Yazı Detayı
27 Aralık 2017 - Çarşamba 14:22
 
Kenan Ağabey’in Dertleri
Arif Erdem Aktaş
 
 

Kenan abi bir sigara uzattı. “İçmiyorum” der gibi elimi kaldırdım. Kendi ağzına alıp çakmak aramaya başladı. Sonunda gömleğinin göğüs cebinde buldu. Ateşledi sigarayı böylece ben de ilk dumandan nasibimi almış oldum. Sigarayı küllüğe sıkıştırdı ve başladı söylenmeye:

 

“Yok efendim neymiş, taksiler bundan sonra kısa mesafe almazlarsa cezai işlem uygulanacakmış da taksiciler arabada sigara içemeyecekmiş de... Sevsinler sizin koyacağınız kuralı be! Ulan taksici sigara içmesin de kim içsin be! Var mı sabahtan akşama kadar trafik çilesi çekmekten daha sıkıntılı iş? Yok arkadaş, bu hükümet iyice yoldan çıktı. Yahu çıkartılması gereken onca yasa varken ne diye taksicinin sigarasıyla bilmem nesiyle uğraşırsınız ki? Sigaramı da içerim, kısa mesafe de almam arkadaş, nah şuraya yazıyorum.”

 

Kenan abinin anlattıklarını dinlemiyordum. O ejderha gibi ağzından dumanlar saça saça konuşurken, ben bugün fakültede yaşanan olayları düşünüyordum.

 

Bir şeyleri bahane edip amfiyi basmıştı solcular, “Ders yapılmayacak, sınıfları boşaltın zor kullanmak istemiyoruz” deyip hocayı da öğrenciler amfiyi boşaltana dek esir tutmuşlardı. Aslında ilk defa olan bir şey değildi bu. Solcular zaman zaman güç denemesi için bahane edecek şeyler bulup yaparlardı bunu. Sağcılar eğer o sıra toplu halde üniversitedelerse karşı çıkarlar. İki grup arasındaki kavgaya bir de polis dahil olursa ortalık tümden savaş alanına döner. Sağcıların kopuk olduğu bir anda yapılırsa eğer protesto, o zaman solcular başarıya ulaşmışlar demektir. 

 

Bugün ülkücüler teşkilatlı değillerdi ve solcular rahat rahat tüm sınıfları boşaltıyorlardı. Bizim sınıfa da 5-10 parkalı solcu girmiş ve sloganlar eşliğinde tehditler savurarak sınıfı boşaltmaya başlamışlardı. Ben tam kapıdan çıkacakken arkadan hafif kilolu, gözlüklü birisi sıranın üstüne çıkıp bağırdı “Zor kullanın ulan çıkmıyorum sınıftan!” Son gördüğüm parkalıların eliyle çocuğun ağzını kapatıp yaka paça yere yatırmalarıydı. Son duyduğum ise kapalı kapının ardından gelen inleme sesleriydi.

 

Çocuğu kim bilir nasıl ezdi namussuzlar. Bütün sınıf koyun gibi sınıfı terk ederken çocuk haykırdı, birisi de ona arka çıkmadı. Kimsenin yaptığı beni ilgilendirmez de benim yaptığım bana hiç yakışmadı. Ben kulağımdaki bu inlemelere, içimdeki bu acıya nasıl dayanırım. O çocukla tanışmam lazımdı. Belki içimdeki acı böyle geçerdi. Ondan özür dilersem, helallik alırsam belki ona içimi dökersem içimdeki acı geçerdi. Yarın ilk iş okulda o çocuğu soruşturmam lazım. Muhtemelen bir hastanede bir tarafları alçı içinde bulacaktım onu. Belki ameliyattan yeni çıktığı için hiç konuşamayacaktım onunla. Allah muhafaza belki de amfinin kitap kokan sıraları üstünde öldürmüşlerdi. Belki yarın cenazesine gidecektim.

 

Bugün olanları Kenan abiye anlatsam suratıma tükürüp kalkar giderdi herhalde. “Bir sigara versene abi” dedim. “Benim dertler sana da ağır geldi di mi?” deyip sigarayı uzattı. “Sendeki de dert mi be abi. Sabah sabah çocuğun biri çıktı bizi yerin dibine soktu” dedim içimden, bunu da; “Öyle abi öyle”yi de açıktan.

 

Aylık Dergisi 159. Sayı

 

 
Etiketler: Kenan, Ağabey’in, Dertleri, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı