Yazı Detayı
05 Eylül 2017 - Salı 11:56
 
Şiirden Tuvale Resim Estetiği
Ercan Çifci
 
 

İnsan, güzele tutkun ve güzelin peşinde… Şiirde, resimde, müzikte, iç ve dış mimarîde, hâsılı muhatap olduğu her şeyde estetik olanı, güzel olanı arzu ediyor. Güzel, sevmekle yakın ilgili. Sevmedikten sonra Hazret-i Yusuf bile göze çirkin gelirken, sevdikten sonraysa adi taş dahi elmas hükmünde. Güzel görmek için, güzeli, “güzel” düşünmek gerekir. Güzel; kendinde bütün hakikatler toplu olan... Güzelliği idrak eden herkes güzeli sever. Öyle ki, güzelliği idrak etmek ayrı bir zevk işidir. Denilir ki; “Güzelliği sevmek, güzelliğin zatındandır.” Zevken idrak bahsi; anlamadan, anlatılmadan anlamak. Zira onda güzelliği anlamak, zevkin kendisidir. Kalbî his!.. Aklı reddetmeden, aklın ötesinde anlayış…

Güzel, bir cephesiyle iyi ve doğrunun suretidir. İyi ve doğrunun olmadığı yerde güzel de yok. Güzel, ölçüye uygun olandır; ölçü ise en güzel olanın ahlâkı... Tek cümleyle, bir bütün halinde Allah’ın emir ve yasakları... Ölçü bakış açısında değil. Bakış açısı ölçüye teslim ve bu mânâda erdikçe güzelliğin idraki had safhada. Güzel ve çirkin; iki ana tema. Ancak şu hakikatin bilinmesi gerekiyor: Çirkin güzelin zıddı değil, sadece güzelden mahrumiyetin adıdır. Bu çerçevede “çirkin bile güzelden.” Yoksa nasıl anlarız GÜZEL’in kıymetini. İsmi Cemîl ve Cemâl’de mahlûkat sırrı. İbda Mimarı’nın İmam-ı Rabbânî’den aktardığı “Ne ki o sanırsın, O değil, O’ndan” hikmeti; her şey Güzel’den. Ne ki buldum dersin en güzelini, ondan daha güzeli var ve dahası, dahası... En güzel ise O. O, Mutlak Güzel. Erişilmez GÜZEL. Lakin yolda sayısız güzellik de mevcut…

Güzel başka, güzellik başka... Güzellik, güzele bağlı görünen, güzelden neşet edendir. Güzellik, bir nevi fikirdir; bir muhatap anlayış... Güzel meyve, güzel resim, güzel şehir, güzel müzik, güzel gün, vs. Sokrates bu noktada bir parçaya bakıp “Her şey, uyum sağladığı amaçla ilişkisi içinde iyi ve güzeldir.” diyerek güzelliği göreceli olarak tanımlar. Ancak talebesi Eflatun daha farklı bir yorum getirerek şöyle der: “Güzel özü sonsuz, kesin ve ilahî ideadır. Tüm güzellikler ona bağlıdır.” Aristoteles’e göre ise güzellik ahenktir, düzendir, sınırdır. İnsanın algı sınırlarını ve kavrayış gücünü aşan çok büyük bir şey güzel olamaz. Son dönem filozoflarından Hegel “güzellik” kavramına şu açıklamayı getirir: “Mutlak Ruh’un duyularla kavranabilen görünüşleridir. Yâni her şeyin ilkesi olan İdea’nın duyulara görünüşüdür.”

Diğer taraftan Gazâlî’ye göre güzeli güzel yapan kıstas, bir şeyde kemalâtın yâni yetkinliğin ve mükemmelliğin olmasıdır. Ona göre eksiklik noksanlıktır, noksanlık ise çirkindir. Bir şey, bulunması mümkün olan bütün kemalâtı, yetkinliği kendisinde topladığı vakit, güzelliğin zirvesine ulaşmış demektir. Bütün yetkinliği kendisinde toplayan varlık da Allah’tır. (1) “Allah güzeldir, güzeli sever.”

