Yazı Detayı
27 Haziran 2017 - Salı 21:08
 
Modern Dünya Hastalığı; Hikmetsizlik
Ercan Çifci
 
 

Uzunca bir süredir Batı düşüncesi hem maddeten hem manen yeryüzüne hâkim. Fikirde, ahlâkta, teknolojide, tüketim ve üretim alışkanlıklarında, estetik ve sanatta, sinema başta olmak üzere birçok telkin vasıtasında, felsefî ve ideolojik dünya görüşünde, dil ve diyalektikte vesaire; her yerde kendi dilini, düşünme ve fikir üretme tarzını dayatmakta. Karşı olduğu fikre yaşama imkânı vermediği gibi o fikrin doğurganlığını öldürerek hadım etmekte, öz köklerine bağlı, fikri yaşatan kişileri ademe mahkûm ederek etkisizleştirmektedir. Bunun neticesinde Amerika’dan Afrika’ya, Çin’den Hint’e kadar Batı’nın kendi diline ve yapısına uygun görmediği birçok kültür, dil ve fikir yok olup gitmiştir. Batı sadece bitkilerin yahut hayvanların değil, milletlerin ve kültürlerin de geniyle oynamıştır. Onların sadece kültürel bir zenginlik değil, aynı zamanda başka fikirlerin büyümesini, artmasını ve çoğalmasını sağlayan “aşı” hükmünde tez olduğunu fark ettiğinde ise iş işten geçmiştir. Bugün gelinen nokta da modern(!) dünya, bunca fikir cümbüşüne rağmen HİKMETSİZLİK deryasında debelenmektedir. Batı barbarlığı ve körlüğü yüzünden dünya, hikmeti kaybetme noktasına gelmiştir.

İslâm baştan sona edeb demekti. Sadece İslâm mı? Hukukta baştan sona edebti. Edeb ise hadlere riayet. Hikmet İslam’dan. O değil ama O’ndan!.. Dünya hikmeti kaybedince edebi de kaybetti, adaleti de.

Hikmet en meşhur ifade edişle; “eşyanın hakikatini, yani eşyayı olduğu gibi bilme ilmi”dir. Hikmet “bulduktan sonra aramanın nizamını” idraklere htiren bir yapı arz eder. Bu tanım çerçevesinde iki ana başlık açmak lazım: Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu. Bu iki ana başlık aynı zamanda içinde bulunduğumuz çağın da iki ana problemidir. İlki, eline geçirdiği “bilgi” manivelası ile tabiatı ve insanlığı kasıp kavuran bir felaket, diğeri ise kurtuluş reçetesini barındıran hikmeti içermesinden dolayı “Çağa nasıl tatbik edilmeli?” sorusunun cevabı halinde ibdaî bir oluş olarak anlaşılmayı beklemektedir. Batı’yı bütün oluş ve olamayış sırlarıyla bilmek ve her yanlışının yerine doğrusunu koyabilecek dil ve diyalektik geliştirebilmek, ilk problemi neticelendirici bir faaliyet olurken, bunu “neye, kime ve hangi görüşe” nisbet ettiğini izah etmediğinde “Batı Felsefesi”nin yaşatıcısı olunur. Bu sebeble ikinci problem, yani “İslâm Tasavvufu”, fikrin “gökten yere”, zihinde bir idealden eşya ve hadiseye tatbikine yol açar. Büyük Doğu-İbda dünya görüşü de bu çerçevede, İslam Tasavvufu kanatları altında şekillenmiş, hayat bulmuş, eşya ve hadiseye tatbik yolu aramaktadır. Külliyat boyunca bu arayışın, çilenin ve 500 yıllık FİKİRSİZLİK ızdırabının izlerini ve neticelerini görmek mümkün.

Mücerred Fikir İklimi; Tasavvuf

Tasavvuf; ne bir felsefe, ne bir eğlence vasıtası ve ne de tembellik mazereti hâlinde “dünyadan el etek çekme” davranışıdır. Hatta tasavvuf, bazı virdlerin düzenli tekrarı dışında kendisine vazife biçmeyen ve yine birkaç iyi şahsiyeti abartılı bir yüceltme ile büyütüp ondan başka yol tanımama davranışı hiç değildir. Tasavvuf “İlim öğrenmek farzdır.” ölçüsüne ters düşecek kadar ileri safhaya gidip ilimden kaçan talebe-müridlerin ve “İşleri ehline havale ediniz.” hikmeti mucibince kendilerine bir şey tevdi edildiğinde gereğini yapmayıp “sahtekâr”lığa devam eden mürşid(!)lerin taassubâne ve câhilâne duruşları da değildir. O hâlde tasavvuf nedir?

