Yazı Detayı
01 Mayıs 2017 - Pazartesi 00:28
 
'Psikoloji Tarihi'ne Devam
Hanife Kındır
 
 

Önceki sayılarımızda; Psikoloji ilminin tarihçesini incelerken, Psikanaliz Doktrini içinde değerlendirilen ve isimleri tüm dünya tarafından bilinen önemli üç psikiyatrı ele aldık. Bunların dışında da bu doktrin içinde Karen Horney, Gordon Allport, Henry Murray, Erik Ericson isimleri de var. Bu isimlerin çalışmaları, Psikanaliz içindeki bu üç önemli psikiyatrın ortaya koyduğu sisteme zıt olmamış. Sadece, bu görüşleri elzem olmayan farklarla değiştiren ve yayan çalışmaları olduğunu söyler psikologlar. Mesela; Karen Horney, Freud’un izinden giden bir psikiyatr… Diğer üç isim de teorilerini Freud’un öncülüğünü yaptığı Psikanaliz’e dayalı olarak kurmuşlar.

Psikoloji Tarihi’nin Psikanalizden sonra gelişen ekolü “Hümanist Psikoloji” olmuş. Hümanist Psikoloji (Üçüncü Güç); 1960’lı yılların başında Amerika’da ortaya çıkmış. Bu hareket, daha çok Batı Kültürü’nün mekanik ve materyalist yönlerinden duyulan huzursuzluğu dile getirmiş. Hümanistik Psikoloji Hareketinin ana temalarından biri; “insan doğasının bütünlüğüne inanmak”… O yüzden bizim laboratuvar farelerinden veya robotlardan daha fazla bir şey olduğumuzu düşünürler. Nesnelleştirilemeyeceğimiz, ölçülemeyeceğimiz ve birimlere indirgenemeyeceğimiz iddiasında olmuşlar. Bu bağlamda sadece gözlemlenebilir davranışlar üzerinde durmayı, insanlığı hayvanların ve makinelerin düzeyine indirgemeyi kabul etmemişler. Bu da İbda Hikemiyatı’ndan öğrendiğimiz ve bugün kuantum mekaniğinin de iddia ettiği şu tespiti doğruluyor sanki. “Bütün, parçaların toplamından daha fazla bir şeydir.

Konuya dönecek olursak, hümanist psikologlar daha çok psikolojinin ruhî sağlık ve müsbet insan özellikleri üzerinde yoğunlaşmışlar. Psikanaliz, hissî bakımdan rahatsız insanlarla uğraşırken, hümanist psikoloji psikolojik olarak sağlıklı ferdler üzerinde odaklanmış. Bir başka deyişle; bu psikoloji ekolü, nevrozları ve depresyonları iyileştirmekten ziyade psikolojik sağlığı ve kendini gerçekleştirmeyi arttırmak amacıyla tasarlanmış. Bu nedenle Davranışçılık ve Psikanaliz Ekolünün sınırlılıklarına bir tepki olarak doğmuş ve Üçüncü Güç teriminin de imâ ettiği gibi psikolojide iki temel güç olan Davranışçılık ve Psikanalizin yerine geçmek istemişler.

Hümanistik Psikoloji’nin manevi babası sayılan Abraham Maslow (1908-1970), bu hareketin parlamasında önemli yere sahip bir isim… Maslow, mutsuz bir çocukluk evresi geçiriyor. Ve kaynaklardan öğrendiğimize göre; bütün hayatı boyunca çocukluk döneminde yaşadığı aşağılık kompleksinin etkisini htiğini söyler.

Maslow, psikolojiye “kendini gerçekleştirme” teorisini getirmiş. Maslow’a göre; her insanın kendini gerçekleştirmeye (self-actualization) yönelik doğuştan gelen bir eğilimi var. Bu hâl, ihtiyaçlar hiyerarşisi olarak belirlediği sıralamada en yüksek dereceyi ifade ediyor. Kişi, kendini gerçekleştirmiş bir birey olmak için hiyerarşik olarak dizilen ihtiyaçlar içinden öncelikle alt seviyedeki ihtiyaçları karşılaması gerekiyor. Her bir ihtiyaç tatmin edildiğinde, hiyerarşide kendisinden bir yukarıda bulunan diğer ihtiyacı harekete geçiriyor. Maslow’un araştırmaları genelde, kendini gerçekleştirme ihtiyacını tatmin etmiş ve bu sayede psikolojik açıdan sağlıklı olarak nitelendirilen insanların özellikleri üzerinde yoğunlaşmış. Ve kaynaklardan öğrendiğimize göre bu insanların özelliklerinden bazıları şöyle:

*Nesnel bir gerçeklik algısı,

*Kendi yaradılışlarını olduğu gibi kabullenme,

*Tüm insanlığa yönelik empati ve sevgi,

*Davranışlarda sadelik ve doğallık,

*Yaratıcılık tutumu,

*Yüksek derecede sosyal ilgi.