Estetik; güzellik hissi ile alakalı, bedii. Güzel olan, güzellik hissi uyandıran... Güzelliği, güzeli inceleyen ve bu mevzudaki görüşleri tahlil eden felsefî yahut hikemî kol. Bediiyat; estetik bilimi, güzel sanatlar!.. Bedî’; Allah’ın isimlerinden. Emsalsiz, benzeri olmayan, hayret verici âlemler yaratan. Bütün varlıkları “sanatkârane” bir şekilde misilsiz yaratan.

Resim, hayal ve idrakle alakalıdır; malum... Mevcut varlıkların görünüşü yanında hayalî birtakım duygu ve düşüncelerin herhangi bir yüzeye kalem, fırça ve boya gibi araçlarla işlenen biçim-suretine resim denir. Şiirin tuvale dökülmüş hâli. Müzikte nota ne ise resimde renkler o. Şiirde ahenk ne ise resimde ölçü o. Resim, müzik ve edebiyat; her üçü de fikrin, duygunun, ilmin pıhtılaşmış hâli. Edebiyat merkezli deyiş; edeb ilmi. Bu çerçevede resim, müzik ve edebiyat bu ilme -edeb ilmi- ne kadar yakınsa o kadar makbul, ne kadar uzaksa o kadar çürük. Nihayetinde İbda Mimarı’ndan öğrendiğimiz veçhile; “Güzel, mevzu olduğu yere nisbetle hep ‘ölçü’yü istemektedir; ve insan, bütün faaliyetlerinin mânâsıyla Allah’ın sıfatıyla sıfatlanma memuriyeti altında, ‘Mutlak Ölçüler’e muhtaçtır. O hâlde, ‘güzel’in ve ‘güzellik’in mutlak ölçüsü, İslâm’dadır; bu, aynı zamanda ezbere ‘öz ve biçim’ tekerlemesi yapanların anlamaları gereken en önemli ölçüdür!..” (2)

Mutlak güzel değişmez, ancak güzellik anlayışı değişir. Şuur seviyesinin değişimine bağlı olarak güzellik idraki de değişir. Burada bir aldanma -güzel göreceli bir kavramdır- ortaya çıkabilir. Ancak her ne kadar zâhirde bir görecelilikten bahsedilse de, olan biten aslında yenilenen yahut değişen anlayıştır. Mutlak Güzel ve Güzellik anlayışı yerli yerinde durmaktadır. Bu sebeble İslâm coğrafyasında surete ilgisizlik bazı sınırlı yasaklar sebebiyle değil, mücerred olan, daha derin ve hakikate daha ulaştırıcı olana düşkünlük sebebiyledir. Batı’ya baktığımızda, surete olan bağlılığı, onu plastitede üstün bir yere getirmiş, ancak derinlik buudundan zerre nasib kapamamıştır. Çok özel heykeltıraşları ve ressamları saymazsak birçoğunun resim algısı, fikrini şekillendirdiği heykel algısı, bir müddet sonra insanı hem fikren hem ahlâken soymaya-soyundurmaya kadar götürmüştür. Bugün “sanat eseri” diye bilinen cinsel temalı kadın ve erkek figürleri dönemin kral, derebeyi yahut aristokrat zenginlerin “pornografik ihtiyaçlarını” karşılamak ve kraliyet salonlarını, zevk ve sefa odalarını süsleme kastıyla yapılmış eserlerdir. Güzellik idrakinin kirlendiği, ölçülerin kaybolduğu, istikametten sapıldığı yerde olacak olan bundan başka bir şey değildir. İslâm coğrafyası ise -ileride göreceğiz- İslâm hikemiyatı çatısı altında devasa sanat eserlerine imza atmış, onlarca tür geliştirmiş ve güzel, güzellik ve estetik mevzusunu neredeyse erişilmez mertebeye taşımıştır. Ebru ve hat sanatı, mimarî ve iç süsleme sanatı, minyatür ve tezhip sanatı ve saire... İslâm hikemiyat dünyasında her sanat eseri, onu yapan şahsın muhayyilesinin ve fikrinin pıhtılaşmış hâlidir.  