İslâm’ın zahire bakan yönü şeriat, bâtına bakan yönü tasavvuf. Ne şeriat tasavvufsuz olur, ne tasavvuf şeriatsız. Şeriat ölçülerine uymayan tasavvuf, küfür; tıpkı felsefe gibi. Bir tahlil ve tecrid metodu olarak felsefe de şeriat ölçülerine uyunca makbul olur ve “hikemiyat” adını alır; uymayınca küfür. Hatta yiyecek yahut para gibi şeylerde şeriat ölçülerine uyunca helâl, uymayınca haram. Demek ki aslolan şeriat ölçülerine uygun olup olmadığıdır. “Tasavvuf bazı hikmetleri bakımından felsefeye yakındır.” der Büyük Doğu Mimarı Necib Fazıl. Ve ekler hemen ardından “Fakat şeriatin hiçbir alakası yoktur felsefeyle... Şeriatteki mânâlara evet, hikmet denir.”(1)

Umumî tabirdir: “Tasavvuf, nefsi terbiye işidir.”

Cüneyd-i Bağdâdi Hazretleri: “Tasavvuf, Allahın seni sende öldürmesi ve kendisiyle diriltmesidir.

Marufî Kerhî Hazretleri: “Hakikati yerinden almak ve halktan elini çekmektir.

Tanımlardan anlaşılacağı üzere, tasavvuf, felsefenin İslâm’daki karşılığı değil. Aksine benzer yönleri olmasına rağmen tasavvuf, sonsuz bir derya ve bu deryada bir şecere-i tuba görünürken; felsefe, bazen kurulduğu toprakta sınırlı, cennetimsi bir bahçe yahut düştüğü güzelim bahçeyi kurutan bir felakettir.

Tasavvufla felsefe arasında belki de en bariz ortak yön, her ikisinin mevzuunun da mücerred ve mücerredleri kurcalayış davası oluşudur. İBDA davası da -yakından tanıyanlar bilir- mücerredlerin davasıdır. Bu sebebledir ki, Büyük Doğu Mimarı tarafından Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu “Mücerred fikir istidadı tamam.”(2) denilerek taltif edilmiştir.

“Mücerred” kelimesi Ferit Develioğlu’nun Osmanlıca Türkçe Lügat’ında şöyle geçer: “yalnız, tek, hâlis, saf, katışıksız, karışık olmayan, tek başına, çıplak soyulmuş, tek başına yaşayan, evlenmemiş, bekâr”(3)

Mevzuya bu gözle bakıldığında tasavvuf; arındıran, temizleyen, saf ve katışıksız hâle getiren, hâlis ve yalnız yetişen, yetiştiren gibi manalara kapı aralamaktadır. Ardından “İslâm Tasavvufu kanatları altında” deyişi, bu çerçevede Batı Tefekkürüne nasıl yaklaşılması gerektiğinin de usul bilgisini vermektedir. “Ak sütün içindeki ak kılı gören genç adam” vasıtasıyla, Batı aklının ürettiği -sadece felsefe değil; fizik, kimya, biyoloji, psikoloji, sosyoloji, tarih, etimoloji ve edebiyata kadar her bir meseleye, “ehliyet ve emanet” şuuru ile yaklaşıp “İslâm Tasavvufu kanatları altında” muhasebe ve muhakeme edilmeli, “saf-halis” halde Müslümanların fikir sofrasına ikram edilmeliydi. Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu tarafından İBDA başlığı altında yapılanlar bir cephesiyle budur. “İlim Çin’de dahi olsa alınız.” hadisini ve Hazret-i Ali’ye ait “Hakikati öğren, söyleyeni sonra öğrenirsin.” sözlerini papağan gibi tekrar ederek caka satanlardan fersah fersah uzakta, bu hadisin gereğini yaşayarak ve yaşamı boyunca davasının gereği “fikir damıtarak” eserler veren Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu, aslında önümüze yapılması gerekeni pratik bir netice olarak koyduğu gibi, aynı zamanda olması gerekenle nasıl yapılması gerektiğinin de mesajını vermiş oluyor.