Maslow’un araştırma metodu ve verileri, genelleme yapmaya elverişli olmadığı için eleştirilmiş. Ancak sınırlı düzeyde ampirik laboratuvar desteği almış.

Son olarak; Psikoloji Tarihi’nin son düşünce ekolü “Bilişsel Psikoloji” ye bakalım. Bilişsel Psikoloji, psikolojide yeni bir devrim niteliğinde olmuş. Bu değişim oldukça yavaş ve sessiz ortaya çıkmış. O yıllardaki psikoloji kitaplarında psikolojinin tanımı “davranış bilimi” olarak değil de, “davranış ve zihinsel süreçler bilimi” olarak geçmeye başlamış. Bilince yeniden dönüş olarak değerlendirilen bu düşünce ekolü, işaretlerini 1930’larda vermeye başlamış olmasına rağmen resmî başlangıcı 1950’lere dayandırılmış. Bilişsel Psikoloji, olayın vuku bulmasından sonra açık hale gelmesine verilebilecek bir örnek… Çünkü o dönemdeki psikologların ilgilendikleri nokta sadece psikolojinin yeniden tanımlanması olmuş. Bu yüzden bilişsel psikoloji için bir veya iki kurucudan söz edilemeyeceğini söylüyor kaynaklar… Ve bu bölümde inceleyeceğimiz iki psikoloğun -George Miller ve Ulric Neisser- bilişsel psikolojinin kurucuları sayılmadığını, fakat bu alanın oluşacağı zemini hazırlamış olduklarını eklerler.

Kaynakları incelediğimizde George Armitage Miller’in (1920-2012), 20. Yüzyılın en önemli psikologlarından birisi olarak kabul edildiğini görürüz. Miller’in Bilişsel Psikoloji’ye yönelmesinde asi ruhlu olmasının kayda değer bir etkisi olmuş. Kendisine öğretilen ve uygulamada olan psikoloji türüne karşı çıkmış. Ve Miller başta olmak üzere o dönemdeki psikologların çoğu, psikolojide yeni bir yaklaşım sunmaya hazırlarmış.

1960 yılında, George Miller meslektaşı Jerome Breuer ile birlikte insan zihnini araştırmak amacıyla Harvard’da bir araştırma merkezi kurmuşlar. Daha sonra kurdukları bu merkeze ‘Bilişsel Araştırmalar Merkezi’ adını vermişler. Bu girişim psikoloji üzerinde çok önemli bir etkiye sahip… Bu merkezde çok sayıda konu üzerinde araştırma yapılmış. Bu konular arasında; dil, hafıza, gelişimsel psikoloji vb. meseleler var. Miller psikoloji alanında gösterdiği çabalar sayesinde 1969 yılında APA’nın (American Psychology Association) başkanı olmuş.

Ulrich Neisser (1928-2012) ise 1967 yılında “Bilişsel Psikoloji” isimli kitabını yayımlamış. Böylece “alanı kuran ve adını veren” isim olmuş. Fakat kendisi bunu kabul etmemiş. Daha doğrusu kendisinin Bilişsel Psikoloji’nin “babası” olarak gösterilmesinden çok rahatsız olmuş. 1976 yılında da “Biliş ve Gerçeklik” isimli kitabı yayınlanmış. Bu kitapta da yanlış bulduğu bir düşünceden uyanarak, bilişsel psikoloji hareketini eleştirmiş.

 

İstifade Edilen Kaynaklar

*Salih Mirzabeyoğlu (2008). İnsan, İstanbul: İbda Yayınları.

*Duane P. Schultz, Sydney Ellen (2001). Modern Psikoloji Tarihi, İstanbul: Kaknüs Yayınları.

*Robert L. Solso, M. Kimberly Maclin, Otto H. Maclin (2007). Bilişsel Psikoloji, İstanbul: Bayrak Matbaacılık.

*https://tr.wikipedia.org

*http://www.nedirnedemek.com

Aylık Dergisi 151. Sayı, Nisan 2017

 
Etiketler: 'Psikoloji, Tarihi'ne, Devam,
Yorumlar
Haber Yazılımı