Yazı Detayı
05 Nisan 2018 - Perşembe 21:50
 
"Uyan Ölü Adam"
Cumali Dalkılıç
 
 

İsa, İsa bana yardım et

bu dünyada yalnızım

üstelik berbat bir dünya bu

anlat bana, anlat bana hikayeyi

sonsuzluk hakkındaki

ve bütün olacak şeyleri

 

uyan uyan ölü adam

uyan uyan ölü adam

 

İsa, bekliyorum patron burada

biliyorum bizi kolladığını

ama meşgulsün belki

senin baban, dünyayı yedi günde yarattı

o cennetten sorumludur

benim için bir söz iletir misin ona

 

uyan uyan ölü adam

uyan uyan ölü adam

 

kulak ve sözlerine söyleyecekler ne yapacağını sana

iyice kulak ver kafanı karıştıran ritme

kulak ve saksafondaki titreşime

iyice kulak ve radyonun mırıltısına

iyice kulak ver dönen pervanenin seslerine

kulak ver trafiğin akışına

kulak ver umut ve barışın uyuşmaya çabalamasına

iyice kulak ver zamanları tükenen bandolara

 

uyan uyan ölü adam

uyan uyan ölü adam

 

İsa, hemen köşenin arkasında mıydın?

denemeyi düşündün mü onu uyarmayı?

yoksa yeni bir şeyler üzerinde mi çalışıyorsun?

bütün bu düzensizliğin içinde bir düzen varsa

bir teyp gibi mi bu yoksa?

geri sarabilir miyiz onu bir kez daha?

 

uyan uyan ölü adam

uyan uyan ölü adam

(U2-1997)

 

Batı’da yaşanan fikir ve inanç bunalımına Batı müziğinden de misaller verilebilir. Modern müziğin modern Batı insanında dışa vurulan kaos, korkunç bir boşluk hissi yanında arayışı da ifade ediyor.

 

Meselâ, İrlandalı müzik grubu U2’nun, ‘wake up dead man/uyan ölü adam’ adlı şarkı sözlerini, henüz ilk dinleyişimde merak etmiş, biraz daha yakından bakmak durumunda kalmıştım. “Büyük acıların insanı İsa” geri çağırılıyordu şarkıda; neyin nesiydi?

 

Rock müzik grubu U2, Batı insanının iç sesini bundan daha iyi dışa vuramazdı belki dedim kendi kendime... Öte yandan bir başka rock müzik grubu REM’in losing my religion/kutsalımı -veya- inancımı kaybederken adlı parçasında benzer hissiyat Amerikan kültürüne yaslanmış küstahlığıyla ifadeye kavuşurken, alay, inkâr ve ironi karışımı bir ifadeyle Batı’nın kutsallarını yere çalışıyla dikkat çekmektedir ki, ilk çıkış yaptığı dönem Batı’da epey tepki toplamıştı.

 

REM’in o şarkısıyla birlikte hazırlanan klibi bilenler, insan aklının uçuşa geçtiği Rönesans döneminden mülhem, “Batı insanını ve toplumunu anlamamış, aklıyla alay edip aptal yerine koymuş, karanlığa ve yalnızlığa terketmiş” kilise otoritesine sert hücum ve eleştirilere rastlamıştır. Solist, bir odada tek başına, "bu sadece bir rüyaydı" şeklinde anlatmaya çalışır halini.

 

REM şöyle seslenecektir:

"İnancımı kaybederken

Seninle bir arada durmaya çalışıyorum

Bunu yapabileceğimden emin değilim?"

 

60’lı yıllardan bu yana modern Batı gençliğinin kendini ifadesinde çok etkili olmuş müzisyen gruplardan verdiğim bu iki örnekle birlikte, “dünya müziği” dedikleri şey, dünya çapında insan ve toplum meselelerini çözüme kavuşturma noktasında fevkalade önem arzeden tartışmalı bir mesele olmaya devam etmektedir.