Dünya İrfan Sandığı; Büyük Doğu-İbda Külliyatı

İbda, İslâm Tasavvufuna nisbetle Batı Tefekkürünü hesaba çekmiş, ondan devşirebileceklerini devşirdikten sonra “kendi bünyesine” mutabık bir şekilde örgüleştirmiştir. Neticelendirilmeye doğru akan Büyük Doğu-İbda külliyatı, muhatapları tarafından eşya ve hadiselere “doğru tatbik” edildikçe, yani yaşandıkça zenginleşmeye açıktır. Gaye dünya çapında KÜLTÜR İNKILÂBI, İslâm Hikemiyatı binasının yeniden inşaıdır. Büyük Doğu ve İbda Mimarları ortaya koydukları eserler ve geliştirdikleri dil-diyalektik ile milletlerin körleşen idraklerini açtı.

Bu çerçevede külliyattan misaller...

Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu: Batı düşünce tarihinin ve metodolojisinin Yunan’dan başlayarak haritasının -bir nev’i ruh topoğrafyasının- çıkarıldığı bu kitab, başucu eser olma kıymetinin dışında terkibi esaslar barındırması ve açılımları ile yüzlerce akademik esere mevzu olacak inceliğe sahiptir. Diğer taraftan İslâm Tasavvufu altında çizdiği tavizsiz istikamet ve derin anlayış örnekleri ile insanlığın HAKİKAT-SAADET-ADALET arayışında asıl adresi işaretliyor. Müellifi tarafından eser şöyle takdim ediliyor: “Bu eser İdeolocya Örgüsüne bağlı olarak benim en başa alınması gereken verimlerimden biri...(...) Kısa ve kalın hatları ile Batı, ince ve mahrem çizgileriyle de Doğu...(...) Bu eser, kendi zatıyla ne olursa olsun, muhtaç bulunduğumuz tefekkür cehdine mihenk teşkil etmesi bakımından kıymetlendirilse yeridir. Türkiye’yi, İslâm âlemini ve bütün insanlığı kurtaracak sistemin örgüsü lif lif bu esere yerleştirilmeye çalışılmıştır.”(4)

Hikemiyat “Tefekkür ve Hikmet”: “Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu” adlı esere bitişik okunması gereken bu eser, aynı zamanda mücerred fikir terleri dökmenin neticesi olarak birçok fikrî esere “bir şemsiye genişliğinde” kıymet belirtir. Akademik dünyada tek telif eser görünmez ve “şu şunu dedi, bu bunu dedi” tarzı dipnot kolaycılığı üzerinden eserler yazılırken Mütefekkir’in bu eseri ŞAH-ESER olmak gibi bir telif merkezinde duruyor.

Berzah “Bütün Dalların Birleştiği Kök’e”: Biyolojinin kendi öz dili ve ana mevzusu zedelenmeden “İslâma Muhatap Anlayış” zaviyesinden değerlendirildiği, “biyoloji” alanında ihtisaslaşmak isteyene “terkibi hükümler” hâlinde sunulduğu bir eser. Eserde bu mevzuya bağlı olarak “darwinizm” de esaslı bir şekilde ele alınmış. Ve öyle salt reddediş değil, işin künhüne vakıf olup ardından İslâm’a nisbeten olması gerekeni söyleyerek.

Sefine “Suver-i Hayâl Âlemi”: Birçok Müslüman’ın gündeminde bile olmayan ama dünyayı kasıp kavuran “kuantum fiziği, hologram, kaos teorisi, hareketin yeni elemanları”nın dikkatlice değerlendirildiği olağanüstü bir eser. Eserde ayrıca Stephen Hawking, Nicolai Hartman ve iddiaları üzerinde durulurken aynı zamanda “Elektronların şuuru var mı? Göz nerede? Mekanik Dünya görüşü, Şuur ve Beyin, Agnostisizm” gibi başlıklar değerlendirilmiş.

Büyük Muztaribler “Düşünce Tarihine Bakış”: Doğu ve Batı ayrımı yapmadan her bir fikir muzdaribinin çilesinin hakkını vererek, çilesine ortak olarak tablolaştırılan Dünya Mefkûresi. Eserde Berkeley, Voltaire, Goethe, Hegel, Engels, Marx, Bergson, Budizm, Tao, Konfüçyüs, Croce, Montesguiue, Hölderlin, Picasso, Yeni Fizik, fenomonoloji ve onlarca farklı başlık ve mevzu derinlemesine tahlil edilmiş.

Erkâm “Hayat-Sayı-Matematik”: Matematiğin dünyasına giriş. Eserin müellifi, eser takdiminde şöyle anlatıyor: “Sayı ve Harf değerleri; daha ziyade bunlarla alâkalıyız... İnsanlık tarihi kadar eski mevzular; alâkalıyız... İnsanlık tarihi kadar eski mevzular; alâkalı olduğu kadar dallar ve tabiî ki arkeoloji gibi zevkli bir çaba ürünü de içinde... Bunlara da yer verdik; hem Doğu’dan hem Batı’dan...

