Yazı Detayı
07 Kasım 2013 - Perşembe 15:29
 
Üç Büyük Kürt Katliamcısı: Humeynî, Stalin ve O
Sezai Dilbilen
 
 

İslam Milletleri ne çektiyse AB-D ve Rusya’nın başını çektiği Batıdan ve İran’ın güttüğü Farisi Acem’den çekti. Biri dıştan düşmanlık ederken diğeri içten hançerlemekle meşgul oldu. İslâm’ın Allah Resulünün dilinden yaygınlaşmasından bu güne değişen pek bir şey olmadı. Her iki kutupta kendilerini büyük bir yenilgiye uğratan, kurdukları imparatorlukları tarih sahnesinden silen bu dine ve onun samimi ve sadık bağlılarına her daim düşman oldular, düşmanlık ettiler. Maskeler ve coğrafyalar değişse de hedefleri ve kullandıkları “fitne, fesat, iftira, katliam” dolu metodları değişmedi. İçerden devşirdikleri işbirlikçileri aracılığı ile yalan haber, dedikodu ve sinsi suikastlar ve kundaklamalar ile kişileri, aileleri, cemiyetleri ve kavimleri birbirine düşürmek… Ne kadar başarılı olduklarından ziyade ne kadar çok sayıda gerçekleştirdikleri ve hedeflerde açtıkları gediğin çapı önemlidir onlar için. İki yüz yıl öncesine kadar bu tür fesat hareketleri “fikir ve onun emrinde kol” neticesi disiplinli, tutarlı ve güçlü bir şekilde imha ediliyor, etkisiz hale getiriliyordu. Ancak Batı’nın güçlenip İslâm dünyasının zayıflaması ile birlikte daha önce “hesaba gelmez” fikirler ve şahıslar palazlandırılıp İslâm coğrafyasının içine bir bomba gibi salındı.

Yine kadim düşman Farisî İran fırsattan istifade Ehli Sünnet Ve’l Cemaat üzere devlet ikâme etmiş bütün milletlere kan kusmaya, iğrenç iftira ve tuzaklar ile İslâm bölgelerini işgal etmeye başladı… Her iki cephede İslâm Dünyası’nın kanını bir vampir gibi emme yarışına girdiler. Dün Fatımiler Kudüs Fatihi Selahaddin’i altetmek için nasıl Haçlılarla işbirliği yaptılarsa bugünde aynı fikrin ve soyun devamı İranlılar onu yapmakta ve Batı ile birlik olup İslâm Milletini arkadan hançerlemektedir. Yine Rusya, sözde “halkların kardeşliği” üst kimliği ile hareket ettiğini iddia eden ancak içinde Kürtlerin ve Türklerinde bulunduğu 100 milyonun üzerinde insanı katleden bir o kadarını sürgün eden, milyonlarca kadın ve çocuğa tecavüzü kolaylaştıran, idaresine aldığı milletlerin mülklerini elinden aldığı yetmezmiş gibi beyinlerine ipotek koyan “Marksizm-Sosyalizm-Lenin-Stalin” kadroları… Kürdün canı ençok bunlardan yanmıştır.

 

