Yazı Detayı
05 Mayıs 2016 - Perşembe 14:36
 
Kırık Testi - Gönüllüler Hareketi
Cumali Dalkılıç
 
 

"KIRIK TESTİ"

"Gönüllüler Hareketi"

 

Diyalektik ve kimyasal çözümleme...


 

Başlarken…

İman ve amel…

İman, bütün iş ve amellerimizi varoluş gayesine bağlayan, ahlakla ispatlayan, akılla doğrulayan, medeni ifade kazandıran, beşer kadrosuyla yürüten, çirkinlikleri güzelleştiren, zıtlıkları dengeleyen, hak duygusuna ulaştıran, aykırılıkları değiştiren, faydayı kaim kılan, tüm nisbet ve kıymetleri asli vatanına (ilahi katına) kavuşturmak üzere murad olunanı kollayan ve ilahi rızayı yücelten istidatların oluş davasıdır.

Ve iman aklın fetih gücüdür.

Bu bakımdan akıldan kendini(oluş) izhar ve izah etmesini ister.

İş ve amellerimiz de imanımızın süreci, zahiri, dil ve diyalektiği, zarfı, kıvamı, tarifi, açılımı, adımları, basamakları, nitelik ölçüsü, nicelik birikimi, telkin vasıtaları, talim ve terbiye seviyesi, kısaca müslümanın bütün hayat hikayesidir.

İman ve amel, bal ve petek gibi ayrı idrak edilemeyen…

Gönül, imanın tecellisi, kalb gözü…

Kalbin mahremiyet mihrakı...

Tüm hareketlenmelerin takip merkezi.

Hak ve adalet duygusunun, vicdanın komuta merkezi...

Bahsimiz "Fetullahçılık"…

Cumhuriyet tarihinin son kırk yılına girişte sıradan bir vaiz kürsüsü, son otuz yılında sosyal plandaki görünüşleriyle geniş bir "cemaat" organizasyonu ve son onbeş yılında kendisine siyasi roller biçecek kadar ileri giden uluslararası çapta müthiş bir ekonomi ve örgüt...

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ifadesiyle, kabaca "Opus dei-mafya karışımı" karakteristiğinde bir yapılanma…

Yurtiçinde ve dışında, haklarında yapılan gözlem ve araştırmalarda iş ve ilişkilerinden net bir anlam ve gaye çıkarılamayan, mahiyeti belli başlı ilke ve düsturlara atfedilemeyen faaliyetleriyle siyasette, sosyal hayatta ve ekonomide oldukça etkili görünen ‘Gülen Hareketi’, dünya çapında şebekeleriyle deşifre olmakla beraber, henüz tesirlerinin imhası uzun zaman alacak kaabiliyet ve donanıma sahip görünmektedir.

Çok uluslu ilişkilerde Batılılarca kullanışa son derece müsait olan yapının elebaşının başına her ne kadar "ödül" konmuş ve "teröristbaşı" ilan edilmiş olsa da, bu çalışmamızda olayları ve yapıyı kriminal boyutlarından ziyade sübliminal (normal insan algısı limitlerinin altında kalmak ve o anda fark edilmemek üzere bilinçaltı için tasarlanmış mesajlar…) boyutları üzerinde analize çalışacağız.

Bir başka ifadeyle hareketi kimyasal ve diyalektik bakımdan tahlile tabi tutacağız.  

İsmini anmadan önce garip bir zorlamayla muhterem ve isminden hemen sonra hocaefendi hazretleri şeklinde anılan bir şahsın, günün birinde resmi makamlarca terör örgütü lideri şeklinde suçlu ilan edileceğini bundan sadece birkaç yıl önce ima ediyor olsaydık, oldukça ciddi itham ve ayıplamalara muhatap olacaktık.

Oysa hayal ötesi yücelik atfedilen bir kişiliği, hayali imkansız bir konumda idrak etmiş bulunuyoruz bugün...

