Yazı Detayı
02 Nisan 2019 - Salı 14:58
 
Türkün Ruh Köküne Düşman Bir Tip: Reşit Galip
Ercan Çifci
 
 

1893 Rodos doğumlu, İstiklal Mahkemesi azalarından ve 1933-34 dönemi Milli Eğitim Bakanı. Soyadı kanunu ile birlikte adı Mustafa Reşit Baydur. Yahudilerin kurduğu, Yahudi ve dönme öğrencilerin okuduğu Alliance İsraelite İlkokulu’nda ilk mektebe başlayış ancak Sultan II. Abdülhamid’in emriyle bir yıl sonra o okuldan alınarak bir Türk okuluna veriliş. İlk ve ortaokul Rodos’ta, lise eğitimi ise İzmir’de bir Fransız koleji olan St. Jean Babtiste Koleji’nde. Yükseköğrenimi İstanbul Darülfünuna bağlı Mekteb-i Tıbbiye. Ardından mezun olduğu okulda doktorluk ve tıp asistanlığı.

 

Tıbbiye öğrencisi iken “Hakikat” adlı bir gazete ve “Sivrisinek” adlı karikatür dergisi çıkardı. Yine aynı dönem öğrenciliği sürerken Balkan Harbi’ne katıldı ve yaralandı. Ardından I. Dünya Savaşı’nda Çatalca ve Kafkasya Cephelerinde savaştı, Erzurum’da hastalanarak geri döndü. Lozan Anlaşması’nın imzalanmasından sonra anlaşma gereğince Türkiye-Yunanistan arasındaki nüfus değişimini düzenlemek için kurulan Türk-Yunan Mübadele Komisyonu’nda delege olarak görev yaptı. 1925 yılı ara seçimlerinde General İzzettin Çalışlar’ın istifa etmesi ile boşalan Aydın milletvekilliğine seçilerek meclise girdi. 3. ve 4. dönem TBMM Aydın milletvekilliği yapan Reşit Galip, Türk Ocakları’nın 23 Nisan 1930 tarihli kurultayında 16 üyeli Türk Tarihi Tetkik Heyeti üyeliğine seçildi ve heyetin genel sekreteri oldu. Türk Ocakları’nın kapatılması üzerine onun yerine Halkevleri örgütünün kurulmasında başı çekti. Sakarya Savaşı sonrası Ankara’da Sağlık Bakanlığı Hıfz-ı Sıhha Dairesi başkanlığı, 5 Aralık 1921 tarihinde kendi isteği ile Mersin hükümet doktorluğu ve ardından Mersin’de serbest hekimlik. Çeşitli dergi ve gazetelerin yazar kadrosunda bulunuş; Yeni Adana gazetesinde yazarlık, Yeni Mersin gazetesinde ve Türk Dili Tetkik Cemiyetinin çıkardığı “Öz Dilimiz” dergisinde başyazarlık. 1933-34 yılı eğitim döneminde ise Milli Eğitim Bakanlığı görevinde. Bu tarihlerde ağır bir zatürre geçiriş ve (1934) ölüm.

 

Maarif Vekili Oluşu ve Faaliyetleri

 

Darülfünun lağvı ve İstanbul Üniversitesinin kuruluşu Reşit Galip’in Maarif Vekâleti görevi boyunca yaptığı en önemli faaliyetlerden biridir. Görünen o ki, maarif vekaleti ile görevlendirilmesi de bu sebeptendir. 10 Mayıs 1931’de CHF Kurultayı’nda üniversitenin yeniden yapılandırılmasına dair karar alınır. Bunun gereği olarak 18 Ocak 1932’de eğitim uzmanı Prof. Malche ülkeye davet edilir ve yapılacak olan reformlar ve mevcut durum hakkında kendisinden rapor hazırlaması istenir. 19 Ocak 1932’de Darülfünun’da kendisine ayrılan bölümde çalışmalarına başlayan Prof. Malche, Darülfünun’un kapatılmasını, fen ve bilimin güncelliğine uymayan öğretim üyelerinin tasfiyesiyle kadro açığının yurtdışından getirtilecek bilim adamlarıyla tamamlanmasını, disiplinli bir eğitim sisteminin yerleştirilmesini ve gelecek nesil öğretim üyelerinin yetiştirilmesini tavsiye eden 95 sayfalık bir rapor hazırlar (29 Mayıs 1932). Bu raporda tavsiye edilenler “yapılması gereken” olarak algılanır ve 1 Haziran 1932’de Başvekil İsmet (İnönü), Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) Dr. Tevfik Rüştü (Aras), Adliye Vekili (Adalet Bakanı) Yusuf Kemal (Tengirşenk) ve Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Esat (Sagay) Beylerin katıldığı beş toplantıda müzakere edilerek onaylanır.

 

Rapordaki tavsiye edilenlerin uygulanması esnasında maarif vekili değişikliğine gidilir ve daha öce İstiklal Mahkemeleri hâkimliği yapmış Reşit Galip maarif vekili olarak atanır (19 Eylül 1932). II. Abdülhamid’in Ağustos 1900’de kurduğu Darülfünun-u Şahane 31 Temmuz 1933 tarihinden itibaren lağvedilir. 1 Ağustos 1933’de ise ilgili kanun yürürlüğe girer. Bu kanun gereği Darülfünun’un 88 müderris, 36 müderris muavini, 44 muallim ve 72 asistan olmak üzere toplam 240 öğretim elemanı kadrosundan 157’si (71 müderris ve muallim, 13 müderris muavini ve 72 asistan) tasfiye edilmiştir. Bunlar arasında dünya çapında buluşları olan patolog  Hamdi Suad, tarihçi Ahmed Refik Altınay, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Babanzade Ahmed Naim ve Şekip Tunç gibi büyük felsefeciler de vardı. Daha kötüsü Hamdi Suad, üzüntüden verem olup vefat ederken kimyacı Cevad Mazhar onuruna yediremeyip intihar eder.

 

Yahudi Bilim Adamlarının İstanbul Üniversitesine Yerleştirilişi

 

Reşit Galip bakanlığı döneminde, 1930’larda, Nazi zulmünden kaçan, yüzlerce profesör, öğretmen, doktor, avukat, sanatkâr ve laborant ile binlerce az veya çok tanınmış kişiyi mülteci olarak kabul etmiştir. Bunların önemli bir kısmı İstanbul Üniversitesi adı verilen Darülfünun’a ve ilerleyen zamanda Ankara Üniversitesinin yeni kurulmakta olan fakültelerine yerleştirilirken diğerleri ise ülkenin beynini teşkil edecek bilim ve araştırma enstitülerinin kurulması ve yönetilmesinde görevlendirilmişlerdir. 

 

Bu bilim adamlarına yapılan davetlerin gerçekleştirilmesi işinin çoğunu, Nazilerin iktidara gelmesinden sonra Almanya’dan atılan Yahudilere ve diğer profesörlere yardım etmek amacı ile İsviçre Zürih’te, 1933 Mart’ında, Dr. Philipp Schwartz tarafından kurulan Notgemeinschaft Deutscher Wissenschafter (Alman Bilim Adamlarına Yardım Derneği) yapmıştır. Profesör Schwartz’ın Türkiye ile ilk temasları, 1933 Temmuz’unda, İstanbul’a gidecek mülteci profesörlere mali yardım sağlarken olmuştur. Profesör Schwartz, Cenevre Üniversitesinden Profesör Rudolf Nissen ve Albert Malche ile beraber 5-7 Temmuz 1933 günlerinde Türkiye’ye gelmiş, dönemin Milli Eğitim Bakanı olan Dr. Reşit Galip başkanlığındaki heyetle bir anlaşma imzalamıştır (6 Temmuz 1933). Bu anlaşma neticesinde yüzlerce Yahudi profesör, doçent ve akademisyen ve binlerce Yahudi mülteci devletin çeşitli kurumlarında görev almıştır. Bu görevlendirme sadece eğitimle alakalı sahalarda değil, sağlıkta, maliyede ve ticarette, neredeyse her alandadır.

 

Reşit Galip yurtdışından gelen bilim adamlarının İstanbul Üniversitesine kabul edildiği törende bu durumu şöyle dile getirir: “Bugün alışılmışın da dışında, örneği gösterilemeyecek bir iş yapabildiğimiz bir gün oldu. 500 yıl kadar önce İstanbul’u kuşattığımız zaman Bizanslı bilginler İtalya’ya göç etmişti ve buna engel olamamıştık. Bu bilginlerin büyük çoğunluğu İtalya’ya gitti. Sonuç olarak Rönesans gerçekleşti. Bugün Avrupa’dan bunun karşılığını alıyoruz. Ulusumuzun yenileştirilmesini umut ediyoruz. Bilim ve yöntemlerinizi getirin, gençlerimize bilginin yollarını gösterin. Size teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım.”