 

Batı müziği de, modernizmin tüm tesirleriyle birlikte değişen toplum, türlü bunalımlara terk edilen kültürle birlikte yenilenmek, yeni ifade zemini arayışları içindedir. Daha fazla görmezden gelinemeyecek bu husus, şimdilik kendini “kültürler arası diyalog” gibi siyasi projelere eşlik eden bir yerde duruş sergilerken bulurken, müzik felsefesi üzerinde düşünmek kenara, enstrüman çeşitliğiyle kültür çeşitliliğini tek sahnede sergilemekle teselli buluyor; müzik neye yarar, niçindir sorusu genellikle güme gidiyor.

 

Müzik kültüründe yeni çığırlar tutuşturmak, onunla modern insanın iç dünyasına dürüstçe bakmak, insanda dışa dönük eğilimleri ahlakî ve tutarlı biçimde eleştirmek, derinlik, çap ve başarı ölçüsü aramak değil, daha çok eğlence sektörü ve ticari kaygılarla “anlam ve değer” biçilmektedir.

 

Kültür Emperyalizmi ve Müzik

 

ABD’nin Vietnam işgaliyle birlikte bunalan Amerikan toplumunun müzik diliyle reaksiyonunu Avrupa dahil tüm doğu dünyası ağzı açık kopyalamış, esen rüzgara teslim olunmuştu. “Modern sanat”ın müzik için müzik macerasına tempo tutan topluluklar ise, adi pazarlama ve kâr hırsıyla kıta kültürlerine uzanmış ve müzik sanayiinde tekelleşmiş yapımcı şirketlerin müşteri portföyüne dahil olmaya başlamıştı.

 

Bu sınırı koyarken tüm sırrı uçup giden müzik tefekkürü, kuklalaştırılmış birtakım fenomen tiplerin şahsiyet ve görüşüne mahkum, çığlıklar koparıyor o gün bugündür; tecavüzün böylesi... Müzik dedikleri şeyin, kapitalist prodüksiyonların eğlence sektörüne malzeme kılınışını en çarpıcı biçimde reklam sektöründe görüyoruz artık.

 

Emperyalizminin en önemli enstrümanlarından müzik kültürünün kimler tarafından ve nasıl işlendiği daha çok politik bir mevzu olduğundan, yaşananları “kültür emperyalizmi”nin hükmü altında işaret edelim ve müziğin, tıpkı “sinema sektörü” gibi çok uluslu şirketler elinde bugün, “eğlence endüstrisi” ölçülerinden öte herhangi bir anlam taşımadığını belirtelim.

 

Müzik artık, adi bir tüketim metaıdır ve sıradaki itirazlar bunadır.

 

Yeni müzik”, “müzik kültürü”, “müzik zevki” aranmıyor değil ancak, bu da amansız bir kültür şoku halinde oldukça dar bir çevrede ve sığ biçimde deneniyor maalesef. Tartışmaya girişildiğindeyse, medya sektörünün kapitale mahkum hassasiyeti, müzik hassasiyetiyle cinnet getiren ruhları unutuyor.

 

Batı taklitçiliği bir yana, ahlaki ve manevi ölçü tanımaz ukala tepkisiyle pop müziğin -adı üzerinde başıboş kitle müziği!- sefil kültürüne, kulaklara tüy üzerine tüy diken gürültüsüne ülkemizde de şahidiz yıllardır. Bir çeşit “kulağa hoş gelen” gürültü kültürü gelişti.

 

Niçin Müzik-Nasıl Müzik?

 

Akıllara zarar başıboşluğun, ruhları sömüren bir disiplinsizliğe terkedildi müzik.

 

Oysa müziğin, beş duyudan öte ruhumuzun "hür" halini idrakte köprü, sembol dili, disiplin mevzuu, nizam duygusunu tertibe vesile oluşundan bahsedilmeliydi mesela?.. Enstrüman kıymetini en son tartışsaydık?

 

Kronolojik mânâsıyla bilinen/yaşanan/yaşandığı sanılan zamanın kanunlarını aşan, bambaşka mânâ alemine doğarız müzikle mesela? 

