Yazı Detayı
01 Kasım 2011 - Salı 05:00
 
Modern Dünya'nın İktisadi Bunalımına Dair Kısa Bir Mülahaza
Ömer Emre Akcebe
 
 

Geçmişe Kısa Bir Bakış

 

Firavunlar, Kisralar, Roma Devleti, Kilise, Derebeyleri ve Emperyalist sömürgeciler Allah indinde uygun olan nisbetlerden uzak olan ahlâk ile iktisadî sistemi denetlemişlerdir. İktisadın yanında dinî, siyasî, içtimaî ve ruhî batak içerisindedir bu topluluklar. Bunu belirtmekte fayda var, aksi halde müstakil olarak iktisadın toplulukları çirkine sevk ettiği anlaşılabilir. Medeniyetlerin insanı zirveye taşıması gerekirken bu uygarlıkların insanlığı eriştirdiği yegâne mecra rezilliklerdir. İktisadî değerler, bu sistemler içerisinde ihtiyaçları temin gayesinden şaşarak, insanları denetleyebilmek için kullanılmışlardır. Bu saydığımız devletler içerisinde insanların bu yöntem ile denetlenmelerine yol açan insanî kuvvetlerin neler olduğunu İmam-ı Gazalî ve Freud vesilesiyle değerlendireceğiz.

 

İslâm ahlâkından yoksun kimseler elinde biriken sermayenin insanlığa hayır getirdiği görülmemiştir. Burada herhangi bir yanlış anlaşılmaya mahâl vermemek adına hemen belirtelim, biz kuru sermaye karşıtı falan değiliz. Herşey mânâsıyla bütünlük arz eder. Öyle ki; Hazreti Ebubekir'in elinde biriken sermaye, İslâm'ın hizmetine tahsis edilirken, Firavun Haman'ın elinde, Musa Peygamberin Rabbine ulaşmak için kibirle inşa edilen kuleye tahsis edilmiştir.

 

Yine kısa bir iktisad tarifi yapmakta fayda görüyoruz. Bu tarifi sürekli beyan etmemizin temel sebebi ise birden çok tarifi sizlerle buluşturmak ve perspektifi genişletmektir. Aynı zamanda kullanacağımız ifadeleri hangi tarife nisbetle kullandığımızı belirtiyoruz ki karışıklıklara mahâl vermeyelim. 

 

İktisad

 

İktisadı, insanın hayatını idame ettirirken muhtaç olduğu ve ihtiyaç duyduğu beslenme, giyinme, barınma ve hayatını kolaylaştıran eşyaların üretim, dağıtım ve tüketim işlerini tarif eden faaliyetler bütünüdür diyebiliriz. Bu tarife göre iktisadî faaliyetler yine insanlar tarafından gerçekleştirilmektedir. İktisad asla müstakil bir inceleme alanı olamaz. İktisada tesir eden ve onu şekillendiren bir çok faktör vardır. Bu faktörler; maddî cebhesinde dış çevre, manevî cebhesinde ise dinî, siyasî, ruhî ve ahlâkî keyfiyetlerdir.

 

Ferd bir ağaç olsaydı, cemiyeti orman olarak tarif ederdik.  Bir ormanda, onlarca çeşit ağaç türü vardır. Farklı ormanlar arasında da iklim, rakım, bakı, yağış ve bunun gibi sebeblerden ötürü ağaç türleri çeşitlilik gösterir. Ancak hangi tür ağaç olursa olsun toprak, su ve gün ışığına muhtaçtırlar. Ve yine ancak, kimi ağaç türleri daha çok su, kimisi daha fazla gün ışığı, kimisi farklı keyfiyetlerde toprak türlerine ihtiyaç duyarlar. İnsanlar da tıpkı ağaçlar gibi belli  temel ihtiyaçlar etrafında şekillenen müstakil ihtiyaçlarıyla farklılıklar arz ederler. Ağaçtan ve hayvandan olan farklıkları ise insan türü içerisindeki çeşitliliği sonsuz kılmaktadır.

 

İnsanların muhtaç olduğu beslenme, giyinme, barınma ve hayatı kolaylaştıran araçları taleb etmekte meydana gelen değişikliklerde bu çeşitlilik münasebetiyledir. İbn Arabî'ye göre insan 4 hakikat üzerinde tasarrufta bulunur. Kendi hakikati, rabbanî hakikat, şeytanî hakikat ve melekî hakikattir. Bu 4 hakikatten yapılan tercihe göre değişiklik arz eden hakikat, insanın isteklerinin şekillenmesinde nisbet olmaktadır.

