Yazı Detayı
27 Haziran 2017 - Salı 20:52
 
Karmaşık Sistemler, Gerçek ve Uyduruk İstikrar
Mevlüt Koç
 
 

Kendi zırvalarına inanan, bilinmeyeni var olmayanla karıştırmaya meyyâl şarlatanlardan değilseniz; form sezgisiyle formlardan düşünceye ilerleyebildiğiniz nisbetde mânâlar tecelliye gelecek, eşyaya dâir bilgiyi önceleyen bu bakış, özne nesne bütünlüğünü temin ettiği nisbette size tam bir tanıma sağlayacaktır. Zira hayatın kökeni sırdır. Ve “âlemde her bir şey, Hakk’ın kendisine mahsus tecellilerinin mazharı” olması hasebiyle gerçekleşmeden önce mümkün olma özelliğiyle vardır; ve bu şeyler bir yerlerden bize bakıyor olabilir. Lâkin bizler, bedahetlerle yaptığımız işlerin bilgisini ve tecrübeyle edindiğimiz bilgiyi hafife aldığımız, hatta bilgi olarak kabul etmediğimiz için, bu şeylerin izharı (görmemiz, keşfetmemiz, kullanmamız, geliştirmemiz) yüzlerce, hatta binlerce yıllık bir gecikmeyle gerçekleşebilir. Ve sanılanın aksine tüm teknolojik gelişmelere rağmen bu süre modern zamanlarda daha da uzamıştır. Dolayısıyla teknolojiye duyulan büyük heyecan, aydınlanma ve liberal demokrasinin değerleriyle kurumlarının reddine dayanan “tepkisel modernizm”, mutlak mânâda mantık dışı değildir. Zira insan olarak bizim misyonumuz, Hakk’ı, âlemin Rabb’i olarak tanımaktır. Ve âlemde her bir şey, o şeyin, Hakk’ın hangi ilâhî isminin hükmü altında bulunduğunu gösteren bir işarettir. İşaretten işaret edilene yönelebildiğimiz nisbetde eşyanın hükümleri kaybolur ve Hakk’ı halkta tanırız. Dolayısıyla “büyük sanatkârlar” eşyada Hakk’tan başkasını görmez. Halkın aklı ise gözündedir... Sonsuzluk ve ifâde edilmezliği estetik bir ifâdeye kavuşturamadığı için çokluktan birliğe ulaşamaz. Sadece eşyanın hükümlerini görür ve onlara inanır.

 

“Bir şeyin aynı, aynı olduğu şeyden başkadır” tezi, İbda Diyalektiğinin temel tezlerindendir. Ve bir şeyle o şeyin farklı fonksiyonlarının yanlış korelasyonuyla varılan tümleştirme sorununa dikkat çeker. Fakat neyi bilmediğini de bilmeyen teorisyenler, kendi ürettikleri modeller ve sistemlerle ender vuku bulan, dolayısıyla izinin sürülmesi zor olan ve tarihin büyük kısmını şekillendiren sıradışı hadiseleri öngörebilecekleri, sonuçlarını tüm uzantılarıyla kuşatabilecekleri zannı içinde hareket ederler ki, bu bir illüzyondur. Böyle bir hata sırf beklenmedik olduğu için gerçekleşen ve hayatlarımız üzerinde büyük bir etkisi olan sıradışı hadiseleri görmemizi engeller. Oysa hayat, hafızamızda tecelli ettiği biçimden çok daha karmaşık, insanın hayatla ve çevreyle ünsiyeti de Darwinci teorinin tezlerinden çok daha esrarlı bir şeydir. Fakat kalbimiz ve beynimiz duygulardan çok sayılarla-çizelgelerle dolu, zihnimiz ise tarihi düz ve çizgisel bir şeye dönüştürme eğiliminde olduğu için hadiselere “sır idraki” ve “meçhûle hürmet tavrı” içinde bakamayız. Bu da eşya ve hadiselerin görünmeyen mantığını alt-üst ederek, bizi nadir görülen hadiselere karşı savunmasız bırakır. Dolayısıyla “Mutlak Fikir”den neş’et etmeyen sistemlerle düzen aradığımızda, bulacağınız düzen sahte bir düzendir. Çünkü “bilgi tek, çokluk bilinendedir”. Modern aklın bilgisi ise toksik, aynı zamanda kalabalık, kalabalığı nisbetinde de keyfiyet bakımından fakirdir. En basit bir vakıayı doğrulamak bile, zarurî biçimde birbirini davet eden bir sürü teyide ve bunların sonsuz-sınırsız bir zeminde birikimine bağlıdır. Ve ne yazık ki bu zemin eşyayı değil, eşya hakkında söylenenleri bilmenin zeminidir ve dedikodudan ibarettir. Dolayısıyla, hakikati arayan için gerekli olan; doğru düşünceyi, doğru düşünce faaliyetiyle sonsuza kadar kesiştiren düzenleyici kodları temin edecek “Bütün Fikir”dir. Bu olmadığı zaman eşyadaki sır da sonsuza kadar saklı kalır.