 

Gelenler arasında bulunan, Nürnberg Ekonomik ve Sosyal Bilimler Politeknik Okulu profesörlerinden Sosyal İktisat uzmanı Alfred Isaac, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde 1937’den 1951’e kadar İşletme Ekonomisi programını yönetmiştir. Weimar Almanya’sının aktif sosyalistlerinden, Alman Makina Sanayii Derneği’nin müdürlerinden ve Naziler iktidara geldiğinde Berlin Yüksek Ticaret Okulu’nda doçent olan ve nihayet 1933’te Türkiye'ye kaçmadan önce Hitler’e karşı son defa ümitsizce bir direniş gösteren İktisatçı ve Sosyolog Alexander Rüstow, İstanbul Üniversitesinde iktisat, iktisadi coğrafya ve felsefe dersleri verirken, aynı zamanda Türkiye’deki mültecilerin ve diğerlerinin Nazi aleyhtarı faaliyetlerine de katılmaktan geri kalmamıştır. Köln Üniversitesinde Latin Dilleri ve Mukayeseli Filoloji Profesörü olan Leo Spitzer, İstanbul Üniversitesinde Yabancı Diller Okulu’nu kurmuştur. Almanya’nın Freiburg Üniversitesinde Roma Hukuku Profesörü olan Andreas Schwartz ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Roma Hukuku ve Medeni Hukuk dersleri verdiği gibi Türkiye’nin 1930’larda Batı hukukunu kabul etmesinde önemli katkılarda bulunmuş ve iki kuşak boyunca Türkiye’nin avukat, yargıç ve hukuk hocalarını yetiştirmiştir. Naziler tarafından 1993’te kovulmadan önce Göttingen Üniversitesinde Ceza Hukuku, Hukuk Felsefesi ve Kilise Hukuku dersleri veren Richard Hönig de 1930’larda ve hemen bütün II. Dünya Savaşı boyunca İstanbul Üniversitesinde Hukuk Felsefesi ve Hukuk Tarihi hocalığı yapmıştır. Berlin’deki Prusya Devlet Kütüphanesi’nin 1923’ten 1935’e kadar Doğu Bölümü Başkanı olan Walter Gottschalk ise 1941’den itibaren İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde kütüphanecilik uzmanı olarak çalışmaya başlamış ve çoğunluğu Padişah II. Abdülhamid’in Yıldız Sarayı Kütüphanesi’nden gelen yazma eserlerle kitap koleksiyonlarının kataloglarını hazırladığı sırada da 1941’den 1954’e kadar İstanbul Üniversitesinde Kütüphanecilik Bilimi hocası olarak görev yapmıştır. 1933’te Almanya’yı terk etmeye zorlanmadan önce, evvela Göttingen ve sonra da Frankfurt’ta hocalık yapan Ernst Hirsch de İstanbul Üniversitesinde Milletlerarası Ticaret Hukuku ve Hukuk Felsefesi dersleri vermiştir. Leipzig Üniversitesinde Sosyoloji ve İktisat Profesörü olan Gerard Kessler, İstanbul Üniversitesindeki Sosyal İktisat derslerinde yüzlerce öğrenci yetiştirdiği gibi, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Türk sendikalarının kuruluşunda bu öğrencilerden bazılarına da yardımcı olmuştur. (Shaw 2014: 24-29)

 

Türk Tarih Tezi ve Kafatasçılık

 

Reşit Galip’in tarih çalışmaları Milli Eğitim Bakanlığı hayatından önceki dönemlerde başlamıştır. 23 Nisan 1930’da Ankara’da Türk Ocakları’nın yeni binasında toplanan Altıncı Türk Ocakları Kurultayı, Türk Tarih Kurumu’nun kuruluşunun ilk temel taşıdır. Kurultayın bir toplantısında Prof. Dr. Afet İnan söz almış ve Türk tarihinin eksikliğini, Türk uygarlıklarını konu alan bir konuşma yaparak kırk imzalı bir önerge vermiştir. Bu önergede “Türk tarih ve medeniyetini ilmi surette tetkik etmek için hususi ve daimi bir heyetin teşkiline karar verilmesini ve bu heyetin azasını seçmek salahiyetinin Merkez Heyetine bırakılmasını teklif ederiz” demiştir. Afet İnan’ın konuşmasından sonra Prof. Sadri Maksudi (Arsal) ve Reşit Galip söz alarak aynı tezi savunmuşlardır. Afet İnan’ın bu önergesi kanun encümenine verilmiş ve kanun çıkartılmıştır. İşte Türk Tarih Kurumu’nun çekirdeği olan “Türk Ocağı Türk Tarihi Tetkik Heyeti”, Türk Ocakları Yasası’nın bu maddesi gereğince kurulmuştur. Bu heyetin Genel Sekreteri Aydın Milletvekili Reşit Galip’tir. (Turgut 2007: 26)

 

2 Temmuz 1932 tarihinde Ankara Halkevi’nde Birinci Türk Tarih Kongresi düzenlenir. Bu kongrede “Türk ırk ve medeniyet tarihine umumi bir bakış” adlı 62 sayfalık bir tebliğ sunan Reşit Galip’in tezi devrin tarihçilerinden Ordinaryüs Profesör Doktor Zeki Velidi Togan tarafından rahatlıkla çürütülür. Bu karşı çıkış sebebi ile Reşit Galip, zaman içinde Zeki Velidi’ye karşı kin dolu ifadelerle saldırır ve Zeki Velidi istifa etmek zorunda kalır.

 

Kafatası ölçücülüğünde devrim yapan Reşit Galip, M. Kemal’in bile kafa ölçümünü yaptı. Mevzunun gelişimini Çankaya’da 12 yıl sofracılık yapmış olan Cemal Granda’nın hatıralarından takip edelim: “Şapka devriminden sonra fes bir kenara atılmış, herkes şapka giymeye başlamıştı. Şapkayla beraber bunu giyecek olanların kafa ölçüleri de ortaya çıkmıştı. 1930 yılında Ankara’dayız. O zaman Milli Eğitim Bakanı olan Dr. Reşit Galip, elindeki bir makineyle herkesin kafasını ölçüyor. Dolikosefal mi, Brakisefal mi? Hatırımda kaldığına göre 77-79 gelen kafalar Dolikosefal, 81’den ileri olanlar da Brakisefal. Atatürk’ün başı ölçüldü ve 81 geldi.”

 

Birinci Türk Dil Kurultayı ve Osmanlıca Düşmanlığı

 

26 Eylül-5 Ekim 1932; ilk dil kurultayının tarihi. Yer; Dolmabahçe Sarayı. Çanakkale Milletvekili Samih Rifat’ın başkanlığındaki bir heyet vasıtası ile 12 Temmuz 1932 günü kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurultayın vazifedarı. Katılımcılar arasında dil uzmanlarının, Türkçe öğretmenlerinin yanı sıra Abdülhak Hâmit Tarhan, Samipaşazade Sezai, Halit Ziya Uşaklıgil, Reşat Nuri Güntekin, Ali Canip Yöntem, Fuat Köprülü, Hüseyin Cahit Yalçın, Celâl Sahir Erozan, Ruşen Eşref Ünaydın gibi Türk edebiyatının tanınmış şair ve yazarları da var. Her biri ayrıca tebliğlerini sundu. M. Kemal’in emir ve direktifleri ile hazırlanan bu kurultayda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Kâzım Paşa ve Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Kurultay’ın başkanlık divanında görev sahibi. Davetliler arasında bir isim oldukça dikkat çekici; Hagop Martayan. “Türk, Sümer ve Hint Dilleri Arasındaki Rabıtalar” başlıklı çalışması ile kurultaya katılan Martayan vatandaşlıktan çıkarılmış olmasına rağmen özel davetli olarak oradadır ve bir müddet sonra Türk Dil Kurumu başuzmanı olur. Bir Ermeni’nin böylesi bir kuruma başuzman olması halk tarafından hoş karşılanmayacağı endişesi ile Martayan soyadı Dilaçar’a çevrilir. A. Dilaçar olarak yıllarca görev yapar. Reşit Galip bu işin mimarlarındandır ve kendisi de azılı bir Osmanlıca düşmanıdır. Kurultaydaki konuşmasından bunu takip edebiliriz: “Bizlerin, yani dünkü ve bugünkü şartlar içinde okumuş ve yazmışların konuştuğumuz ve bilhassa yazdığımız dile Türk dili demekte hakiki tereddüdüm vardır. 17 milyon Anadolu Türkü içinde ancak yüzde ona varabilecek bir zümrenin anlayabildiği dile Türkçe denemez. Selçuklardan beri 8 asır süren şaşkın bir inat ile şuursuz ve kozmopolit bir dalâletle Türkçe, bizzat Türkler tarafından ölüm çukuruna sürüklendi. Çok defa, hiçbir mecburiyet olmaksızın kapitülasyon bağışlayan Osmanlı diplomatları gibi, Osmanlı müellifleri, şairleri, edipleri, âlimleri de yabancı istilâsına karşı Türk dilinin kapısını ardına kadar açtılar.

