde Yeni Safha
27 Haziran 2017
Karmaşık Sistemler, Gerçek ve Uyduruk İstikrar
03 Haziran 2017
Geleceğe Dönük Bir Hamle Olarak 16 Nisan
14 Nisan 2017
Gerçek Yenilik İlâhîdir
05 Nisan 2017
Gelecek Geçmiştedir
03 Şubat 2017
İlerleme İlleti
04 Ocak 2017
Aydınlanma(K) Mı – Ateşte Yanmak Mı?
30 Kasım 2016
Yeni Sistemin Yeni Yapılarını İnşa Süreci
06 Kasım 2016
İllegalite Artık Batı’nın Resmî Politikası
03 Ekim 2016
Modern Haramiler Uşaklarıyla Pusuda
05 Eylül 2016
Hadlere Riayet
04 Temmuz 2016
Zevk'e Dair
05 Mayıs 2016
Tanrı’yı Oynamanın Ağır Bedeli
05 Mayıs 2016
İnsanlık Okka Hesabı Tek Haysiyetli Ses Türkiye!
01 Şubat 2016
Gözden Öz’e
03 Aralık 2015
Ortalama İnsan
04 Eylül 2015
Bilgiye Giden Yolda Dil
29 Mayıs 2015
İmkânsızlığın Dünyası
30 Nisan 2015
Zayıfın Kuvveti
06 Şubat 2015
Oyun Büyük, Plan Şeytanî
16 Ekim 2014
“Kötü Bir Orkestranın İçinde Kalan Usta Şef“*
28 Ağustos 2014
Geçmiş Geleceği Aydınlatmadığı Zaman
01 Ağustos 2014
Dünya Düzenine Dönüşen Yalan
04 Temmuz 2014
İşlenmedik Suçun - İşlenmedik Günâhın Bedelini Ödemek
29 Ocak 2014
Beklenmedik Olanın Gücü
25 Kasım 2013
"Esatir ve Mitoloji" Vesilesiyle
07 Kasım 2013
Kültürün Nüfuz Ve Sirayet Edebilirliği
06 Kasım 2013
Bir Fikir Nasıl Temsil Edilemez
11 Şubat 2013
Gelecek Yeni Kültür
01 Kasım 2012
Öngörülemezlik - Tümlenemezlik
01 Ekim 2012
İzafiyetin Kısır Döngüsü
01 Eylül 2012
“Dünya Görüşü” Üzerine
01 Ağustos 2012
Münasip Görmek ya da Uşaklığa Özenmek
01 Haziran 2012
Meçhule Hürmet Tavrı
01 Mayıs 2012
Halleri Suretlere Giydirmek
01 Nisan 2012
Peşin Fikir Hikmeti ve Peşin Hükümcülük
01 Nisan 2012
Doğrulama Hatası/Doğrulayıcılık Mihrakı
01 Mart 2012
Sivil Toplumun Temel Çelişkisi
01 Şubat 2012
Yönlendirici İlke
01 Ocak 2012
Alemşümul Sistem Olmadan, Alemşümul Siyaset Olmaz!
01 Aralık 2011
Kılavuz Yıldız Olmak
Haber Yazılımı