Yazı Detayı
31 Temmuz 2017 - Pazartesi 23:30
 
Üstad Necib Fazıl’ın Reis Bey Piyesi
Emrecan Çetin
 
 

İstanbul Şehir Tiyatrolarının bu dönemki oyun sezonu kapandı artık. Birçok oyuna elimden geldiğince gitmeye çalıştım. Bunlar arasında, Sızı, Macbeth, Cyrano de Bergerac gibi oyunlar da bulunuyordu. İsmini yukarıdaki sırada zikretmediğim benim için daha önemli olan oyun ise Reis Bey’di. Üstad Necib Fazıl’ın 1960 yılında kaleme aldığı bu oyun, sadece yazıldığı zamana değil, şu anda dahi etkisini kalblere sirayet ettirebilecek nitelikte bir eser.

Eserin muhtevasına, oyuncuların oyunu sahnelemekteki başarısına ve bendeki intibaına geçmeden evvel; Şehir Tiyatroları’nın millî ve yerli fikirlerle yazılmış oyunlara şu zamanlarda daha çok ihtiyacı olduğunu düşünmekteyim. Geçen sene seyrettiğim Son(suz) Öykü isimli oyunun sonunda sallanan “kızıl bayrak” ile bir oyunun insanların idrakine nasıl işlediğini açıkça gördüm. İlk bakışta göze hoş gelse dahî bu sahneler, yaydığı fikir nedeniyle zehir taşımaktadır. Bu sebeble de önümüzdeki seneye oynanacak oyunlar hususunda Üstad Necib Fazıl gibi bu toprakların ruh damarlarından aldığı vecd ve aşk ile eserler sunan yazarların oyunlarının oynanmasını temenni etmekteyim.

İki sene önceki Para oyununa gidememiş olmanın üzüntüsüne ilaveten geçen seneki oyun planına Üstad’dan piyes alınmamasıyla katlanan sancımı Reis Bey ile giderdim.

Eserin muhtevasına girmeden evvel oyuncuların bende bıraktığı intiba, umumiyetle iyi... Fakat şunu da söylemeden geçemem; “Reis Bey” rolünü üstlenen oyuncu, rolün veya oynadığı oyunun ağırlığından da olabilir, bazı yerlerde konumunu ayarlayamadı ve bu da estetik açıdan hoş görüntü vermedi. Bu eleştirimi gittiğim oyunlardaki oyuncuların ben de bıraktığı intiba ile mukayese ettiğim için bu kanaate ulaştım. Fakat oyuncunun bu durumu ne metnin önüne geçti, ne de gerisinde kaldı. Eserin muhtevasına zarar vermediği için oyuncuya eleştirimi burada kesebilirim.

Eserin mevzuu, merhametten yoksun bir hâkim, yanlış hükmüyle beraber inandığı yasalar ile vicdanı arasında sıkışan Reis Bey’dir. Daha önce merhamet ve vicdan kelimelerini sadece edebiyat kitaplarına has kabul eden ve adaletin yasalardan ibaret olduğu zannıyla hayat süren Reis Bey’in yanlış hükmü, vicdan ile tanışmasına vesile oluyor. Eskiden hor gördüğü batakhanedeki insanlara, düşkünlere, yankesicilere artık merhamet çerçevesi içerisinden bakıyor. Devamında ise Üstad:

“Reis Bey: Bir çete kuracağız! Reisiniz ben olacağım! (…) Bu çete bir dernektir. Cemiyetler kanununa göre kurulacak… Ve ne kadar hırsız, yankesici, dolandırıcı, kalpazan, kaatil, ırz düşmanı, zehir satıcısı, kumarbaz, serseri varsa, hepsine birden kapılarını açacak… (…) Acıyanlar ve acınanlar derneği… İki taraf içiçe… Zaten ikisi de bir… Acımalıyız ki, acınalım… Onun için, hâkim, avukat, muharrir, profesör, tüccar, işçi, mühendis, doktor, sanatkâr, her meslekten bizi kucaklıyanlara, buyurun diyeceğiz; buyurun, acımayı, acımaya erişmeyi cemiyete başlı başına şifa kabul edenler, kadromuzda birleşsin!.. İnsanlığa yeni kurtuluş yolu…”(1)

Bu söyleminden sonra batakhanedeki silahları, çakıları da toplar Reis Bey. Ardından polisler içeriye baskın yaparlar. Ve üzerindeki her şeyi ortaya çıkaran, maddeden arınmış Reis Bey’in cebinden eroin çıkar. Polis, Reis Bey’i kelepçeler. Tevkif edilir. Hapishanede batakhane çetesi ve “Adem Baba” ile beraberlerdir.

