Yazı Detayı
01 Haziran 2019 - Cumartesi 09:47
 
Platon vs Philon
İbrahim Türkan
 
 

Milattan önce 25 yılında İskenderiye’de doğmuş Philon. Onun doğduğu zaman dilimi İskenderiye’de teosofi yöneliminin başladığı dönemlermiş. Philon da kendisine geçmişten kalan bilgi birikimini alarak ve üzerine de eklemeler yaparak bir din-felsefe sentezi meydana getirmeye çalışmış. En sevdiği filozoflardan Platon’un öğretilerini müntesibi olduğu Yahudilik dini ile harmanlamış ve bir öğretiler manzumesi meydana getirmiş.

 

Fakat bir gün paralel evrende bir nehir kenarında elinde bastonu ile gezinirken nehrin kıyısına oturmuş, düşünen bir adam görmüş. Yaklaştıkça anlamış ki bu büyük bilge Platon. Kendisini öğrencisi saydığı üstadının hemen dizi dibine büyük bir sevinç ve mutluluk ile oturmuş. Ve Platon’un yaşlı ellerini tutarak heyecan ile konuşmaya başlamış;

 

PH: Üstadım nasılsınız?

 

Platon adeta derin bir trans halinden uyanıyormuşçasına açmış gözlerini. Ve ellerini tutmuş, kendisine soru soran bu yabancı adama meraklı gözlerle bakmış;

 

P: Teşekkür ederim. İyi sayılırım. Sen kimsin? Tanıyamadım.

 

PH: Üstadım benim adım Philon. İskenderiye’den. Sizin en büyük takipçilerinizden biriyim.

 

P: Philon mu?

 

PH: Evet, efendim Philon. Daha önce adımı duymuş muydunuz?

 

P: Evet, evet. Duymaz olur muyum?

 

PH: Ah! Efendim o kadar mutlu oldum ki. Demek beni tanıyorsunuz?

 

P: Tanıyorum.

 

PH: Efendim o zaman sizi ne kadar sevdiğimi, hayatımı sizin felsefenize adadığımı da duymuş olmalısınız.

 

P: Böyle bir şey olmadı.

 

PH: Nasıl yani üstadım?

 

P: Hayatını benim felsefeme adamış olmadığını söylüyorum.

 

PH: Üstadım nasıl olur? Ömrüm boyunca sizin kitaplarınızı okudum ve anlamaya çalıştım. Buna benim zamanımda yaşayan her filozof şahadet eder.

 

P: Kitaplarımı okudun da, anlamak için değil. Senin derdin Yahudiliği anlamak ve felsefe ile anlamlandırmaktı.  İnsanın dinsel gereksinimlerini tatmin etmek için felsefeye başvurdunuz ve bir alet kullandınız.

 

PH: Sonuçta amacımız hakikati görmekti üstadım. Bunda ne gibi bir zarar olabilir ki?

 

P: Senin ve senden sonrakilerin felsefeye verdiği zararı konuşmak yerine, senin benim felsefeme vermiş olduğun zararı konuşalım istersen ne dersin?

 

PH: Üstadım beni gerçekten çok şaşırtıyorsunuz. Sizin felsefenize ne gibi bir zarar vermiş olabilirim ki?

 

P: Diyebilirim ki ortada Platon’a dair bir felsefe bırakmadın. Dibine kibrit suyu döküp ateşe verdin.

 

PH: Aman Allah’ım! Büyük bir takdir beklerken, sizden bu sözleri duymak çok kırıcı doğrusu…

 

P: Kırılmana gerek yok sevgili Philon. Hakikatler şaşırtıcıdır ve bazen de kırıcı. Fakat bir filozof olarak hakikatlerin acı yüzüne aşina olmuş olman gerek.

 

PH: Çalışmalarım hakkındaki düşüncelerinizi bilmek isterim. Neden bana böyle şeyler söylediğinizi anlayamıyorum.

 

P: Senin kitaplarında bahsettiğin ve iddia ettiğine göre benim kendisinin öğrencisi olduğum o en büyük filozof kimdi?

 

PH: Musa.

 

P: Musa bir filozof değil, İbrani soyundan bir peygamberdi. İkisi aynı şey değil. Bu bir yana benim onun öğrencisi olduğumu nerden çıkarttın, merak ettim doğrusu?

 

PH: O sizden önce yaşadığı için ve öğretileriniz arasında büyük benzerlikler bulduğum için böyle bir şey söyledim.

 

P: Beni Musa’ya benzetmen oldukça ilginç doğrusu…

 

PH: Yanılmış olabilirim efendim.

 

P: Sadece burada yanılmış olsan keşke. Daha neleri var.

 

PH: Nedir?

 

P: Benim idelerim hakkındaki ne dedin?

 

PH: İdeleri, tanrının ruhunda gizli olan düşünceler olarak anladım.

 

P: Yani?

 

PH: Yani bunlar tanrının düşünceleridir. Ve tanrı kendisini düşündüğünde var olurlar.