Resim ve Renkler

“Suret olmadan mânâlar tecelliye gelmez.” hakikati her daim başta. İlk ölçü, ilk fikir. Bu mânâda üzerinde bulunduğumuz iş bile bir suretlendirme, fikri resmetme işi. Yazı dili, kitap yahut şiir, düşünen insanın kafasındaki mânânın kelime, mısra ve semboller aracılığı ile ahenkli bir şekilde tanzimi, bir nevi resmedilişidir. Roman, insan hayatından küçük bir kısmın kelimelerle okuyucuya hayal ettirilmesi iken resim, farklı bir metodla kelimeler yerine imajlar ve renkleri belli bir nizam dâhilinde zihinlere ikram eder. Resimdeki hikâyeyi ressam seyircinin kendi yakalasın, kendi hsin diye düşünür. Ve aynı resmin binlerce farklı algılanışı söz konusu olabilir. Misâl; bir savaşçının onlarca kişi ile savaştığı ve birçoğunu yere serdiği bir resimde, hem renklerin konumu hem ifade edilen şey, seyircinin bir kısmını hüzne boğarken bir kısmını ise savaşçının gösterdiği kahramanlık sebebi ile gururlandırır ve tebessüm ettirir.

Resim; renklerin şiiri... Renkler ressamın dili... Nota ve kelime gibi. Ressam, renklerle ve sembollerle konuşur. Yedi temel renk ve bu renklerin farklı görünüşleri boyunca sınırsız renk cümbüşü. Milyonlarca renk. Ama hepsi bu yedi renge perçinli ve bağlı. Yedi renk; sarı, yeşil, kırmızı, mavi, lacivert, turuncu ve mor. Siyah ve beyaz renk değil. Nihayetinde renk, tarife göre, ışığın cisimlere çarptıktan sonra gözümüzde bıraktığı etkidir. Biz cismi aldığı ışıkla birlikte aksettirdiği renkte görürüz. Yâni renkler ışıkla zâhire çıkar ve görünür. Işık yoksa koca bir karanlık. Bu yüzden siyah ve beyaz renk olarak kabul edilmez. Siyah yedi rengin hepsini emerken, beyaz hepsini aksettirir. Bu arada renklerin koyuluk ve açıklıkları da ışıkla ilgilidir. Işığın duruşu, azlığı, çokluğu, simetrisi ve saire hepsi renklerin görünüşünü etkiler.

İbda Mimarı’ndan küçük bir anekdot: “Renk olmadan mânâlar ebediyyen tecelliye gelmez; ‘suret’ hikmetinin aynı olan bu hakikat, en başta, mücerredin rengi olan ‘beyaz’ ve zifiri karanlığın remzi olan ‘siyah’ın gergefinde dokunan hayatı-hayatımızı gösteriyor.

Nur ve ışığın olmadığı yerde ‘renk’ yok; tecellinin tecelli edenin aynı olması bakımından, ayn ve gözün olmadığı -gözde tecelli eden nur!- zaman, nurun ve yayılması ışığın mevzuu da yok.” (3)

Yukarıda bahsini ettiğimiz 7 renkten mavi, kırmızı ve sarı ana renktir. Bu renkler karıştırılarak bulunmaz, aksine bu üç ana rengi değişik ölçülerde birbirine karıştırarak hayatımızda karşılaştığımız birçok rengi üretebiliriz. Misâl; sarı ile kırmızı karıştırılınca turuncu rengi verirken, sarı ile mavinin karışımından yeşil, mavi ve kırmızının karışımından mor üretilir.