 

Demek ki insanların temel ihtiyaçları haricinde de sahip olmak istedikleri çeşitli araçlar vardır ve bu araçlar çoğu kereler benzerlik gösteriyor olsalar da taleb edenin niyetine göre farklılaşmaktadır. Bu farklılaşmayı denetleyen ise insanın nisbetleridir. Ama neye nisbetle? 

 

Son yüzyıl içerisinde ahlâk, dine olan nisbetinden kopartılarak sermaye sahiblerinin çıkarlarınca yeniden düzenlenmiştir. Bugün Batı'dan son ithalatımız olarak bizim sermaye sahiplerimizce de yeni bir ahlâk Anadolu'da tasarlanmaktadır. Nisbeti olmayan bu ahlâki dine, nisbeti olan ahlâktan koparabilmek adına "ahlâk" kelimesi yerine "etik" kelimesinin kullanıldığını da müşahede etmekteyiz.

 

İktisadı tarif ederken insanın muhtaç olduğu beslenme, giyinme, barınma ve hayat şartlarını iyileştirecek ihtiyaçlardan bahsetmiştik.  Gıda, giyecek, ev temel ihtiyaçlar olarak işaretlenmiştir. Bunun haricinde elektrikten bilgisayara, masadan ütüye kadar (örnekleri çoğaltabilirsiniz) olan ihtiyaçlar ise hayatı kolaylaştırmak için kullanılan araçlardır. Burada dikkat edilmesi gereken en elzem husus beslenme dahîl olmak üzere saydığımız tüm ihtiyaçların araç olmasıdır. İktisadî aksiyonu gerçekleştiren toplumların kendi dini inançları, kültürleri ve yaşadıkları coğrafyalar ihtiyaç kalemlerinin unsurlarını meydana getiren mamullerin çeşitlerini her ne kadar değiştirse de temel ihtiyaç kalemleri aynı kalmaktadır.

 

Tarifimize ve örneklerimize göre; insan temel ihtiyaçlarını karşıladığı takdirde yetinmesi gerekmektedir. Komünist sistem de bu fikirden yola çıkılarak inşa edilmiştir.  Ancak geçmişten günümüze doğru göz atacak olursak bunun hiç de böyle olmadığını müşahede ederiz. Peki üretim, dağıtım ve tüketim dengesinde hayatını idame ettiren insanı bu ihtiyaçların üzerine çıkartıp da geçmişdeki ve bugünkü manzaraların nasıl meydana geldiğini inceleyelim şimdi de.

 

Doğu Perspektifinden İktisadî Usûl ve Gaye'yi Tayin

 

Burada Akl-ı Heyulânî'den bahsetmek durumundayız. İnsan aklı nev' açısından benzerlik arz eder. Mizâç ise herkes de farklıdır; bunun için de heyulânî akılda istidadlar farklıdır, çünkü aklın mebâdîden fezeyan etmesi istidada göredir. [1] Öyleyse herkesin istidadı birbirinden farklılık arz ettiğine göre sosyal hayatın şekillenmesindeki iş ve görev bölümünün bu istidadlara göre şekillendiğinden bahsedebiliriz.  İş ve görev bölümünün yapılmasını sağlayan bu istidadlar ise tıpkı kıymetli taşların içinde bulunduğu cevher gibi cemiyetin bütününü meydana getirir. İyi bir tetkik sonrası doğru işlemlerden geçirilerek ayrıştırılır ve ardından da iyi bir şekilde işlenirse değer yani liyakât arz eder. Bu açıklamayı daha sonra batı ve doğunun iktisadî hayata yaklaşımlarını incelerken  değerlendireceğiz.

 

İmam-ı Gazalî Hazretleri insanın nebatî, hayvanî ve insanî ruhun keyfiyetlerinden müteşekkil olduğunu ifade etmektedir. Halbuki insanı insan yapan keyfiyet insanî ruhtadır. O cisim değildir ve cisimlere hulûl etmez.  Yine cismanî olmadığından ölçülebilir ve dolayısıyla kontrol altına alınabilir de değildir. İnsanî ruhun cismanî olmaması bugünün materyalist batı kafası tarafından idrak edilememektedir.  Batı, idrak edemediğinin de idrak olduğunun idrakinde olmadığından ötürüde insanlığı sürüklediği istikamet iktisadî, siyasî, içtimaî ve ruhî olarak günümüzün şartlarıdır.