 

Böylece dilimiz Türkçe olmaktan çıktı, içinde pek az Türkçe kelimelerle bazı Türkçe kaideler bulunan bir Osmanlıca, yeni bir dil oldu. İnkılâp idaresinin Osmanlı idaresinden teslim aldığı ümmiler yekûnun korkunç fazlalığına sebepler aranırken, Osmanlıca denilen ve bugün hâlâ devlet idaresinde ve fikir cereyanlarında sayısı az Türklerin anlaşma vasıtası olmakta devam eden bu yeni ve yabancı dili, Türk milletinin benimsemekten istinkâf etmiş olmasını dahi gözde tutmak pek yanlış sayılamaz.”

 

Eğitim ve Öğretim Alanında Faaliyetleri

 

Ruh kökümüze vurulan en büyük darbelerden biri olan Kur’an’ın Türkçeleştirilmesinde rol sahibi olan Reşit Galip, aynı zamanda Bayram tekbirlerini de Türkçeleştirmekte aktif rol aldı. 29 Ocak 1932 tarihinde Sultanahmet Camii’nde Türkçe Kuran okunması kararlaştırıldığında İstanbul’un meşhur hafızları Dolmabahçe Sarayı’na davet edildi ve 9 kişiden oluşan bu heyeti Reşit Galip karşıladı. Reşit Galip hafızları karşısına alıp emrivaki eda ile şöyle dedi: “Camilerde Türkçe Kur’an okuyacaksınız.. İşte birer tane veriyoruz.. Evet bu tercüme belki iyi değildir, çünkü Arapça’dan Fransızcaya ondan da Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Bununla beraber Ankara’da bir heyet tarafından Türkçe bir Kur’an hazırlanmaktadır, bundan sonra camilerde ve namazlarda onlar okunacaktır.”

 

Diğer taraftan İslâm’ı Türkleştirme planı çerçevesinde bir rapor hazırlayan Galip, şu başlıklarla işe koyulmuştu: Müslümanlığın bir Türk dini olduğu tespit edildikten sonra dinde ibadetin Allah ile kul arasında bir kalb bağlılığı olduğu tezi geliştirilecek ve kulun Tanrısına ibadet ederken söylediklerini kalbinden söylemesi gerektiği, insanın en güzel hislerini ana diliyle ifade ettiği, onun için duaların ana dilde yapılması icab ettiği fikri savunulacaktır. Bu fikirde ittifak sağlandıktan sonra duaların Türkçeleştirilmesi hususunda bir iş bölümü yapılacaktır.

 

Reşit Galip, bu raporun yanında Allah Resûlü’nün Türk kavminden olduğunu iddia etmiş ayrıca İslâm medeniyetinin bir Türk medeniyeti olduğunu savunmuştur. Dönemin şartları içerisinde her çeşit uçuk kaçık fikirlerin “Türklük” maskesi altında yapıldığı herkesin malumu. Nihayetinde bu hususta Mohiz Kohen adlı Yahudi’nin Türklük ve Kemalizm’le ilgili eseri meşhurdur.

 

Reşit Galip inanılmaz hırslıydı ve bu sebeple yapamayacağı hiçbir şey yoktu. Maarif Vekili iken hak etmediği ve gerekli liyakati taşımadığı halde, Darülfünun iken lağvedip kurduğu İstanbul Üniversitesinde İnkılap Tarihi profesörü olmak ister. Ve dönemin rektörü Neşet Ömer ve Eğitim Fakültesi Dekanı Fuat Köprülü tarafından profesör yapılır. Ancak M. Kemal’in hadiseden haberdar olması ile birlikte Rektör ve Dekan uyarılır, Reşit Galip’e “Bu İnkılap Tarihini siz okutamazsınız. Bunu ben okutabilirim, Mareşal (Fevzi Çakmak) okutabilir, fakat siz okutamazsınız. Esasen arkadaşlar sizden çok şikâyetçi. Bir müddet için çekilseniz çok iyi olur.” denilerek istifaya davet edilir. Bu uyarı Reşit Galip’in bittiği ve tükendiği andır. Nihayetinde Maarif Vekâletinden istifa eder ve 6 ay sonra 41 yaşında geçirdiği bir deniz kazası sonrası edindiği zatürre hastalığından ölür.