Resimde ahenk, renklerin uyumudur. Gözde güzel bir etki bırakması için zaruri. Nizam yoksa ortada resim de yok. Renklerdeki bu uyumu sadece resimde aramayız; giydiğimiz elbisede, iç ve dış mimaride, vitrin yahut sahne dekorunda, sinema yahut film gösteriminde hatta yiyecek ve içeceklerimizde yahut ambalajlarında, reklamlarda ve saire. Renklerin farklı biçimlerde yan yana gelmesi değişik armoniler ortaya çıkarır. Bu minval üzere resimde üç farklı uyumdan bahsedilir. İlki tek rengin tonlarıyla yapılan ton uyumu, ikincisi komşu renklerle yapılan yakın renklerin uyumu, son olarak birbirine zıd renklerle kurulan zıd renklerin uyumudur.

İnsan algıladığı her şeyden etkilenir. Tabii olarak renklerden de. Nihayetinde insan bir cisim gördüğünde, öncelikli gördükleri arasında o cismin rengi vardır ve çoğu zaman bu renkler cismin görülmesi için özellikle seçilir. Renklerin üzerimizde bıraktığı bu etki onların uzmanlar tarafından sıcak ve soğuk renkler diye ayrılmasına sebep olmuştur. Başlıcaları kırmızı, sarı ve turuncu olan sıcak renkler; bize ateşi, sıcaklığı hatırlatır ve htirir. Altın sarısı, kayısı ve bal rengi; şarap kırmızısı, pembe, vişneçürüğü; zeytin yeşili, kahverengi gibi renkler bu renklerin değişik tonlarda karışımından meydana çıktığından, onlar da sıcak renkler arasında yer alır. Her şeyde kıvam ve ölçü esas olduğundan, her unsuru yerli yerinde kullanmak oldukça mühimdir, bilhassa da renkleri. Çünkü her renk, her yerde kullanılmaz. Hatta benzer özellikleri taşıdığı ortamlarda bile zaman zaman kullanılmaz. Meselâ bu sıcak renkler, sıcak bir ortamda kullanılırsa bunaltıcı ve rahatsız edici bir etki meydana getirebilir. Aksine serin ve soğuk bir yerde kullanılırsa bu defada bir sıcaklık hatta canlılık hissi verir. Malum olduğu üzere sıcak renkler aktif olup canlı, tahrik edici ve gösterişli özelliğe sahiptirler. 

İnsanın üzerinde serin, dinlendirici ve tazelik verici etkileriyle göze çarpan soğuk renkler ise mavi, mor ve mavi ile yeşil tonu taşıyan renklerdir. Bunun yanında bu renklerin türevi hâlinde gök mavisi, deniz mavisi, çivit mavisi, Türk mavisi, nefti menekşe ve leylak rengi de soğuk renkler arasında değerlendirebilir. Sıcak renkler gibi soğuk renkler de benzer özellikleri taşıdığı ortamlarda fazla kullanılmaz. Sıcak renkler, bulundukları ortamı aslından daha küçük gösterirken, soğuk renkler, aynı yeri aslından büyük gösterirler.

Sanat Felsefesi ve Resim

Birkaç nüans farkı ile estetik ve sanat felsefesi birbirinden ayrılır. Estetiğin tabiattaki güzel veya sanattaki güzel ayrımı yapmadan doğrudan doğruya güzelliğe yöneldiği yerde, sanat felsefesi yalnızca sanata ve sanattaki güzelliğe yönelir. Estetik, var olan yahut hayal edilen her şeyde “güzel” üzerine düşünme, güzelin mahiyetini açıklama teşebbüsü iken, sanat felsefesi, sadece insanın meydana getirdiği eserleri ele alan, sanata dair orijinal-benzersiz eserler ortaya koymanın ve zevklerin anlamını inceleyen bir felsefe disiplinidir. Güzelliğin felsefesi olarak ortaya çıkan estetik, hem tabiattaki güzel ile hem de sanattaki güzel ile ilgilendiğinden sanat felsefesinden daha geniştir. Sanat felsefesinin konularının tamamı aynı zamanda estetiğin konusudur. Misallendirecek olursak; Salvador Dali’nin yahut Picasso’nun tabloları, sanat felsefesine mevzu olabildiği hâlde, peri bacalarının güzelliği veya yağmur damlalarının yapraklardan süzülüşü sanat felsefesini ilgilendirmez. Diğer taraftan estetik kıyıya vuran dalgaları, şelaleleri, güneşin batışındaki güzelliği konu edindiği gibi, Picasso’nun yahut Dali’nin tablolarındaki güzelliği de konu edinir.

