Yazı Detayı
09 Mart 2017 - Perşembe 21:04
 
Medine’ye Varamadım
Zeynel Abidin Danalıoğlu
 
 

Şehrimizde “Gül” isminde bir cadde var. Bu cadde aynı zamanda uzun yıllardır “çarşamba pazarı” olarak da anılmakta. Başka bir hususiyet aranacak olursa, bir şehirde benim çok hoşuma giden geniş bahçeli evlerin de bu caddede bir hayli fazla olmasıdır. Merkeze çok yakın olmaları hasebiyle ne kadar daha dayanabilecekleri muamma. Zira malum, her parayı bastıran ve ömründe o kadar parayı bir arada görmemiş olanlar, biraz hırs ve biraz mecburiyetten insanlığa ters yapılaşmaya yol açıyorlar. Şu ânki hâli hiçbir zaman fotoğraflarda ve hatıralarda kalsın istemem. Her geçişimde bu hususiyetinden başka beni gülümseten ve düşündüren bir farklılığı da var. Merkezden başlayarak ana bulvara dik bir çizgi hâlinde yukarı doğru çıkan caddede, işte böyle geniş bahçesi olan bir duvarda başlıktaki söz yazmakta: “Medine’ye Varamadım.”

 

Acaba bugünün muzip gençlerinden birinin işi mi bu, yoksa gerçekten bir feryat mı? Her gördüğümde bunu düşünüyor ve eğer bir feryatsa, bir duvar yazısı olarak ne kadar saf bir duygu ile yazılmış ve ne kadar dokunaklı olduğunu düşünmeden edemiyorum.

Ya biz? Bu toplumun ferdleri olarak şu veya bu dâvânın, partinin, siyasî görüşün yahut hiçbir ulvî gâye gütmeyen birer insan olarak hangi hedefleri elde etmek için çabaladık veya hangilerine varamadık? Onları elde etmek için ne yaptık? Yaptıklarımız boşa gitti ise veya işe yaramadığında karşılık olarak ne yaptık? Var gücümüzle haykırdık mı, yoksa oturup giden emeklerin ardından samimi iki damla gözyaşı mı akıttık?

Eskiden duvarlar siyasî örgütlerin, ağaçlar âşıkların veya âşık olduklarını zannedenlerindi. Bu gün âşıklar yerlerini sıkı sıkıya koruyor, fakat duvarlar artık esprisine güvenenlerin elinde. Mesela bir sokakta da kolay kolay rastlanılamayacak bir yazı var. Belki bu gün birçok kimsenin adını bile duymadığı dar edebiyat çevrelerinde hatırlanan, yazılıp çizilen bir isim, “Oğuz Atay” yazıyor. Edebiyatla alâkalanan herkesin bir şekilde duymuş olduğu bu ismi bir duvarda teşhir hâlinde görmek insana tuhaf geliyor. Belki o yazıyı yazan hak ettiği yeri bulamayan Oğuz Atay’ın ismini duvara nakşederek haykırmak istedi. Bir propaganda şekli olarak çok tesirli olan duvar yazıları bu gün suyu çıkarılmış olsa da (Mesela bir duvarda: “Abi sana denizanası taklidi yapayım mı?” yazıyor) gerçekten bir bildiriyi yaymak açısından akıllıca bir yol. (Ancak buna reklâm yapmak isterken dile eziyet eden ve hiç değişmeyen esnaf yazılarını dâhil edemiyoruz).

Meseleye dönecek olursak, eğer o kimse bir muziplik yapmak için değil de gerçekten içinde kalan bir ukdeyi oradan haykırdıysa, bu ne kadar haşyet verici bir şey. Varılmak istenen yerin Medine olduğu düşünülürse, ne kadar ince, hisli ve naif bir ifâde. Bize acaba bizle alâkalı bir şeyler hatırlatmaz mı? Neleri fedâ ediyoruz bir şeyler kazanmak ve yaşamak uğruna? Neleri kurban ediyor veya derinlere gömerek unutuyoruz? “Medine’ye Varamadım” yerine, dünyalık için fikirlerimden vazgeçtim, imâna, itikada, fikre ve amele varamadım diyebiliyor muyuz? Fikirlerimi maddî bir hayata kurban ettim, diyebiliyor muyuz?