 

İnsanı, iktisadî meseleler tarafından ele alacak olursak rezillik ve faziletlerin kaynaklarından ikisi  olan şehvet ve gazab kuvvetlerinin keyfiyetlerine de değinmek mecburiyetindeyiz. Nebatî, hayvanî ve insanî ruhta müştereken var olan bu iki kuvvet, insanın kendisine mahsus olan diğer keyfiyetleriyle birleştiğinde onu zirveye de, belhüm adâl denilen hayvandan aşağı mertebeye de taşıyacağı aşikârdır. Gazab ve şehvet iktisadî sosyal hayatta kendisinin bulunacağı iş bölümündeki faaliyetlerinin ahlâki durumunu denetleyecek olan temel kuvvelerdir.

 

Şehvet:

İnsana bahşedilmiş olan hiçbir kuvvet mutlak zarar veyahut fayda sağlamaz. Bazıları dizginlenerek kontrol altında tutulmalı ve asgari halinden faydalanılmalıdır. Şehvet kuvvetinin de aynı şekilde fayda ve zararları vardır. Şehvetin ıslah edilmesi diğerlerine nazaran son derece güçtür. Çünkü şehvet insanda bulunan kuvvetler arasında en kadîm olanı ve teşebbüs bakımından en şiddetlisidir. Bu kuvvet insanda, hayvanda ve nebatta bulunmaktadır ancak insanda bununla birlikte namus, haysiyet, fikir, nutk ve temyiz kuvveti de bulunmaktadır. İnsanla hayvanın birbirlerinde ayrıldığı temel hususlardan biri de şehvettir. Şehvet hayvanda ve insanda aynı şekilde bulunmaktayken insan bu kuvveti öldürüp kahrettiği derece insan olur.

 

Şehvet kuvveti kendi içinde iki şubeye ayrılır. Bunlardan birincisi batnın şehveti, iklincisi ise fercin şehvetidir. Batnın şehveti kişi hayatının devam etmesi içindir. Fercin şehveti ise neslin, zürriyetin, nev'in devamı içindir.

 

Hayatın idame ettirilmesi hususunda ifrat halinde tecelli edecek şehvet sosyal ve iktisadî sahada kişinin hikmet kuvvetinin de ifrat halinde olmasıyla kurnazlığa dönüşecektir. Sosyal iş bölümü içerisinde kurnazlık ve aç gözlülüğün getireceği zararları tarif etmek hususunda bugün Afrika'da yaşanan kıtlık gösterilebilir.

 

Her türlü kötülük ifrat derecesinde şehvet sebebiyle olur.

 

Gazab:

İnsanın sûreti toprak, su, hava ve ateşten müteşekkildir. Gazab ateşin keyfiyetidir ve onun mecraı kalptir. Asl olarak şeytanda baskın olan bu kuvvet insanda ve hayvanda doğuştan vardır. İnatçı ve zalim kimselerde baskındır ve kibir vasıtasıyla teşhir olur. İnsan yaradılışı itibarıyla toprağın vücudunda baskın olduğu bir canlıyken, şeytan ateşin baskın olduğu yaratıktır. Gazabın sebep olduğu kibir şeytan ve cinlerde ifrat halinde mevcuttur.

 

İnsan ise vücudunda bulunan ateşten fayda sağlamakla mükellef olup olumsuz taraflarını bastırmak mecburiyetindedir.

 

Gazabın ifrat halinde dışa vurduğu insanda kibir, gurur, rehavet, ciddiyetsizlik, nankörlük, mala ve makama aşırı düşkünlük ve muhalefet gibi kötü huylar meydana gelir. Meydana gelen bu hallerin sebebi itidâl üzere olmayan gazabdır.

 

İktisadı şimdiye kadar doğunun nazarında İmam-ı Gazalî vesilesiyle ferdî planda ele almış olduk. Gazab ve şehvetin itidâl üzere olmayıp ifrat halde bulunduğu fertlerin iktisadî ve sosyal hayat içerisinde sebeb olacakları tahribat açıktır. Kimsenin kimseye merhamet etmediği, şahsî çıkarların içtimaî nizamdan önce geldiği, kölelik sisteminin en adi şekilde var olduğu ancak köle tarafından " en iyi " köle olabilmenin şeref kabul edildiği sistemin ferdî kaynağını işaretlemiş bulunuyoruz. Ayrıca gurur ve kibirini arttıracak mallara sahib olabilmek adına insanı her mücerred değerden vazgeçirebilecek olan da bu kuvvetin ifrad halinde bulunmasıdır. Halbuki insanî ruhu vesilesiyle insanın nisbeti faziletleridir. Faziletler bu kuvvetleri itidâl üzere muhafaza eder.