Stalin’den Kürtlere Katliam ve İhanet

Stalin’in 1935’lerde asimilasyon amaçlı aldığı demografik düzenleme kararının ardından Kasım ayında Sovyet orduları Güney Kafkasya sınırlarındaki Eres ırmağı kıyılarından Karankayanski bölerinde bulunan Kürt köyleri ile Nahcivan’da ki 12 Kürt köyünün etrafını sarar. Sovyet birlikleri, Kürt köylülerin birkaç saat içinde evlerinden çıkıp köy meydanlarında toplanmalarını ister. Sadece giysileri ve çocuklarını alabilen Kürtler, askerler eşliğinde hayvan taşınan yük trenlerine bindirilerek gönderilir. Yollarda soğuk ve açlıkla boğuşan Kürtlerin bekletildikleri istasyonlarda bile trenlerden inmelerine izin verilmez. Soğuk ve açlıktan ölenler ise bir çöp gibi trenlerden atılıyor, istasyonlardaki temizlik görevlileri tarafından götürülüyordu. Güney Kafkasya sınırlarından Kazakistan’a normalde 3 gün sürmesi gereken yolculuk, sağ kalanlarla ancak bir ay içinde tamamlanabilir ve Kürtçe’den başka dil bilmeyen Kürtlerin toplu yaşamına izin verilmez. Kürtler 110 ayrı bölgeye dağıtılır ve çok uzun süre yerleştirildikleri köy ve kasabaların dışına çıkışları yasaklanır. Yaşana sürgün-tehcir sonrası 30 bin Kürt’ten sadece 2 bin 400 Kürt kalmıştı. O günlerde sürgün sırasında ölenler kadar ayrı bölgelere düşerek yakınlarını ve ailelerini kaybeden Kürtlerin durumu da bir trajediydi...

Elbette “Halkların kardeşliği” sloganı ile hareket eden Marksistler bu acıyı anlayamaz yahud ideolojik kalıplarının dışına çıkamadıkları için “Stalin gibi bir Kürt katiline” şiirler dizebilirler. Ama 1944’te ki binlerce kişinin yolda öldüğü ve kaybolduğu ikinci sürgün-tehcire gönderilen Türkiye Gürcistan arasında yaşayan Kürtler inançlarına ters düştüğü için Sovyet iktidarını ve Sosyalizm dairesine girmediklerinde Stalin ve kadrosu tarafından bir kez daha cezalandırılır ve bugün Kazakistan’a denilen yere sürgün-tehcih edilir.

Korkunç şeyler oldu tarihte. Birileri bunu maskelemeye çalışıyor ve bunu yaparken “Antikapitalizm, zulme karşı çıkış marksizmle mümkündür” afyonunu kullanıyor. Evet, hakikat ayniyle şu, kapitalistler ve sermaye sahipleri kitleleri uyutmak ve gerçek hedeflerine varmasını engellemek için “Marksizm Afyonu”nu kullanmaktadır. Çünkü teklif ettiği hiçbir fikir ve nizam olmayan bu tür görüşler, muhalif unsurlar olarak asılın önünde en büyük engel olarak duracak ve milletin gazı bu vesileyle alınmış ve gerçek iktidara kapı aralayan fikirlerinde önü kesilmiş olacaktır. Bu durumun en görünür hali DEMOKRASİ”dir. Komünistle kapitalist, faşistle sahte dindar, diktatör ile feodalite ne hikmetse demokraside hem fikirdir. Ve her biri kendi fitne, fesat ve katliamını “günümüzde” bu şeytanî sistemle Ehl’i İslâm’ın kalbine soktular. Ve yine aynı rejimin süslü cümleleri ile katliamlarını gözden tutmaya yahud kabul edilebilir hale getirmeye çalıştılar. Ancak tarih bir kez kaydını düştü ve üzerlerinden baskılar kalktıkça geleceğin tarihçileri, gerçekleri daha açık ve saf haliyle yazdıklarında insanlık bir kez daha utanacak ve bu katliamcıları, bu soykırımcıları, bu üç günlük iktidar için çoluk çocuk, genç ihtiyar demeden öldürenleri lanetle anacaktır. Başlığımızda adları geçenlerin dışında belki onlardan daha şiddetli ve çok sayıda Kürd’ü katletmiş, Kürt katliamlarına ortak olmuş devlet ve şahıslarda vardır. Bunlardan üç-dört tanesi oldukça mühimdir; İsrail, ABD, İngiltere ve Ermenistan.

İlk üçü aynı zamanda modern zamanların büyük soykırım üstadı ve fesatçısı olarak, insanlık tarihini barbarlık ölçülerini aşacak derecede ilgiyle tarihe geçmişlerdir. Ermenistan’ın ise Kürt katliamları, asimilasyonları, sürgünleri ve Kürtleri tehcir edişi yüzlerce misali ile tarihte kayıtlıdır.