Daha sonra mahkemeye çıkacak olan Reis Bey, hepimize merhamet, vicdan ve affetmeyi yeniden öğretecek şu mühim sözleri yazar:

Merhamet!.. Lûgat kitabında bir kelime! Onu öğretmek… İnsanlara acımayı belletmek. Acımanın usullerini, ana mektebi programına eş yürütmek… Bütün cemiyeti mahşer arsasına benzer, bir acıma ve bağışlama zemininde toplamak, oradaki bir milyon bacalı, bilmem kaç milyon çarklı merhamet kambinasında çalıştırmak… İnsanda kötülük iktidarını döve döve pekleştirmek yerine, hohlaya hohlaya yumuşatmak, insanı kötülüğe iktidarsız kılmak…

(…) Üzerime çullanan vicdan azabı, tesellimi kurbanımın muhitinde arayışım, bitirim yerine dadanışım, en vahşi kalbleri eşeleyip oralarda gömülü gizli kıvılcımları bulmaya davranışım, merhamet tezim, af görüşüm, dağları eritecek kudrette olsa da kanunun kılımı kıpırdatamaz.(…) Eğer beni, benim eski anlayış ve usulümle mahkûm ettireceklerse, ben zaten onun mahkûmuyum, ayrıca hükme değmez; yok eğer, beni nugünkü halim içinde gördüklerini iddia ediyorlarsa, ona da taşıdıkları göz yetmez!

(…) Bir de kalkmış, belki kendimden birine, ondan öbürüne geçer, bir merhamet yangını çıkar, bütün ülkeyi sarar diye, tımarhanelik bir hayâlin peşine düşmüş, gidiyorum. Bunun için de en verimli tarla diye, kaatillerin, hırsızların, eroincilerin yuvasını seçmiş bulunuyorum. (…) Merhamet, harikulâde bir şey; içinde hayat kaynayan kazan…”(2)

Bende bıraktığı intibaı yazmak ilk başta kolay gibi görünse de birkaç gün boyunca oyunu düşündüm. ‘Merhamet ve vicdan yoksunu olmak nasıl bir şeydir?’ ‘Üstad, bunu yazarken yaşadığı dönemin merhametsizlerine nasıl seslenmiş?’ gibi sorular hep aklımdaydı. Oyunun tesiri geçmesinden korktuğum için de yakın zamanda eseri okudum. Okuyunca “Merhamet, hiçbir şeyin kendisi değil, su gibi, toprak gibi, hava gibi, ateş gibi, herşeyin temeli…”(3) olduğunu anladım.

Kaatilin tezgâhtar, hırsızın kasadar, dolandırıcının tahsildar olacağı işlere verileceksiniz. Bu dâva uğrunda, mağaza mağaza, fabrika fabrika, yazıhane yazıhane, gezip dolaşacağım. Saklı parayı çarpan yankesici, bakalım açıkça eline teslim edilene ne yapar? Korunanı vuran kaatil, görelim, bağrını açanlara neyler?... Şüphe usulünün beslediği kötülük, itimat sistemi önünde büsbütün mü şahlanır, dize mi gelir?”(4) Üstad, burada müthiş rikkatle sistemi eleştirmiş. Fakat oyunda arada kaldığı için pek az insanın dikkatini çekmiştir.

Son olarak, Üstad’ın, oyunlarına üstün bir edebî zevkin içine ulvî içtimaî fikrini de massettiğinin şuuruyla seyretmekten büyük zevk aldığım ve onur duyduğum bu oyuna dair yazımı, ruhuma işleyen o veciz sözle bitireyim: “Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz!

 

1-Reis Bey, Necib Fazıl Kısakürek, s.101-102

2-a.g.e., s.146-150-157

3-a.g.e., s.162

4-a.g.e., s.102

 

Aylık Dergisi 154. Sayı

 
Etiketler: Üstad, Necib, Fazıl’ın, Reis, Bey, Piyesi,
Yorumlar
Haber Yazılımı