 

P: Bunun benim ide anlayışımla alakası yok. Sen bu şekilde benim felsefeme yaratanı eklemiş bulunuyorsun.

 

PH: Ama sizin felsefenizde de bir tanrı var.

 

P: Var. Ama o senin anladığın gibi her şeyi var eden değil, her şeye düzen veren. Bir mimar gibi… Gerçekte var olan malzemeye şekil veren bir güç.

 

PH: Burada da hata yapmış olabilirim.

 

P: Ben senin felsefende doğru bir yer görmüyorum açıkçası.

 

PH: Mesela bilgi felsefem… Ben bilgi felsefemi sizin öğretilerinize dayanarak oluşturdum.

 

P: Anlat bakalım.

 

PH: Efendim dediğiniz gibi duyuların tanıklığı güvene layık değildir. Gerçek varlık ancak akıl edilebilir. Bundan dolayı akıl edilebileni temaşa eden aklın, maddi olmayanı ayırabilmesi için bilgiye ihtiyacı vardır.

 

P: Buraya kadar doğru… Sonra?

 

PH: Düşüncenin niteliği ise birliktir. Böylece insan aklının erişebileceği en yüksek bilgi; mutlak olarak basit, sıfatlardan bütünüyle arınmış ve aynı zamanda asıl iyiyi ve yüce iyiyi oluşturan varlığın bilgisidir.

 

P: Yani?

 

PH: Yani ulûhiyetin, tanrının bilgisi…

 

P: Sana bir şey diyeyim mi sevgili Philon?

 

PH: Buyurun üstadım.

 

P: Gırtlağına kadar dine battığı halde felsefenin ipine tutunanlar yok mu!?

 

PH: Evet.

 

P: İşte onların, omzunda bir güvercin ile trapez üzerinde yürümeye çalışan akrobattan farkları yok.

 

PH: Anlamadım efendim. Bunu niçin söylediniz?

 

P: Anlarsın sevgili dostum. Senin melek ve şeytanlar dediğin bazı canlı türleri de vardı. Onlardan da bahset bakalım. Nedir melek ve şeytan?

 

PH: Onlar tanrının özel araçlarıdır. Bir kralın maiyeti gibi… Ben bunları bazen ideler bazen de saf güçler olarak anladım.

 

P: Şu “saf güç” dediğin Stoacıların tanrıdan sudur ettiğini iddia ettikleri şey mi?

 

PH: Evet.

 

P: Bari başka düşüncelere bulaşmasaydın.

 

PH: Efendim yaptığım tüm çalışmaları yanlış ve hatalı olarak görüyorsunuz. Anlamıyorum. Ben kendimi hayatım boyunca sizin öğrenciniz olarak bildim. Ve sizin öğretilerinizi geliştirmeye çalıştım. Ama siz tüm bunların felsefenize zarar verdiğini düşünüyorsunuz. Anlamıyorum.

 

P: Bak! Sevgili Philon, eski Yunan’da felsefe dinden kurtulmaya çalışırdı. Yunan düşüncesi dinden bağımsız bir şekilde doğayı, insanı ve toplumu anlamak ve anlamlandırmak için uğraş verdi. Fakat sonraları sen ve senin gibiler tekrar felsefeyi din ile sentezlemeye kalkıştınız. Çünkü ellerinizdeki absürt dini öğretileri felsefenin yardımı olmadan insanlara sunamazdınız.

 

Sen aslında bir filozof değil, din adamısın. Filozof bilgi aşığı demektir. Felsefe insanı bilgiye götürmek için vardır, dinleri savunmak için değil. Senin yapmış olduğun çalışmalar dünyada çok büyük etkiler yarattı. Benim ideler teorimin anlaşılmasına engelledi. Ortaçağda Skolastik Felsefenin oluşumuna ön ayak oldu. Tüm teorik-felsefi ilahiyat çalışmalarının temellerini attı. Hıristiyanlık inancı ve mistisizmini etkiledi. Yeni Platoncuları ortaya çıkardı ki onlar da benim asıl düşüncelerimin anlaşılmasının önünde bir engeldir. En önemlisi de bu çalışmalar antik çağ felsefesine son şeklini verdi. Bu sayede antik çağ felsefesi başı ve sonu arasında çelişkiler olan bir sistem haline geldi.  Ve tüm bunları konuşmamızın başında da söylediğim gibi insanların dinsel gereksinimlerini doyurmak için yaptınız.

 

Bunları söyleyen Platon yaşlı gözlerini tekrar yummuş ve nehrin şırıltıları eşliğinde dingin bir sessizliğe gömülmüş. Konuşmanın başında duyduğu heyecanı kaybeden Philon ise üstadını rahatsız etmeden sessizce yerinden kalkmış, nehrin aktığı yöne doğru yürümeye devam etmiş.

 

Aylık Dergisi 176. Sayı

 
Etiketler: Platon, Philon,
Yorumlar
Haber Yazılımı