Esatir ve Mitoloji: BU ESERDE USÛL: Pierre Grimal isimli bir Fransız Akademisi azasının ‘Mitoloji Lügati’ isimli eserinin girişinde şu cümle: ‘Sürekli ilerleyen araştırmalar, kritik görüş noktasını kuşaktan kuşağa değiştirmektedir. Sistemler eskir, hem de bazen büyük bir hızla eskir, yalnız metinlerdeki veriler kalır!’... Yazarın bu ifadelerindeki muradı, mitolojideki eşya ve metin hâlindeki verilerden, eşyanın değerlendirilmesinin, bulunan zamana nisbetle değişebilmesi bakımındandır. ‘Biz MİTOLOJİYİ, bütünüyle bu mevzuya âit sistemler içinde bir sistem ifâde eder tarzda değil de, sağlam bir GUSTO’ya sahib olarak bulunduğumuz zaman dilimindeki fikrimizi besleyici bir TEDAİ ve KAPMA usûlüyle ele alıyoruz; mitoloji mevzularının verileri kadar, doğrudan doğruya mitoloji ilminin de değerlendirilmesi şeklinde... GUST: Rüzgârın şiddetle esmesi, ruh, ruhî, topalak otu, sevda, arzu, iştiyak... GUSTO: Zevk alma, haz, şahsî istek, tatma, hususî tarz... İLİM erkektir, YAPABİLME ise dişi; ve bu eser doğdu!”(5)

İnsan “Erkek ve Kadın”: İnsanın yaratılışı, hakikati ferdiye, kadın ve erkek, psikoloji, bitkilerin faydaları, logoterapi. Adler, Jung ve Viktor Frankl vs. eserde işleniyor. Eser sahibinin takdiminden devam edersek: “İnsan davranışlarının sebebini arayan psikoloji, ‘olunması gereken’in ilmi değildir ve bunu mevzu edindiği kadar, felsefenin içine girer; bunun dışında ise, bir takım ruhî hâl tasvirlerinden, sıhhate ve tedaviye âit olarak, doğmuş olduğu tıbba doğru... Felsefenin, ‘olunması gereken’e dair bütün söyledikleri de el yordamından ibaret.”(6)

Elif “Resim Redd Kökündendir”: Mütefekkir’in resim mevzusunu işlediği eseri. Resme dair söylenecek o kadar çok şey var ki!.. Eser, bunca güzelliği kendinde terkib etmiş. Ressamlar ve tablolar başlığı altında; Renoir, Monet, Toulouse Lautrec, Cȇzanne ve Gaugin, Kandinsky ve Picasso, Mary Cassatt, Berthe Morisot, Victorine Meurent işlenirken aynı zamanda “Ressam ve Seyirci, Resim Çerçevesinde, Estetik ve Resim” başlıkları altında resmin inceliklerine değinilmiş.

Parakutâ’ “Paranın Romanı”: Müellifinin deyişiyle “kökü ilimde ve verimi ona dönen -dönmek isteyen- bir fikir ve sanat denemesi”. Genel başlıklar, dünya iktisat düzenine de ışık tutucu tesbitleri barındırmakta. İçtimaî anlamda paranın-servetin hayatımızdaki yeri ve ticari anlamda global şirketlerin sömürü unsuru olarak kullanıldığı gerçeği herkesin malûmu. Eser, hikmet medeniyetine doğru yol alışta paranın tarihini verirken aslında olması gereken mevkiini de göstererek hem parayı hayatımızda tutuyor hem de ölçüler çerçevesinde terbiyesinin-muhafaza ve kullanılmasının nasılını göstermiş oluyor.

Netice

Dünya çapında zuhur edecek İslâm Rönesansının arifesinde bulunduğumuz bugünlerde İslâm Hikemiyatının yapı taşları, işin ehli tarafından tek tek örülmekte ve genç dimağlara, mücerred fikir hasreti ile kavrulan beyinlere ikram edilmektedir. İnsanlık, bilhassa Müslümanlar, eğer gerçekten kurtulmak istiyorsa İslam Hikemiyatını örgüleştiren adamın teklifine kulak vermeli. Her yönüyle yeni bir dil, yeni bir insan, yeni bir anlayış ortaya koyan, bunu destanlık mücadelesi ile mahyalaştıran Mütefekkir’in kapısına gitmeli. Hikmetsizlik çıkmazının nihai noktasının kendi kendini imha etmek olacağını fark etmeli ve İbda hikmet pınarına dudaklarını dayamalıdır. Bedahet ifade eden bu durum tıkır tıkır işleyen kendinden zuhur diyalektiği ile zaten kendini dayatmaktadır. Gönüllü olunmasa da şartlar artık kurtuluş adresini zoraki ihtar etmektedir. Derdi hikmet olan dermanın nerede olduğunu da bilir yahut bilmelidir.