 

Humeyni’den Kürtlere Katliam ve İhanet

Türk, Kürd, Arab, Kafkas bütün İslâm İnkılâpçılarının üzerinde hem fikir oldukları bir şey var; 1979’da İran’da gerçek bir İslâm inkılâbı değil mezhebi taassubun zirve yaptığı bir şia devrimi olmuştur. Olur veya olmaz bu yazıda derdimiz orası değil…

Devrim öncesi hazırlık aşamalarında ve cephe cephe mücadele sahalarında Humeyni ve kadrosunun Kürtlerle girdiği işbirliğine ve devrim sonrası ihanet etmesine, hatta daha ileri gidip binlerce Kürdü katletmesine, on binlercesini cezaevlerine tıkıp tutsak almasına ve yüz binin üzerinde Kürdü ise sürgün etmesine dair tarihi kayıtları değerlendirmek, mevzuumuz bu… Tarih, yeni hatalara düşmemek için ders verir. O açıdan hiçbir kaydın üstü örtülmemeli ve hiçbir şey unutulmamalı… Tıpkı Mahabad Cumhuriyeti ve Kadı Muhammed gibi. Onun dedikleri unutulmuş olmalı ki bir kez daha Farisi-Acem tuzağına düşüldü. Hatırlayalım Kadı Muhammed ne demişti. 1947’de idam edilmeden önceki vasiyetinden Kürt halkının düşmanları içinde en zalimi, en mel'unu, en Tanrı tanımazı, en acımasızı Acem (İran)'dır. (İran) Kürtlere yönelik her türlü suçu işlemekten geri kalmaz, tüm tarihi boyunca Kürtlere düşman olmuş, kin gütmüştür, gütmektedir.(…)Acemlerin yalan vaatlerine, sözlerine kanmayın, eğer Kur’ana bin kez el basıp söz verse de amacı sizi kandırmaktır, hile yapmaktır.”

Ancak Kürtlerden bir kesim tarihten ders almamış olacak ki Humeyni, her zamanki Acem oyunu ile İran’daki Müslüman Kürtleri tuzağa çekiyor, kullanıyor ve işi bitince de katlediyor.

1979 İran Devrimi… Ahmet Müftizade Sünnilerin yaşadığı Kürdistan bölgesinde hizmet verirken Humeyni de Şiilerin bölgesinde hizmet veriyordu. Her iki lider, şah rejiminden sonra federal yapı üzerinde anlaşmaya imza attılar. Şah rejimi yıkıldıktan sonra her şeyin Anayasaya yazılacağı ve İran’da yaşayan etnik halkların bütün talepleri karşılanacağı beklentisi söz konusu idi. O dönemde bütün dünya Müslümanları, bu oluşumu çok merak ediyordu. Çünkü İslam âlemi için bir örnek oluşturacaktı. Şah rejimi yıkıldıktan sonra Humeyni ve Şii yandaşları Ahmed Müftizade’ye dediler ki: “Anlaşmalarımızdaki konuları ihtiva eden anayasayı ilan edeceğiz fakat bu bazı kişilerin hoşuna gitmeyebilir. Halkın elinde bir sürü silah var. Humeyni Şia’ya silahlarını teslim etmeleri için fetva çıkaracak. Sen de Sünni Kürtlerin silahlarını teslim etmeleri için Fetva çıkartacaksın.” Bu arada Cumhurbaşkanı Beni Sadr’ın Müşaviri Dr. Muzaffer Partomah RA (öl.2006, PİK’in başkanlığını yaptı) bu konuda Müftizade’yi uyarmaktan geri durmadı: “ Aman bu fetvayı çıkartma.  Farisi ırkçılarına güven olmaz. Her zaman Kur’an-ı Kerim üzerine yemin ettikten sonra Kürtlere ihanet ettiler. Tarihimiz bunun örnekleriyle doludur”. Şeyh Ahmed Müftizade ise bütün ısrarlara rağmen, “hareketi birlikte başlattık bana ihanet etmezler” diyerek fetvayı yayındı. Kürtler de kendisine çok güvendikleri için sosyalistler hariç silahlarını teslim ettiler. Kürdlerin silahlarını teslim ettiklerini gören yetkililer, Anayasayı 01 Nisan 1979 tarihinde ilan ettiler. İş öyle hızlı ilerledi ki, Anayasa’nın çoğu maddeleri henüz belli bile değildi. Müftizade, anlaşmanın hiç bir maddesinin anayasaya konulmadığını ve oyuna getirildiğinin farkına varmış ancak artık çok geç olmuştu. İranlı Kürdler hiçbir hak taleplerinin Anayasa’ya alınmadığını görünce, başını Nasır Sübhani ve Ahmet Müftizadenin kurduğu Mekteb-i Kur’an adlı Sunni örgüt olmak üzere, IKDP ve Komala’nın çektiği örgütler vasıtasıyla “İran’ın hazırladığı Anayasa Referandumu”na katılmazlar. Bunun üzerine Humeyni bu örgütleri yasadışı ve Allah düşmanı ilan eder.