 

İnsan yapımı, modern olarak yapılandırılmış, mâlik mülküne sahip çıkmasın da her şeyin kontrolü bizde olsun anlayışı içinde özellikle karmaşık bir hâle getirilmiş sistemler, tahmin edilebilirliği azaltan, hatta tamamen ortadan kaldıran yapılardır. Birbirilerine olan karşılıklı bağlılıkları ve bağımlılıkları sebebiyle de katlanarak çoğalan, kontrol edilemeyen tepki silsilesi doğurmaya meyyâl sistemlerdir. Dolayısıyla bu tür sistemlerle düzen aradığınızda, bulacağınız şey düzensizliktir. Zira karmaşık bir dünyada sebep kavramının kendisi bile şüpheli, hatta tesbit edilemez ve tanımlanamazdır. Bu tarz bir anlayışla hadiselere yanaşan şuur, gerçekle uyduruk istikrar arasındaki farkı anlayamaz, işlerin nasıl yürüdüğünü bilemez. Yaygın kanaat teknolojik bilgi arttıkça öngörü dünyamızın da genişleyeceği yönünde olsa da, paradoksal biçimde, teknolojik bilgi arttıkça sıradışı hadiseler de o nisbetde öngörülemez bir hâle gelmektedir. Sun’î olandaki artış ve tabiî olandan kopuş fazlalaştıkça karmaşıklık artmakta, resmî yapıların büyüklüğü ve bunların tâbi oldukları katı yasal düzenlemeler de ister istemez kendi içinde gayrî resmî ve düzensiz yapılar üretmektedir.

 

Türk toplumu, iki yüzyıldır kendisine doğru diye belletilen yanlışların açmazı ve yersiz korkularının ezikliği içinde yaşadı. Sanki suçluymuş gibi kendisini hep savunma ihtiyacı içinde hti. Giderek de hakikat arayışından koptu. Geçmişin tümüyle red ve inkârına dayanan bu süreç, ne yazık ki arkasında kendi değerlerine en azılı düşmanlarımızdan daha kudurganca düşman edilmiş milyonlarca “kurban” bıraktı. Fakat Türkiye’nin artık modernin bir başka boyutunu oluşturan, ya da postmodern bir oluşum hâlinde tezahür eden kof ideolojilere, içi boş birlikteliklere tahammülü yok! Dahası, sömürgeciliği yeni zamanlara uyarlayarak hâkimiyetini sürdürmeye çalışan Batı merkezli politikalara hiç tahammülü yok! Zira tarihin merkezi giderek Doğu’ya kayıyor ve bunama emareleri gösteren Avrupa ise artık yaşlı ve hasta… Yeni yollar, yeni metodlar arayışı içinde olsa da sanatı, edebiyatı, bilim ve düşünce dünyası dengesini tümden yitirmiş vaziyette. “Batı modeli” Türkiye, Rusya, Çin gibi imparatorluk geçmişi olan ülkelerde tutmadı ve yenilgiye uğradı. Bu hâliyle de, âdeta çekip gittiğinin ve giderken de yerini yeni bir sisteme bırakmakta olduğunun haberini veriyor. Lâkin çöküş süreci uzadıkça dünyaya verdiği zarar da artıyor tabiî...