Ayrıca, kasıtlı yaptığını pek zannetmiyorum, fakat yazının yazıldığı caddenin ismi dikkatinizi çekti mi? Gül... Peygamber Efendimize remz-sembol olarak görülür. Böyle bir tevafuk duvardaki yazıyı daha bir mânâlı kılıyor. “Peygambere varamadım” der gibi. Ki zaten Medine’den kasıt bu. Bu bana hacca gitmeyen fakat tazim ve hürmette dünyada eşine az rastlanacak bir örnek sergileyen Osmanlı Padişahlarını hatırlattı. Oraya gösterdikleri hürmetle, ânı ânına sanki o asrın bir mensubuymuş gibi bir tavır takınan bu sultanlar hayatlarında olabilecek siyasî, içtimaî, şahsî hatalarına en azından bu hususu katmamak için çaba sarf etmişler.

Medine deyince aklıma gelen bir mevzu da, her zaman Mekke’nin Fethi’nden bahsedilir de hiç “Medine’nin Fethi”nden bahsedilmez. Bir maddî kıyas olarak değil ancak, mânâda ehemmiyetiyle hiç de yabana atılamaz. Burada kaleyi, bedeni içten, kalbinden zapt etmek gibi bir harika yok mu? Elbette Mekke’nin fethi gibi bir güne has gerçekleşip bitmiş bir vak’a değil. Fakat nasıl ki, Mekke’nin fethi için şartların olgunlaşması ve bazı hadiselerin vuku bulması gerektiyse ve fetih bunlardan müstakil düşünülemezse, Medine de bu tür bir yakıştırma ve haktan uzak değil. Medine’nin Fethi’ni daha muazzam görmek de mümkün, çünkü bu, insanları ve ruhları fethetme işiydi. Ve günden güne o kadar büyüdü ki, azlığın çokluğa galib gelmesinin tarih yazımında emsal teşkil etti ve de sebatın kaba kuvvet kadar üstün olduğunu gösterdi.

Bize öte tarafta dünya hayatından bir şey elde edip etmediğimiz sorulmayacak. Dünya olduğu gibi dünyada kalacak ve fikirlerimizin mahsulü olan bizler bildiklerimiz nisbetinde hesab vereceğiz. Dünyada bir şey bilmek ve bir şeyden haberdar olmak kadar büyük mesuliyet yok. Şu duvar yazısından haberdar olmak dahi bize bir mesuliyet yüklüyor. Yaşayıp da Allah’a varamamak da var.

O sebeble şu iki kelime ne kadar derin şeyleri işaret ediyor. Peygamber beldesi olan Medine, şairlerin dilinde taşı toprağı ve kokusuyla bir efsane gibi... Ve inananların gönlünde en müstesna yere sahib. Sokaklarında dolaşırken bile edeb telkin eden havasıyla insanları her zaman pür dikkat eden mücerret, saf bir remz. İşte “Medine’ye Varamadım”, bana bir şiir mısraı, bir motto, bir eser gibi geldi. Medine diğer taraftan medeniyet, şehir ve irfan demek... İnsanın, kâmil yaşayışını ikmâl edeceği yer de demek. Ancak, bu mânâda bugünün insanı Medine’ye varamadı. Çünkü şehir güzelliklerin beldesi olması gerekirken daha çok çirkinliklerin yeri oldu. En küçük misaliyle sakin bir ânda derin düşüncelere dalmak istiyor veya biraz içinize bakmak istiyorsunuz, insan tabiatına aykırı, fakat insan icâdı âletlerin, makinelerin çıkardığı seslerden tiksinti duyuyorsunuz. Sizi kendine çeken bir sâlâ sesini dinlerken, hemen yanı başınızdan tekerlekli el arabasını bağırtan bir hanımefendi veya otomobiliyle etrafı toz ve gürültüye boğan bir beyefendi geçebilir. Şehir, insanın tabiatına aykırı bir yer hâline geldi ve bu şartların içinde doğmuş kimseler bunu fark etmeden yaşayıp gidiyorlar. İşte bu mânâda, insanlık Medine’ye Varamadı.

Aylık Dergisi 149. Sayı, Şubat 2017

 
Etiketler: Medine’ye, Varamadım
Yorumlar
Haber Yazılımı