Felsefe dünyasında sanata bakış ile ilgili üç farklı görüş-teori ortaya çıkmıştır. Bunlar; taklit (mimesis), “yaratma” (benzersiz bir şey ortaya koyma) ve oyun. Sanat, en genel anlamıyla anlatmak istediği şeyi “biçim vermeyle” gerçekleştirme çabası olduğuna göre, sanatçı için bu teoriler kendini ifade etmek, düşüncesini aktarabilmek için sistematik bir yapı sunar. Taklit olarak sanat (mimesis) teorisine göre, sanat eserinde gördüğümüz, sanatçının algıladığı şeyleri taklit ederek bize yansıtmasıdır. Sanatçı, güzellik ideasını eserinde ne kadar aslına uygun olarak yansıtabilirse, eseri o kadar güzel olarak yargılanır. Yaratma olarak sanat teorisinde ise sanat eseri, sanatçının kendi yaratıcı gücü, yeteneği ve coşkusunun oluşturduğu estetik objedir. Varlık alanı kendi başına güzel değil, ruhtan yoksun bir madde dünyasıdır. Bu teorideki “yaratma” olayı, sanatçının algıladığı maddî varlığa duygu, düşünce ve hayal gücünü katması olayıdır. Sanat eseri ancak bu şekilde kıymet kazanır ve orijinallik sıfatına bürünür. Oyun olarak sanat teorisi savunucuları -Kant, Shiller, Grant Allen, Spencer gibi düşünürler- ise sanatın kaynağının eğlence ve oyun olduğunu söyler. Bu teorisyenlere göre insanlar, zorunlu ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra amaçsız olarak hoşa giden birtakım oyun faaliyetlerinde bulunur ve hem bedenlerini dinlendirir hem de keyif alırlar. 

Sanat felsefesinde güzelliğin kaynağı meselesi de tartışmalıdır. Şöyle ki; yaşadığımız varlık alanında bulduğumuz güzellik ile sanatta bulduğumuz güzellik arasında örtüşme olmadığı gibi, her iki güzellik de birbirinden farklıdır. Tabiî varlık alanında mevcut varlığın canlılığı, hareketi, ışık etkisi onun güzelliği için önemli bir etken olduğu hâlde, sanat güzelliği varlığın biçim özelliğine, yâni sanatçının duygu ve hayal gücüne dayanır. Diğer taraftan sanat eserinde orantı, uyum, simetri, ahenk ve bütünlük olduğu gibi duygusal değer de vardır ve doğadaki karşılığını aşar. Felsefe ve bilimle de sanat felsefesi örtüşmez. Nihayetinde felsefe düşünceye hitap eden âlemşümul bir bilgi olma iddiası taşırken, sanat ise duygu ve duyarlılığa hitap eder. Bilim olgulara, deney ve gözleme dayalı hareket ederken, sanat ve felsefenin önermeleri olgusal olarak doğrulanamadığı gibi, buna ihtiyaçta duymaz.

Sanat Hikemiyatı ve Resim

Sanat kelimesi Arapça’da “imalat, işçilik, ustalık, hüner, amel, iş yapma” anlamlarını veren “S-N-‘A” kökünden gelmektedir. Hikmet, eşyanın hakikatini olduğu yere koymak, işleri en doğru ve en uygun biçimde yapmaktır; amelle beraber ilim. Hikemiyat ise bu ilmin sistemleşmiş, bütün hâlinde ifadesi. Sanat hikemiyatı eşyanın hakikatini anlamaya çalışmada bir yol bir tavır yahut metod, anlayış.