 

Büyük bir hesaplaşma yaşanıyor. Ve dünya olağanüstü hadiselere gebe! Bu hadiseleri kestiremediğimiz zaman, tarihin seyrini de kestiremeyiz. İşin vahim tarafı, hadiseleri doğru okuyabilecek, krizleri yönetecek, çözüm üretecek, kitleleri peşinden sürükleyecek karizmatik lider de yok! Aslında krizlerin kaynağında da bu var. Dünya malî ve siyasî güçleri arasındaki parçalanmayı fırsat bilen Global Çete, bu yokluktan da istifade ederek güç dengeleriyle istediği gibi oynuyor. Haçlı-Siyonist ittifakın Türkiye’yi ve İslâm dünyasını teslim alma girişimiyse büyüyerek ve genişleyerek devam ediyor. 15 Temmuz, elbette ülkeyi işgale hazırlamaya yönelik bir darbe teşebbüsüydü. Ama bundan da öte, Afganî’ye; “Dinin kafasını ancak dinin kılıcıyla koparırız” diyen Muhammed Abduh’un bu gayesiyle örtüşen ve tümüyle İslâm’a yönelik şeytanî bir plândı. Dolayısıyla içinden geçmekte olduğumuz süreç, hem Türkiye hem de İslâm dünyası için bir varlık-yokluk mücadelesi sürecidir. Mukavemet etmek, dayanıklı olmak yetmez! Bizi direnişten dirilişe geçirecek, zehri şifaya, dezavantajları avantaja dönüştürecek bir bünyeye ihtiyacımız var. Çareyi sadece ekonomi-teknoloji ekseninde aramak, eğitimin amacını yalnız ekonomik büyümeye endekslemek yanlış olur. Zira insanın değişmediği bir yerde hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Dolayısıyla, bugün sahip olduğumuzdan başka-farklı bir eğitim sistemi elzemdir. Maddî taşıyıcılar üzerinden toplumun genel fikir çerçevesine kendi dünya görüşümüzü yerleştirecek yeni kültür politikaları, yeni kurumlar, yeni kurallar ve yeni davranış alışkanlıkları edinmemiz gerekir. Aksi takdirde kendi değerlerine sahip çıkacak, bunları yükseltecek ve kalıcı kılacak nesiller yetiştirmemiz oldukça zor. 

 