Ahmed Müftizade Sanandaç şehrine döner fakat onu hemen hapse alırlar ve 20 Nisan Kürdistan’a Hücüm emri verilir. Ancak çatışmalar Kürtler lehine gelişince Humeyni 5 Eylül’de daha güçlü bir saldırı başlatır. İran hava kuvvetlerince birçok yerleşim yeri bombalanır ve bugün Suriye’de yaşananın bir benzeri İranda yaşanır ve binlerce kişi katledilir. Şeyh Ahmed Müftizade 12 seneliğine hapse mahkûm edilir ve tuvalet ebatındaki bir küçük hücreye konulur. Şiddetli İşkenceye tabi tutulan Müftizade’nin bu hücrede kemikleri kırılmış ve gözleri göremez olmuştu. İçerde ölmemesi için 7 sene sonra hapisten salıverilir. Hapisten çıktıktan iki hafta sonrada 1993’te Hakkın rahmetine kavuşur. Mekteb-i Kur’an ise halen Ehli Sünnet Ve’l Cemaat çizgisinde halen mücadele etmekte olup lideri Hasan Emini’dir

Aynı dönemde Dr. Abdurrahman Qasımlo’da Acem hilesi ile katledilenler arasındadır. Qasımlo’nun ve örgütünün hikâyesi kısaca şöyle; Humeyni’nin başında bulunduğu siyasi örgütlerle aynı hedefe karşı mücadele veren Qasımlo 1979 devriminden sonra Kürtlerin savaş öncesi konuşulan ve üzerinde anlaşmaya varılan haklarını talep eder. Ancak ilan edilen Anayasada buna yer yoktur ve İKDP Komala ile ortak hareket ederek 1979’dan 1984’e kadar silahlı mücadele yürütür. Binlerce ölümü ile biten savaş sonrası Qasımlo ve örgüt üyeleri dağlara çekilir ve 1988 kadar süren bir gerilla savaşı başlatır. İran müzakereye davet Qasımloyu ilk müzakere Aralık 1998’de Viyana da gerçekleşir. İran Kürt özerkliğini prensipte kabul ettiğini söyler ve 20 Ocak 1989’da karara bağlayalım der. Görüşmeye üç arkadaşıyla giden Qasımlo İran’ın fikrinin değiştiğini görünce müzakereleri bırakır. Anca 12 Temmuzda bir kez daha davet edilir. İlk günü iyi geçen görüşmelerin ikinci gününde Qasımlo ve iki yardımcısı müzakere masasında yakın mesafeden sıkılan kurşunlarla öldürülür. Kürt liderler bir kez daha İran-Acem oyunuyla bertaraf edilir.