Suret-i hakla yaklaşıp aklımızı ve gönlümüzü çelen, manevi ve sosyal hayatımızda kapanmaz yaralara, affedilmez hatalara yol açan, kendisini ve hareketini sonsuz mukaddes değerlerimizle perdelediği anlaşılan ‘Gülen Hareketi'nin içyüzünü dikizlerken, çoğu zaman sofist mantığı içinde görünen söylemlerindeki diyalektik çelmeleri aşıp, olanca demagogluğuyla ifşa gayretindeyiz.

"cı, cu… cılık, culuk..."

Fetullah Gülen, isminin sonuna "cı, cu" gibi ilaveler yapılmasından ve "bölücü" algılamaya yol açtığından dolayı "müthiş rahatsızlık" duyduğunu ifade ediyor.

Ancak dünya müslümanlarının bölünmüşlüğünden, ve mevcut hali değerlendirirken kendi ifadesiyle "kültür müslümanlığı"nın yetersizliğinden dem vuran Gülen, çevresine ‘ışık üstüne ışık’ saçan "üst kültür" seçkinliğiyle sivrilir ve tüm olanlarda/yaşananlarda şahsının pay ve sorumluluğunu kabule öteden beri yanaşmazken;
Farz-ı muhal, "Kainat imamı" bir yetmiş yıl daha yaşayacağını bilse, herhangi bir biçimde nefs muhasebesine davranmaz imtiyaz ve dokunulmazlıktadır.

Neden?

Nedeni çok açık: O bir seçilmiş!

Bir vaazında artık daha fazla yaşamayacağını, günde 25 kadar hap türüyle ömür sürdüğünü, hayatta en ufak bir hırs beslemediğini ifade ediyor.

Oysa kendisinden bağını koparanların ve hiyerarşisinden kovulanların itiraflarında şahit olduğumuz şekilde, son yıllarda yapılan operasyonların düğmesine dokunan "mübarek" parmağıyla yağdırdığı "yüksek emirler"i, hangi azmettirici hırs ve iradeyle buyurmuştur; işte bu ulaşılmaz bir "sır"dır.

Tersine  ve batıl bir tekamül sözkonusu bu zatta ve "hareket"te…

Belirdiği ve ilerlediği ilk yıllarından bu yana lime lime incelenmeli.

İslam içinden yol bulup, (hoşgörü ve diyalog!) İslam'ı tahrip ve yıkıma programlanmış sahte mübareklik zırhı alaşağı edilmeli…

Fetullah Gülen her ne kadar yapılanmayı tarifte "gönüllüler hareketi" ifadesini kullanıyor olsa da, hareketin "gönül" hariç her türlü pislikle meşgul ve bulaşık işlerle vücut bulmuş haline şahit olmaktayız…

Cumhuriyet tarihinin çeşitli dönemlerinde yaşanan ibretlik ve trajik hadiseleriyle karşılaştırma yapmanın sırası değil ancak, gerçek şu ki; insanımızın son kırk yılına malolmuş ve korkunç bir enerji kaybına sebebiyet vermiş bir hareketi işaret etsek herhalde abartmış sayılmayız.

Bu "hareket", anti-politik bir yapı (Gülen, gayet sıradan biri olduğunu yer yer açıklar…) olduğunu iddia ederken, nasıl olur da son yıllarda gerçekleşmiş birçok sosyal-siyasi-hukuki-ekonomik birçok vaka ve dönemin açıklanışında ana ve ara başlıklarda yer almıştır; cevablanması olmazsa olmaz bir durumdur.

İşte bu durumu sözkonusu yapının ileri gelenleri, vaktiyle içindeyken şimdi aleyhinde davacı ve kavgacı kesilen, itirafçısı olanlar da dahil kimse tam olarak açıklayamamaktadır.