Aylık Dergisi 153. (Haziran 2017) Sayı

 
Etiketler: Karmaşık, Sistemler,, Gerçek, ve, Uyduruk, İstikrar,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Kasım 2019
Sanat İnkarın Değil, İnanmanın Yeridir
02 Ekim 2019
Düşünen Şuurun Kendine Şuuru Yoksa...
01 Eylül 2019
Hakikate Ulaştırmıyorsa Hatta Uzaklaştırıyorsa Ay’a Gitmenin Anlamı Ne?
02 Ağustos 2019
Çareyi Yanlış Yerde Aramak
26 Haziran 2019
Oluşunu Zirvede Tamamlayan İki Büyük İnsan
01 Mayıs 2019
Evrensel Değerler mi, Vahşiler Sürüsüne Verilmiş Tavizler mi?
01 Nisan 2019
Üzerinden Yürüdüğünüz Kültür, Varacağınız Yer Üzerinde de Belirleyicidir
01 Şubat 2019
Modern Devlet Artık Daha Saldırgan
08 Ocak 2019
Kaynak Değil, İdrak Sorunumuz Var
06 Aralık 2018
Bundan Büyük Kriz mi Olur?
29 Ekim 2018
Beklentinin Tatlı Tuzağında Yiten “Cennet” Hayali
01 Ekim 2018
Yitik Ruhlar-Anlamsız Yüzler
02 Eylül 2018
Bir Başına
02 Ağustos 2018
Geçmişi Olmayanın Geleceği de Olmaz
01 Temmuz 2018
Ölüm Ruhun Hurucu, Hayat Öte Yakada
01 Haziran 2018
Bilgi ve İlgileri
01 Mayıs 2018
Soğuk Savaş Sıcağa, “Aydınlanma” Yanmaya Dönüyor
05 Nisan 2018
Formların Varlık Giymesi ve Varlığı Kaybetmesi Süreklidir
01 Mart 2018
Bütüne Duyulan Arzu
27 Ocak 2018
Sadece Olayları Görüyor, Kuralları İse Hiç Görmüyoruz
27 Aralık 2017
Kategorilerin Keyfiliği
24 Ekim 2017
Varlık Sayılarla Değil, Ruhla Bilinir!
03 Ekim 2017
“Bütün”ün İdaresi Elden Kaçınca…
05 Eylül 2017
Hayatın Kökeni Sırdır, Sır İdraki Güzellik İdrakidir
31 Temmuz 2017
Dinden Çıkış Sürecinde Yeni Safha
03 Haziran 2017
Geleceğe Dönük Bir Hamle Olarak 16 Nisan
14 Nisan 2017
Gerçek Yenilik İlâhîdir
05 Nisan 2017
Gelecek Geçmiştedir
03 Şubat 2017
İlerleme İlleti
04 Ocak 2017
Aydınlanma(K) Mı – Ateşte Yanmak Mı?
30 Kasım 2016
Yeni Sistemin Yeni Yapılarını İnşa Süreci
06 Kasım 2016
İllegalite Artık Batı’nın Resmî Politikası
03 Ekim 2016
Modern Haramiler Uşaklarıyla Pusuda
05 Eylül 2016
Hadlere Riayet
04 Temmuz 2016
Zevk'e Dair
05 Mayıs 2016
Tanrı’yı Oynamanın Ağır Bedeli
05 Mayıs 2016
İnsanlık Okka Hesabı Tek Haysiyetli Ses Türkiye!
01 Şubat 2016
Gözden Öz’e
03 Aralık 2015
Ortalama İnsan
04 Eylül 2015
Bilgiye Giden Yolda Dil
29 Mayıs 2015
İmkânsızlığın Dünyası
30 Nisan 2015
Zayıfın Kuvveti
06 Şubat 2015
Oyun Büyük, Plan Şeytanî
16 Ekim 2014
“Kötü Bir Orkestranın İçinde Kalan Usta Şef“*
28 Ağustos 2014
Geçmiş Geleceği Aydınlatmadığı Zaman
01 Ağustos 2014
Dünya Düzenine Dönüşen Yalan
04 Temmuz 2014
İşlenmedik Suçun - İşlenmedik Günâhın Bedelini Ödemek
29 Ocak 2014
Beklenmedik Olanın Gücü
25 Kasım 2013
"Esatir ve Mitoloji" Vesilesiyle
07 Kasım 2013
Kültürün Nüfuz Ve Sirayet Edebilirliği
06 Kasım 2013
Bir Fikir Nasıl Temsil Edilemez
11 Şubat 2013
Gelecek Yeni Kültür
01 Kasım 2012
Öngörülemezlik - Tümlenemezlik
01 Ekim 2012
İzafiyetin Kısır Döngüsü
01 Eylül 2012
“Dünya Görüşü” Üzerine
01 Ağustos 2012
Münasip Görmek ya da Uşaklığa Özenmek
01 Haziran 2012
Meçhule Hürmet Tavrı
01 Mayıs 2012
Halleri Suretlere Giydirmek
01 Nisan 2012
Peşin Fikir Hikmeti ve Peşin Hükümcülük
01 Nisan 2012
Doğrulama Hatası/Doğrulayıcılık Mihrakı
01 Mart 2012
Sivil Toplumun Temel Çelişkisi
01 Şubat 2012
Yönlendirici İlke
01 Ocak 2012
Alemşümul Sistem Olmadan, Alemşümul Siyaset Olmaz!
01 Aralık 2011
Kılavuz Yıldız Olmak
Haber Yazılımı