 

Dipnotlar

1)Necip Fazıl Kısakürek, Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu, Büyük Doğu Yayınları, s.15.

2)Salih Mirzabeyoğlu, Bütün Fikrin Gerekliliği, İbda Yayınları, Arka kapak.

3)Ferit Develioğlu, Osmanlıca Türkçe Lügat, Aydın Kitabevi, s.141.

4)Necip Fazıl Kısakürek, Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu, Büyük Doğu Yayınları, s.5.

5)Salih Mirzabeyoğlu, Esatir ve Mitoloji, İbda Yayınları, s.11.

6)Salih Mirzabeyoğlu, İnsan -Erkek ve Kadın-, İbda Yayınları, s.10.


Aylık Dergisi 153. (Haziran 2017) Sayı

 
Etiketler: Modern, Dünya, Hastalığı;, Hikmetsizlik,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Haziran 2019
Salih Mirzabeyoğlu: Nizam ve Sır
01 Mayıs 2019
İslam Hikemiyatının Batı’ya Tesiri ve 12. Yüzyıl Tercüme Faaliyetleri
02 Nisan 2019
Türkün Ruh Köküne Düşman Bir Tip: Reşit Galip
01 Nisan 2019
İslam Coğrafyasında İlk Dönem İlim ve Hikmet Faaliyetleri
07 Şubat 2019
Çile Şiirinde Büyük Doğu(m) -II-
01 Ocak 2019
Çile Şiirinde Büyük Doğu(m)
06 Aralık 2018
Edebiyat ve Ahlak “Müstehcen Edebiyat”
29 Ekim 2018
Necip Fazıl’ın Musiki Anlayışı ve Zevki
02 Ekim 2018
Eğitime Tolstoy Aşısı
03 Eylül 2018
Kendi Sinemamıza Doğru: Tesbit ve Tahlil
01 Ağustos 2018
Türkiye Sinemasına Eleştirel Bir Bakış
01 Temmuz 2018
500 Yıldız Beklenen Mütefekkir
01 Haziran 2018
Güzel Koku ve Estetik İdrak -II-
01 Mayıs 2018
Güzel Koku ve Estetik İdrak
05 Nisan 2018
Eser Vermek Davası ve Estetik İdrak
01 Mart 2018
Cumhuriyet Dönemi Edebiyatında Batılılaşma
27 Ocak 2018
Köklerimizden Kopuş; Edebiyatta Batılılaşma
27 Aralık 2017
Dünya Klasikleri Kimin Klasikleri?
24 Ekim 2017
Şiirden Tuvale Resim Estetiği –III-
03 Ekim 2017
Şiirden Tuvale Resim Estetiği -II-
05 Eylül 2017
Şiirden Tuvale Resim Estetiği
31 Temmuz 2017
15 Temmuz Direnişi 1999 Ruhu’nun Devamıdır
02 Haziran 2017
Batı Tefekkürünün Ardındaki Hayat Tarzı
01 Mayıs 2017
Batılılaşmak Modernleşmek Değil Barbarlaşmaktır
05 Nisan 2017
Ölüm Odası Penceresinden Lügat İlmi ve Kâinat Muhasebesi
09 Mart 2017
Kültür Dezenformasyonu; Bilim Kılıflı Mitoloji
03 Şubat 2017
Hakikat-i Ferdiyye
04 Ocak 2017
Müzik Hikemiyâtı -Giriş- IV
30 Kasım 2016
Müzik Hikemiyâtı -Giriş- III
06 Kasım 2016
Müzik Hikemiyatı -Giriş-II
03 Ekim 2016
Müzik Hikemiyâtı - Giriş
05 Eylül 2016
İslâm Hikemiyâtında Felsefe
30 Temmuz 2016
Madde Nedir Ve Maddenin Ötesinde Ne Var?
04 Temmuz 2016
Madde Nedir Ve Madde’nin Ötesinde Ne Var? (I)
Haber Yazılımı