 

Şimdi batının insana ve dolayısıyla iktisada bakışına göz atıp çözüm reçetemizle yazımızı tamamlayalım.

 

Batı Perspektifinden İktisadî Usûl ve Gaye'yi Tayini

 

Doğu nasıl ki düşüncenin temsilcisi ise, Batı da aksiyonun temsilcisi konumundadır. Aksiyonun temsilci olan Batı, bugün bütün unsurlarıyla materyalizmi benimsemiştir. İşi-gücü kemmiyet olan Batının, Descartes'ın materyalizmi vesilesiyle insanlığı sürüklediği mecra; idrak edilebilen ve ölçülebilen materyaller haricindeki hiçbir şeyin  olmadığı iddiasına kadar varmıştır. Öyle ki içlerinden kimi filozoflar çıkıp metafizikten ve keyfiyetlerden bahsetmeye çalışsalar dahî, bünyeleştirdikleri materyalizm onları bu planda başarısız kılmıştır.

 

Modern diye ifade edilen materyalist bilim, sadece maddenin kemmiyetleriyle ilgilenirken keyfîyetleri ise elden kaçırmıştır. Aynı şekilde bütün fikirden bir haber olan modern bilim ciddiyetini de yitirmiştir. Öyle ki insanı bile sadece madde planında ölçülebilir kemmiyetleriyle ele almaya başlamıştır.

 

İmam-ı Gazalî Hazretlerinin eserlerini tetkik etmiş olan kimse, Sigmund Freud’un çalışmalarını tetkik ettiğinde şu kanaate varacaktır ki; Freud’a göre insan, yalnız gazab ve şehvet gibi nebatî ve hayvanî ruhun hüküm sürdüğü kimsedir. Bu, Descartes'ın materyalizminden Freud'a kalan, perspektif mirasıdır. Öyle ki gazab; hayvanî ruha ait, şehvet ise; nebatî  ruha ait kuvvetlerdir. İnsan ise nebatî, hayvanî ve insanı insan yapan insanî ruha sahib olarak yaradılmıştır. Hayvanî ve nebatî ruha ait olan bu kuvvetlerin dimağda maddî mahalleri vardır ve ölçülebilirler. Materyalizmin, insanın temel değişkeni olan psikolojisini, ölçülebilir ve dolayısıyla denetlenebilir olarak açıklayan Freud, Batı'nın göz bebeği haline gelmiştir. Freud’un insanı sadece bu iki vechesinden ele alarak kurduğu sistem son derece ilgi ve alâka uyandırmaktadır. Yine aynı materyalist düşüncenin mahsûlü olan materyalist kafalarca  algılamasındaki kolaylık ve lâdinî ilimlerce rahatlıkla tetkik edilebiliyor olması münasebetiyle, bugünün materyalist sosyal bilimcilerinin neredeyse tamamınca temel başvuru kaynağı halindedir.

 

Freud'un ölçülebilir değerler peşinden giderken yakaladığı şehvet ve gazab kuvvetleri insanı tarif etmek için asla ve asla kafî gelmemiştir. Buna rağmen insanlara telkin edilerek onların yönlendirilmesi hususunda büyük başarıların önünü açmıştır. İktisadî usul ve gaye hususunda da insanın gazab ve şehvet kuvvetleri Batı tarafından kullanılmıştır. Freud'un materyalist kafasından çıkan bu insan tasavvuru, Batı'nın insana olan yaklaşımlarının anlaşılmasını temsil ediyor olmasından ötürü mihenk taşı vazifesini ifa etmektedir.

 

İnsanların açgözlülüklerini ve kibirlerini Batı o kadar maharetle kullanmıştır ki; kurduğu kapitalist iktisadî sistem içerisinde herkesin kendi köleliğinden memnun olduğu ve bu yeni kölelik biçiminin teşvik edildiği yapıyı başarıyla inşa etmiştir Aynı zamanda yine gazab ve şehvet kuvvetlerine sürekli telkinleriyle avamın işin aslının farkına varmasına manî olmuştur. Bugün yaşanan sistem içerisinde bir çok insan bunun farkında dahî değildir.