 

İlköğretimde Okutulan Andımız’ın Mimarı

 

Okullarda okutulsun mu okutulmasın mı diye hali hazırda tartışılan ve nihai olarak okutulmaması uygun görülen “Andımız”ın hikâyesi 1933 yılının 23 Nisan sabahı evinde, kendi çocuklarıyla bayramlaşırken güya gayri ihtiyari ağzından dökülen kelimeler: “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım. Yasam küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak. Yurdumu, budunumu özümden çok sevmektir. Ülküm yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.” Bu sözler daha sonra birkaç değişiklikle günümüze kadar gelmiştir. Bu and, Millî Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu 10 Mayıs 1933 tarih ve 101 sayı kararı ile okullarda okutulmaya başlandı. 29 Ağustos 1972 tarih ve 14.291 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan ilkokullar yönetmeliğinin 78. maddesinde and’da yer alan “budunumu” kelimesi “milletimi” olarak değiştirilirken son kısma “Ne mutlu Türküm diyene” cümlesi eklendi.

 

İstiklal Mahkemesi Üyesiyken İcraatları

 

İlk olarak 16 Eylül 1920’de kurulan İstiklal Mahkemeleri uygulamaları ve verdiği hukuk dışı kararlar ile hala tartışılmaktadır. 1923 Ekim’inde faaliyetlerine kısa bir ara veren mahkemeler, 1925 yılında tekrar kurulur ve 1927 yılına kadar adeta acımasız bir infaz kurumu olarak görev yapar. Reşit Galip, bu dönem Ankara İstiklal Mahkemesi üyesidir. 1923 Dersim Olayları, 13 Şubat 1925 Şeyh Said Ayaklanması, 1926 Dersim Koçuşağı Aşiretine yönelik imha harekatı sonrasında faaliyet göstermiştir.  

 

İskilipli Atıf Hoca’ya verilen idam kararının altında Reşit Galip’in de imzası vardır. İskilipli’ye verilen idam cezası, mahkemelerce suç sayılmayan dönemde yazılan ve İstanbul Milli Eğitim’den izinli olarak yayımlanan “Frenk Mukallitliği ve Şapka” isimli eser sebebiyle ve bu kitabın Şapka Kanununa muhalefet ettiği iddiasıyla olmuştur. 26 Ocak 1926’da görülen, Kel Ali lakabıyla meşhur Ali Çetinkaya’nın başkan, Kılıç Ali’nin ve kendisinin üye olduğu mahkemede şapka takmadığı bahanesi ile savcının 3 yıl hapis cezası istediği Atıf Hoca hakkında idam kararı verilir. Sadece o değil elbette başta Babaeski Müftüsü Ali Rıza Bey olmak üzere birçok âlim de benzer cezalar alır ve infaz edilir.

 

Tarih; 12 Ağustos 1925. Yer; Ankara İstiklal Mahkemesi. Yargılananlar; “memlekette içtimai nizamı ihlal maksad ve gayesiyle propaganda yapmaktan sanık” 38 komünist ve içlerinde Şefik Hüsnü ile Nazım Hikmet de var. Karar;  bu ikili ile beraber iki arkadaşlarına daha 15’er sene kürek cezası. Bu, Nazım Hikmet’in aldığı ilk ceza. İmza; Kel Ali ve Reşit Galip.

 

Yine Reşit Galip ve yine hukuki bir facia. İzmir Suikasti sanıklarını yargılayan da Ankara İstiklal Mahkemesi. Yargılananlar arasında Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Rauf Orbay gibi İstiklal Harbi komutanları var ve suça nisbeten istenen ceza idam. Ancak ilgileri olmadığının anlaşılması ve ordunun baskısı neticeyi beraata bağlıyor. Ancak aralarından Maliyeci Cavid diye bilinen İttihat ve Terakki devrinin liberal Maliye Bakanı Cavid Bey’e idam veriliyor.