 

Varsa bir “gıda” tasası, ruhumuzun sözkonusu zaman birimlerine/4-5 dakikalık pop parça süresini kulaktan öte iç dünyamıza doğru derinliğine süreç halinde kritikten geçirip asıl müziği idrak etseydik?

 

Müziğin ne dilde, ne ruhta hiçbir karşılığı olmayan "anı yaşa" gibi artistik sloganlarla olanca değer ve ölçüsünü yitirmesi ne hazin! Her şeyde olduğu gibi müzik disiplinini de, yeni bir dünya görüşü olmaksızın kurmak pek mümkün görünmüyor?

 

Teknik ve enstrüman itibariyle müzik zaten “gelişmiş”…

 

Ancak bu gelişmişlik, çoğu zaman insan ruhuna kabus gibi çöken, kafamızı, kulak halkalarından itibaren zincirleme teneke tınılarına boğan işkence metodu bile sayılabilir.

 

Müzik yapacağız diye yeni birtakım enstrümanlarla tamamen his mevzuu bir “vakıa”yı garip gürültülere boğan, hatta işinde usta kabul edilen müzisyenler bile var.

 

Yeni zaman ve mekan ihtiyaçlarını karşılama zorunluluğunu "hissiyat/ruh cilalama" derdiyle karşılayıp ruhumuzu kurtarmak gerek?

 

Ruhumuz azapta!..

Şaşkınlıktan olsa gerek, kimi müzisyenler tarafından "kulak boyama-sağırlaştırma" cinayeti işleniyor.

 

Tekrar ve taklid yoluyla yapılagelen cover/yorumlar da donukluğun/apışmanın acı bir itirafından başka bir şey değil oysa?

 

Bir çığır açmak, müziği yeni bir senteze kavuşturmak, yeni bir konsept gerekmiyor mu?

 

Müziğe ne ölçüde hakim olunursa olunsun; şayet malzemeyi yeni bir ruhun/anlayışın nefes ve temasıyla değerlendiremiyorsak, örtün de ölelim.

 

90’lı yılların ruhlarda iltihaplanmaya yol açan pop ve arabeskin korkunç tesirinden şimdilerde ağır fakat belirsiz bir şekilde sıyrılıyor olsak da, özellikle müzikle ruhumuzdan neler çalındığını ciddi bir eleştiriyle ortaya koyup, sorumlularını vicdanlarda mahkum etmek lazım.

 

Bu hususta birtakım önyargı ve angajmanlar, “ağır şöhretler” etrafında güme gitmektedir; bizden söylemesi.

 

En hafif tabirle, budalaca beslenen hayranlıktan, “nasıldı?” sorusuna "çok güzeldi, çok eğlendik" türü laflarla müziğe tutkun ruhları fena halde doğrayan bir canilik bizimki?

 

İster samimice, ister küstahça olsun; Batı, yüzyılı aşkın süre aynı şeyi itiraf ediyor; kişi başına düşen “arayış ve oluş” macerası ortada!

 

Bizde de öyle?!

 

Yeni yüzyılda, her meselede olduğu gibi insanoğlunun derinliğine oluş duygusu, en samimi yönüyle müzik diliyle de ifade edilmesi gerekirken, dünya çapında bir kriz dil ve tel ucunda kekeleniyor.

 

Ne htiğinden, ne de “ötesi”nden habersiz insanların elinde dijital makine kurbanı müzik?

 

Ve onda ruhuna gıda arayan insanlık?

 

Bir zehir ki, ruhumuzun sonsuzluk tutkusunu zaman dışına savurdu.

 

Müziğimiz zavallı, ruhumuz sefil, zevkimiz hiç diyelim; tüm yarım oluşları çöpe atarak.

 

Ve sorgulayalım: niçin müzik ve nasıl müzik?

 

Aylık Dergisi 162. Sayı

 
Etiketler: "Uyan, Ölü, Adam",
Yorumlar
Haber Yazılımı