 

Kemmiyetçi materyalist Batı adamının iktisada bakışı da bu şekildedir. Üretim, dağıtım ve beslenme dengesinden bahsetmiştik. Bugün Batının iktisada bakışında ise aynı materyalist zihniyeti görmek mümkündür. Daha fazla üretim, daha az maliyet, daha çok ucuz iş gücü gibi üç sacayak üzerine kurulu bu modelin insanları sürüklediği mecra bugün en iyi şekilde Somali'de gözlemlenmektedir. Yine bu usûl ile inşa ettiği Amerika ve Avrupa bilim dedikleri dar çerçeve içindeki mahpusluğunda, 4 duvar arasındaki çıkmazında boğulup gitmektedir.

 

Bugün türlü diktatörlüklerden şikayetçi olduğu iddiasında olan Batı materyalizminin en bayağı mahsûlü olan hümanizm ile, insanlığa kendi elleriyle çizdiği materyalist insancıllık çerçevesini nasıl da dikte ettiği ise göz ardı olmaktadır. Bu sistemin, kemmiyetlerinin idrak edilmesindeki basitlik münasebetiyle kabul görüyor olmasına rağmen ürettiği sadece içinden çıkılmaz devasa bir buhrandır.

 

Reçete: "İstikbâl İslâmındır."

 

Tek başına şu para şuraya, şu değeri buraya şeklinde neticelendirilmesi mümkün olmayan bu iktisadî buhranın çözümü gelip yine bütün fikre dayanmaktadır. Aksi hal iddia olunacak olursa deriz ki; böyle olsaydı onca hibe edilen para ile Yunanistan ihya olurdu. Demek ki mesele sadece maddî değerlerin bir yerden bir yere taşınmasıyla veyahut sadece maneviyatla aşılacak bir mesele değildir.

 

Her şeyden evvel içinde bulunulan buhranın çözümü için pazarlıksız olarak ifade ve kabul etmeliyiz ki, insanlığın istikbâli İslâmdadır. Mekân ise olmazsa olmaz Anadolu'dur. Anadolu'nun kendisine has keyfiyeti ne Batı gibi salt aksiyoner, ne Doğu gibi salt fikirdir. Anadolu , fikri, aksiyon planında tatbik edebilen yegâne unsurdur. Selçuklu ve Devlet-i Âliyye buna en güzel örneklerdir. Batı kemmiyetçiliğinin gerçekten insan idrakini hayran bırakıcı bir manzara çiziyor olmasına rağmen insanlığın kurtuluşu için bu kemmiyetçilik tek başına bir anlam muhteva etmemektedir. Aksiyona olan meyili Batı'yı her ne kadar Doğu karşısında muvaffak kılmış gözüküyor olsa da, ilk olarak Anadolu, bu bön hayranlığı terk edecektir.

 

Ecdad’ dan bize bir borç olarak kalan; fikri, aksiyon planında billurlaştırarak tüm satıhta insan gibi yaşamaya müsaade edecek bir nizamın yeniden inşaasıdır.

 

Bu nizam inşasında materyalist kafaya yer bırakmasızın, aklın haddi ve hududu ötesindeki şeriatı kendisine yol haritası bilerek içtimaî hayata tatbik edecek ve maddî tatminlerin yanında insana insan gibi hayat süreceği manevî tatmini de sağlayacaktır. Bu nizamın adı Başyücelik Devleti'dir.

 

Biz geçmişten iftihar pırıltıları olarak gördüğümüz yaşanmaya değer hayata, sahabenin hayatının aynadaki aksinin tezahür edeceği günlere hayâl gözüyle değil, vakti ve zamanının geldiği gözüyle bakıyoruz.

 

Zamanın ve mekânın teklif edildiği kimseler olarak biz Müslümanlar, aşkımız ve onun vecdini yeniden idrak edip, kımıldamaya başladığımız andan itibaren karşımızda duracak bir Viyana kapısı dahi olmayacaktır.

 

İktisad davamız mı? Üstad Necib Fazıl Kısakürek'in İdeolocya Örgüsü adlı eserinde, Devlet ve İdare Mefkûremiz başlığı altındaki ifadesiyle:

- " Tam bir millî iktisat ideolocyasının tezatsız sistemini örgüleştirme, millî serveti köpürtme, içtimaî refahı temellendirme, bütün deveran sürat ve kıymetiyle para ve sermayeyi güdümleme, cemiyeti ve ferdi bütün verim ve alım faaliyeti içinde muvazelendirme, maddî verim âlet ve cihazlarında en ileri dereceyi tutma ve büyük iş ve kazanç, tediye ve taksim adaletini yerine getirme işi" olacaktır. Bu işin temel kıstasları ise, yol haritası edinilecek olan şeriat içerisinde homojen olarak mahfuzdur.