 

Son Söz

 

Üstad Necib Fazıl’ın “Sahte Kahraman” mısraları ile yazımızı noktalayalım:

Bize kalan aziz borç asırlık zamanlardan;

Tarihi temizlemek sahte kahramanlardan!..

 

Kaynakça

Aybars, Prof. Dr. Ergün. (2002). İstiklal Mahkemeleri. İzmir: Zeus Kitabevi.

Dölen, Emre. (2010). İstanbul Üniversitesi 1933-1946. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Oruç, Yener. (2008). Atatürk’ün “Fikir Fedaisi” Dr. Reşit Galip. İstanbul: Gürer Yayınları.

Öklem, Necdet. (2007). Atatürk Döneminde Darülfunun Reformu. İstanbul: Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Yayınları.

Reisman, Arnold. (2011). Nazizmden Kaçanlar ve Atatürk’ün Vizyonu. çev. Gül Çağalı Güven. İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları.

Shaw, Stanford J. (2014). 1933-1945 Yahudi Soykırımı ve Türkiye. çev. Fahir Armaoğlu. İstanbul: Timaş Yayınları.

Turgut, Ertuğrul. (2007). “Dr. Reşit Galip’in Milli Eğitim Bakanlığı ve Milli Eğitim Düşüncesi”. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi.

 

Aylık Dergisi 173. Sayı

 
Etiketler: Türkün, Ruh, Köküne, Düşman, Bir, Tip:, Reşit, Galip,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Mayıs 2019
İslam Hikemiyatının Batı’ya Tesiri ve 12. Yüzyıl Tercüme Faaliyetleri
01 Nisan 2019
İslam Coğrafyasında İlk Dönem İlim ve Hikmet Faaliyetleri
07 Şubat 2019
Çile Şiirinde Büyük Doğu(m) -II-
01 Ocak 2019
Çile Şiirinde Büyük Doğu(m)
06 Aralık 2018
Edebiyat ve Ahlak “Müstehcen Edebiyat”
29 Ekim 2018
Necip Fazıl’ın Musiki Anlayışı ve Zevki
02 Ekim 2018
Eğitime Tolstoy Aşısı
03 Eylül 2018
Kendi Sinemamıza Doğru: Tesbit ve Tahlil
01 Ağustos 2018
Türkiye Sinemasına Eleştirel Bir Bakış
01 Temmuz 2018
500 Yıldız Beklenen Mütefekkir
01 Haziran 2018
Güzel Koku ve Estetik İdrak -II-
01 Mayıs 2018
Güzel Koku ve Estetik İdrak
05 Nisan 2018
Eser Vermek Davası ve Estetik İdrak
01 Mart 2018
Cumhuriyet Dönemi Edebiyatında Batılılaşma
27 Ocak 2018
Köklerimizden Kopuş; Edebiyatta Batılılaşma
27 Aralık 2017
Dünya Klasikleri Kimin Klasikleri?
24 Ekim 2017
Şiirden Tuvale Resim Estetiği –III-
03 Ekim 2017
Şiirden Tuvale Resim Estetiği -II-
05 Eylül 2017
Şiirden Tuvale Resim Estetiği
31 Temmuz 2017
15 Temmuz Direnişi 1999 Ruhu’nun Devamıdır
27 Haziran 2017
Modern Dünya Hastalığı; Hikmetsizlik
02 Haziran 2017
Batı Tefekkürünün Ardındaki Hayat Tarzı
01 Mayıs 2017
Batılılaşmak Modernleşmek Değil Barbarlaşmaktır
05 Nisan 2017
Ölüm Odası Penceresinden Lügat İlmi ve Kâinat Muhasebesi
09 Mart 2017
Kültür Dezenformasyonu; Bilim Kılıflı Mitoloji
03 Şubat 2017
Hakikat-i Ferdiyye
04 Ocak 2017
Müzik Hikemiyâtı -Giriş- IV
30 Kasım 2016
Müzik Hikemiyâtı -Giriş- III
06 Kasım 2016
Müzik Hikemiyatı -Giriş-II
03 Ekim 2016
Müzik Hikemiyâtı - Giriş
05 Eylül 2016
İslâm Hikemiyâtında Felsefe
30 Temmuz 2016
Madde Nedir Ve Maddenin Ötesinde Ne Var?
04 Temmuz 2016
Madde Nedir Ve Madde’nin Ötesinde Ne Var? (I)
Haber Yazılımı