Fetullah Gülen imzasıyla yayımlanmış "Kırık Testi" adlı 12 cilldlik çeşitli konuşma metinlerinin dikte edildiği eserinden de zaman zaman paylaşacağımız bazı satırlarda görülecektir ki “Gönüllüler Hareketi” adlı yapı, kendi kuyruğunu ısıran yılan mitosunu andırır şekilde zıddına dönüşmüş, kurduğu cendereden çıkamaz, çıkılmaya kalkışıldıkça batılacak çelişkilere kapılmış sapkın bir bünye ifade etmekte ve hakkında savunma beklenmeksizin saf ve masum bir milletin ensesinde boza pişirip dini, ahlakı, imanı, aileyi, karakteri, kişiliği, işi-gücü, eseri-projeyi, şimdiyi ve geleceği tepe takla hale getirici katmerli günahlardan ve mübahlardan beslenerek insanımızı şüphe ve tereddüdlere boğmuş, fena halde aldatmıştır.

Herşeyden önce, dini ve ahlaki iddialarla ortaya çıkıp kendisine masum misyonlar biçmiş, müslümanların iman ve amelini batıl davalara peşkeş çekmiş bir "hareket"in tasfiyesi -elbette hukuk esaslı- ahlak başta olmak üzere milli-manevi sorumluluklarımız gereği itinayla yapılmalı...

Ve tam bu noktada tüm müslümanlar görev şuuru belirtmelidir.

Sözkonusu tasfiyede siyasi veya şahsi birtakım gerekçeler etrafında intikam veya zulümden bahsedenler için akıl ve vicdan adına şu hatırlatılsa yeridir sanırız:

Hiç bir siyasi ukde ve gaye olmaksızın üzerinde olduğunu iddia ettiğiniz "yol"u her türlü gayrımeşru, gayrı ahlaki ve gayri hukuki yollara bağlamanın sorumlusu ve müsebbibi oldunuz;

şimdi toplayın bütün o hizmet yıllarının meyvesini…

Meşhur bedduasıyla birlikte dillerine doladıkları lanetin tüm hareket ve mensupları üzerindeki sarmalına şahidiz.

Gülen'in sohbetlerinde uzun yıllar kendisine yakın bulunan Cevdet Türkyolu, M. Fetullah Gülen imzasıyla yayımlanan "Kırık Testi" adlı "eser"in önsözünde iddia ettiklerine bakılırsa,

(… o konuşurken fizik "Allah" diyor, kimya "Allah" diyor, biyoloji "Allah" diyor)muş…

Neredeyse tapınma eşiğinde yazılan bu cümlenin bir kaç satır öncesinde aynı kişi şöyle diyor:

(Onun senelerdir dost olduğu hastalıklarına rağmen ortaya koyduğu kulluktan büyük keramet mi olur! s.17)

Başka türlü bir idolleştirme nasıl olurdu, doğrusu meraka değmez ancak, cümlenin gelişinden nereye varacağı aşikar bu yüceltme karşısında, "hareket"e zıt ve aykırı bilinen çevrelerin ileri gelenleri de dahil, birçok kişinin apışıp sessiz kaldığı, insan ve toplum namına gerçek bir sorumluluk duygusundan uzak, oynanan oyunu görmezden geldikleri veya işlerine öyle geldikleri on yıllar geçti.

70'lerin sonundan bu yana -ilk sayısının kapağında ağlayan bir çocuk fotoğrafının yeraldığı Sızıntı dergisi’ninin çıkışı 1979- inanılmaz darbeler yanında çeşitli vartalar atlatmış ve Türkiye müslümanlarının yüzde 99'uyla birlikte inanan tüm kesimlerin de üzerinde durması ve kafa patlatması gereken bir hakikate çatmış bulunuyoruz:

Nasıl olur da bunca yıllık bir aldatmacayı farkedemedik, iç yüzünü göremedik?

Nasıl olur da iman ve vicdanımızı, şeref ve haysiyetimizi, ilke ve inançlarımızı, dava ve şahsiyetimizi baltalayan, hiçe sayan bir "hareket"in sokağımızda, mahallemizde, şehrimizde, bölgemizde, ülkemizde ve tüm İslam aleminde palazlanmasına, ihanet kozasını örmesine ve mümkün mertebe içimizden kurtarıcı bir şuur ve iradenin inkişafına set çekmiş, kök kemirmiş, dalımızı ve her yanımızı budayışını sineye çekmişiz?