 

Kemalizm’den Kürtlere Katliam ve İhanet

Ve O, Kemalizm’in mimarlarından, Dersim’den Ağrı isyanına, Şeyh Said Kıyamından Menemene, İstiklal Mahkemelerinin katliamlarından sürgünlere-tehcirlere her birinin altında O’nun imzası ve adı var…

Bu dönemde Türkçülüğü maske edinen Siyonist-Haçlı yanlısı iktidar, elde ettiği gücü, Türk-Kürd-Arap-Çerkez-Ermeni fark etmeden herkesin üstüne bir fesat yağmuru gibi boşaltıyordu… Anadolu Halkını Siyonist-Haçlı idealleri doğrultusunda terbiye etmek eğitmek gerekiyordu. Bu açıdan yalan yanlış uydurma senaryolar ile milletin üstüne gidiliyor, çeteler oluşturup provakatif girişimlerde bulunuluyor ve ardından mitralyözlerle, tayyarelerle, toplarla silahsız masum insanlar katliama tabi tutuluyordu. O dönem çıkarılan ve olan bitenin çapını göstermesi açısından mühim kanun vardır. 1930 tarihli 1850 sayılı yasanın birinci maddesi aynen şöyledir. “20 Haziran 1930'dan 10 Aralık 1930'a kadar, devlet ya da vilayet temsilcileri, askeri ya da sivil yetkililer, jandarma ya da korucular ya da üst makamlara yardım eden veya tek başlarına hareket eden siviller tarafından, Erzincan Vilayeti'ndeki Pülümür ve Birinci Müfettişlik bölgesi dâhil olmak üzere, Erciş, Zilan, Ağrı Dağı ve çevreleyen bölgelerde meydana gelen isyanların takibi ve bastırılması sırasında tek başına ya da topluca işlenen cinayetler ve diğer eylemler suç olarak görülmeyecektir.” Bu şu demektir; imha et, kimi bulursan ve ne şekilde olursa olsun imha et, devlet senden hesap sormayacak.

On binlerce Kürd’ün öldürüldüğü ve sürüldüğü imha hareketlerinden bir kaçı şunlardır:

1924 yılında Hakkâri’de “Nasturi İsyanı”na, 1925 yılında Diyarbakır, Kulp, Varto, Bingöl ve Çapakçur’da çıkan “Şeyh Sait İsyanı”na, 1926 yılında Hakkari’de başlayan “Beytüşşebap İsyanı”na , 1927 yılında Bitlis’te meydana gelen “Mutki İsyanı”na, 1927 yılında Hani, Lice ve Kulp’ta ortaya çıkan “Bicar İsyanı”na, 1930 yılında Tendürek, Muratbaşı ve Erciş’te çıkan “Zeylan İsyanı”na, Mayıs 1926, Eylül 1927, Eylül 1930 yılında büyük acılara neden olmuş Ağrı İsyanları’na, Mart-Ekim 1937 Haziran-Ağustos 1938 yılında katliam sınırlarını aşan “Tunceli-Dersim İsyanları”na düzenlenen sindirme ve itlaf etme hareketleri tarihe bir kara leke olarak geçmiştir.

Nihai sözümüz; Kürd, artık aldanmamalıdır. Küfür sistemlerinin sultasından kendini kurtarmalı, etrafında dönen dolapları görmeli ve biran önce İslâm Akaidine ve yaşam biçimine uygun olarak yepyeni bir ideolojiyle zuhur etmelidir. Hali hazırda Kürtlerin büyük bir kısmı Ehli Sünnet Ve’l cemaat çizgizinden zerre taviz vermeksizin mücadele etmektedir zaten. Bizim sözümü yabanıl idelojiler ve batıl itikatler ile Kürd’ün zihin dünyasını ve mücadele tarihini kirletmek isteyenleredir. Yoksa Acemin iblisce oyunu, Rus’un barbarlık telkini ideolojisi ve Kemalizm’in vesayet rejimi, her defasında aynı delikten Kürtleri ısırmaya devam edecek.


Aylık Dergisi ,108. Sayı, Eylül 2013

 
Etiketler: Üç, Büyük, Kürt, Katliamcısı, Humeynî, Stalin, O
Yorumlar
Haber Yazılımı