İstikbâl İslamındır!

 

[1] Salih Mirzabeyoğlu, Büyük Muztaribler III -Düşünce Tarihine Bakış-, 1. Basım, İBDA Yayınları, İstanbul 2004, s 163

 

Aylık Dergisi 86. Sayı

 
Etiketler: Modern, Dünya'nın, İktisadi, Bunalımına, Dair, Kısa, Bir, Mülahaza,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
09 Mart 2017
Deva Hazır da Hasta Hazır mı?
03 Şubat 2017
2016’dan 2017’ye Devreden Bakiye
30 Kasım 2016
Üstün Siyaset, Üstün Sanattır
03 Ekim 2016
Anadolu Baharı - Büyük Satranç Tahtası Kırıldı
30 Temmuz 2016
Bu Millete Yeni Bir Ordu Lâzım
04 Temmuz 2016
Şeytanla Karşılaşmamız
05 Mayıs 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XIV
03 Mart 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XIII
01 Şubat 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XII
07 Ocak 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XI
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - X
05 Kasım 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - IX
08 Ekim 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VIII
04 Eylül 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VII
05 Ağustos 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VI
05 Temmuz 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti –V-
29 Mayıs 2015
Başyücelik Devleti İktisat Vekaleti-IV
30 Nisan 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -III-
02 Nisan 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -II-
09 Mart 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -I-
06 Şubat 2015
Başyücelik Devleti İcra Makamı -Başyücelik Hükümeti-
06 Şubat 2015
Ölüm Odası B-Yedi-Matla’ Beyitler- Eseri Üzerine
12 Ocak 2015
Aydınlar Aristokrasisi ve Başyücelik Devleti
03 Aralık 2014
Devlet Şekilleri – Türkiye Cumhuriyeti – Başkanlık Sistemi Başyücelik Devleti’ne Giriş
30 Ekim 2014
İdeolocyamızın Ruhçuluk ve Keyfiyetçilik Prensibi Hakkında
25 Eylül 2014
Diyalektik ve Âhlak Çerçevesinde
28 Ağustos 2014
Kültür Ekseninde Varlık ve Oluş
01 Ağustos 2014
Çeşitli Veçhelerinden Zaman Meselesi
04 Temmuz 2014
Temel Meseleler Etrafında
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme -Donma ve Alışkanlık- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür Davası
28 Mart 2014
Batı Medeniyeti, Hâlimiz ve İslâm
04 Mart 2014
Anadolu'daki Sunî Bir Problem: Türkiye Cumhuriyeti
01 Ocak 2014
Takkeli Truva Atı
01 Kasım 2013
Ayıkları Tasfiye Aracı Olarak Hukuk
01 Ekim 2013
Batı: Hasta Adamlar Manzumesi
01 Şubat 2013
Nakşi Şeyhi İmam Şamil
01 Aralık 2012
Aylık Dergisi Sekiz Yaşında
01 Eylül 2012
Filipinlerin Bilinmeyen Mücahidi: Maktan Sultanı Lapu Lapu
01 Ağustos 2012
Sermayemiz Ne Kadar Milli?
01 Temmuz 2012
Yatacak Yeriniz Yok
01 Haziran 2012
Ekonomik Verilerin Hakikati
01 Mayıs 2012
Ekonomik Açıdan 28 Şubat
01 Mart 2012
Suriye ile Alakalı Kısa Mülahazalar
01 Mart 2012
Mekanik Kainat Tasavvuru ve Makine Mefkuresi
01 Şubat 2012
Çağdaş(!) Eğitim Sistemi
01 Ocak 2012
Hesaplaşmaya Doğru Hatırlatmalar
01 Aralık 2011
Müjdeler Olsun! -O Günün Fecr Vakti-
01 Ekim 2011
İnsanın Muhtaç Olduğu 3 şey
01 Eylül 2011
İktisadi Aksiyon Teklifi
01 Ağustos 2011
Kumarhane Güzel(!) Ama…
01 Temmuz 2011
Ak Parti Neden Yüzde 50 Oy Aldı?
01 Haziran 2011
Olmayan Parayı Harcamak
01 Mayıs 2011
Borcun Suni Zevki
Haber Yazılımı