Nasıl bir tahammül ve hoşgörü, nasıl bir pasiflik ve edilgenliktir bu?

Niçin görmemişiz veya göreni görmemişiz?

Şimdi daha net kavranıyor ki büyük bir davanın, iman davasının ve buna muvazi vatan kavgasının ortasındayız.

Devreler ve süreçler boyu bu gerçekliğin sorumluluğundan, hatırlattıklarından ve dayattığı "tarihi misyon"dan gafil kalmanın nelere malolduğunu anlamak, bunun ıstırabını duymak durumundayız.

Hiçbir akıl ve vicdan sahibinin kabul etmeyeceği, mazeret biçemeyeceği, hiçbir hak ve pay tanımayacağı diğer bir husus da şu:

İman ve şahsiyette tavizin, varlık sebebimizi hedef almış zıt ve düşman fikrin peşinden sökün edeceğini, istila ettiği şahısta yuvalaştırdığı duyguları pekala sirayet ettirebileceği ve elbette aynı istikamette milli ve manevi değerlerimizi dinamitlemek üzere müslümanların hayatını mahva varacak adımları beraberinde getireceğini de biliyoruz.

Oysa "pazarlık" kelimesini telaffuzu bile çirkin bulduğunu ifade eden Gülen, iman ve itikat ölçüleri dahil sayısız ölçü ve çizgiyi PAZARLIK unsuru, metaı, malzemesi, basamağı, dayanağı, gerekçesi yapmaktan çekinmemiş, eldeki "testi"yi kırdıktan sonra verilecek cezanın abesliğinden hareketle köteğe başvuran Hoca'nın esprisinden bambaşka boyutlarda iflah olmaz işler çevirmek üzere testiyi kırmış, aynı "kırık testi"den efsanevi bir zehir sızdırmış, aynı zehirden bazen ışık, bazen ırmak, bazen sızıntı, bazen koza, bazen ocak, bazen yatak, bazen de kaynak yapma talimatı vermiştir.

Bu güçlü çağrışımları çoğaltmak, kırk yıllık geçmişlerini incelediğimizde pekala mümkün.

"Kırık Testi"nin önsözünde, Türkyolu'nun kalemiyle hakikat nasıl bayıltılır, inanılmaz bir soğukkanlılıkla herhalde ancak bu kadar tasvir edilirdi:

(Aslında, kitabın ismi Menhelü'l-azbi-mevrud" yani "Tatlı Su Kaynağı" olmalıydı. Zira, testimizi doldurduğumuz kaynak, etrafına ab-ı hayat dağıtan bir kaynaktı. Ne var ki, biz hem kendi  eksiklik ve yetersizliğimizi hem de Hocamızın örnek tevazuu ve mahviyetini gözönünde bulundurarak Kırık Testi demeyi uygun bulduk. s. 23)

"Gönüllüler Hareketi" ve benzerlerinin çelişik ve sahte manalandırma gayretiyle salgıladıkları zehrin toplumumuzda yeni sapmalara yol açmaması için ehl-i sünnet iman ölçülerini koruyan ve kollayan, bir başka ifadeyle "kalp gözü açık", 'ibret alan' anlamına da gelen "basiret ehli" kadrosuyla milletimizin kurtuluş çizgisinde ilerlemesi için büyük ve çetin gayretler gerekmektedir.

"Altın nesil" iddiasıyla yola çıkıp lanetli kimyasıyla feciler fecisi “teneke insan” tipine yol açan bu yapının kullandığı ve kuşandığı bütün zihin ve kültür kodlarını deşifre yolunda, milli ve yerli tam istiklal mücadelesi vermekte olan her türlü samimi çalışmaya katkıda bulunmaya hazır olduğumu hatırlatmakta ayrıca fayda görüyorum.

Aylık Dergisi, 139. Sayı, Nisan 2016

 
Etiketler: Kırık, Testi, , Gönüllüler, Hareketi
Yorumlar
Haber Yazılımı