Sanat hikemiyatı, kavram olarak İbda Mimarı’ndan; “resim hikemiyatı” da yine öyle. İbda Mimarı estetik bahsine değinirken şöyle diyor: “Meselenin şu veya bu şekilde çözülüşüne göre, estetiğin mevzuunun kavranılışı da şu veya bu şekilde değişmekte… «Güzellik felsefesi» olarak yorumlandığı, «Güzellik hikemiyatı» olarak yorumlanabileceği kadar, «sanat felsefesi» olarak yorumlanmakta, «sanat Hikemiyatı» olarak da yorumlanabilecektir…” (4)

Devam edecek...

 

Dipnotlar

1-İmam-ı Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, C.4, s.512.

2-Salih Mirzabeyoğlu, Şiir ve Sanat Hikemiyatı, s.41.

3-Salih Mirzabeyoğlu, Elif: Resim Redd Kökündendir, s.80.

4-Salih Mirzabeyoğlu, Şiir ve Sanat Hikemiyatı, s.41.

 
Etiketler: Şiirden, Tuvale, Resim, Estetiği,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Haziran 2019
Salih Mirzabeyoğlu: Nizam ve Sır
01 Mayıs 2019
İslam Hikemiyatının Batı’ya Tesiri ve 12. Yüzyıl Tercüme Faaliyetleri
02 Nisan 2019
Türkün Ruh Köküne Düşman Bir Tip: Reşit Galip
01 Nisan 2019
İslam Coğrafyasında İlk Dönem İlim ve Hikmet Faaliyetleri
07 Şubat 2019
Çile Şiirinde Büyük Doğu(m) -II-
01 Ocak 2019
Çile Şiirinde Büyük Doğu(m)
06 Aralık 2018
Edebiyat ve Ahlak “Müstehcen Edebiyat”
29 Ekim 2018
Necip Fazıl’ın Musiki Anlayışı ve Zevki
02 Ekim 2018
Eğitime Tolstoy Aşısı
03 Eylül 2018
Kendi Sinemamıza Doğru: Tesbit ve Tahlil
01 Ağustos 2018
Türkiye Sinemasına Eleştirel Bir Bakış
01 Temmuz 2018
500 Yıldız Beklenen Mütefekkir
01 Haziran 2018
Güzel Koku ve Estetik İdrak -II-
01 Mayıs 2018
Güzel Koku ve Estetik İdrak
05 Nisan 2018
Eser Vermek Davası ve Estetik İdrak
01 Mart 2018
Cumhuriyet Dönemi Edebiyatında Batılılaşma
27 Ocak 2018
Köklerimizden Kopuş; Edebiyatta Batılılaşma
27 Aralık 2017
Dünya Klasikleri Kimin Klasikleri?
24 Ekim 2017
Şiirden Tuvale Resim Estetiği –III-
03 Ekim 2017
Şiirden Tuvale Resim Estetiği -II-
31 Temmuz 2017
15 Temmuz Direnişi 1999 Ruhu’nun Devamıdır
27 Haziran 2017
Modern Dünya Hastalığı; Hikmetsizlik
02 Haziran 2017
Batı Tefekkürünün Ardındaki Hayat Tarzı
01 Mayıs 2017
Batılılaşmak Modernleşmek Değil Barbarlaşmaktır
05 Nisan 2017
Ölüm Odası Penceresinden Lügat İlmi ve Kâinat Muhasebesi
09 Mart 2017
Kültür Dezenformasyonu; Bilim Kılıflı Mitoloji
03 Şubat 2017
Hakikat-i Ferdiyye
04 Ocak 2017
Müzik Hikemiyâtı -Giriş- IV
30 Kasım 2016
Müzik Hikemiyâtı -Giriş- III
06 Kasım 2016
Müzik Hikemiyatı -Giriş-II
03 Ekim 2016
Müzik Hikemiyâtı - Giriş
05 Eylül 2016
İslâm Hikemiyâtında Felsefe
30 Temmuz 2016
Madde Nedir Ve Maddenin Ötesinde Ne Var?
04 Temmuz 2016
Madde Nedir Ve Madde’nin Ötesinde Ne Var? (I)
Haber Yazılımı