Yazı Detayı
14 Eylül 2021 - Salı 15:32
 
İslam sanatı, estetiği ve diyalektiği
Hasan Hüseyin Akdağ
 
 

İslam sanatı; İslam ilkeleri ve kuralları üzerinde tezahür eden medeniyetin ifadesidir. İslam estetiği “mana” ile “suret”in muazzam bir ahengidir. İslam’ın estetik görüşü söz konusu olduğunda muhakkak ki bir dünya görüşünden de bahsedilmelidir. İslam estetiğinin dil ve diyalektiğini (diyalektik yeri geldiğinde muhteva, şekil, form, usul ve mantık belirtir.) mutlak ölçülere bağlı fikirler manzumesi belirler. İslam sanatının amacı bizleri bilinenlerden bilinmeyene ulaştırmak ve dünyayı ve hayatı güzelleştirmektir. İslam sanatının en belirgin özelliği “mutlak”a bağlı olmasıdır. İslam, antropomorfizme şiddetle karşı çıkmış ve yasaklamıştır. Yani insan veya tabiattaki herhangi bir nesneye uluhiyyet veya uluhiyyeti temsil edecek takdime karşıdır. İslam sanatı “tevhid” inancı üzerine bina edilmiştir. İslam sanatının diğer tüm özellikleri tevhid inancının dalları ve saçakları halindedir. İslam sanatının mücerret bir sanat olması tevhit ve tenzih ilkesinin ifadesidir. Batı sanatı gibi dışavurumculuk yoktur. Yani İslam sanatı sonsuz ve sınırsızdır. İslam sanatının kaynağı Allah’tır. Bu yüzdendir ki “uluhiyyeti temsil” edecek tasvir yasağı vardır. Sanat hayatımızı her anlamıyla kuşatan bir bütündür. Onun içindir ki “sanat, sanat içindir” anlayışı yerine “sanat, İslam içindir” anlayışı hakimdir. Üstad Necip Fazıl “Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış / Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış.” diyor.

 

İslam sanatının diyalektiği tabiatın taklidi veya tasviri değil, bağlı olduğu dünya görüşünün ifadesidir. İslam sanatında Batı’da sembolizm olarak ifade edilen “temsil”in diğer bir anlamıyla analojinin önemli bir yeri vardır. Namütenahi çoktan (kesret) bahsederken temsili bir düşünceyle namütenahi teke (vahdet) atıf yapılır. Bağlı akıl ve ona bağlı mantıkla değil zevken idrak ile anlamaya ve anlamlandırmaya çalışırız. İslam sanatları görünende görünmeyeni, değişende değişmeyeni yakalama ve gösterme cehd ve çabasında olduğundan, tabiatı olduğu gibi aksettirmek yerine onu soyutlamaya, ele aldığı nesnenin bireyselliğini ve tabiliğini öldürmeye yönelmiştir. (1)

 

Günümüzde modern sanat artık insanla ilişkisini kesmiş, teknoloji ve makineyle kendini açığa vurmuş ve sırtını natüralizme yaslamıştır. İslam sanatında merkeze Mutlak Varlık’ı alan geleneğe “geleneksel, dini, kutlu (mübarek) gibi tanımlamalar yapılmıştır.

 

Batı düşünce tarihinde estetik ile ilgili problemler iki şekilde ele alınmıştır. Güzellik kuramı ve sanat kuramı. Bu iki kuram Platon tarafından tartışılmış ve 18. yüzyıla kadar aynı zeminde gelmiştir.  18. yüzyıla kadar filozoflar yalnız “güzelliğin mahiyeti”ni tartışırken 18. yüzyıl filozofları “yüce”, “pitoresk” gibi kavramları da tartışmaya başlamıştı. Bu tartışmalarla beraber “beğeni” kavramı öne çıkmaya başladı. Hutcheson ve Kant gibi düşünürler güzel, yüce ve pitoreski tecrübeyle beraber “beğeni kuramı”nı geliştirmeye çalıştılar. Güzel bundan sonra estetik değere sahip anlamında da kullanılmaya başlandı. Platon’un iki ayrı olarak gördüğü güzellik ve sanat kuramı ekspresyonistler (dışavurumcular) tarafından birleştirip, tek bir kuram haline getirilmiştir. Dışavurumculuktan sonra merkeze sanat eseri değil sanatçı koyulmuştur. Aydınlanma boyunca “sanat, sanatçının duygularının dışavurumudur” düşüncesi hâkim olmuştu. Batı sanatı merkeze insanı alırken, İslam sanatı merkeze ilahi mahiyeti alır.

 

İslam estetiği ve sanat anlayışını “tevhid, tenzih ve ihsan” ilkeleri oluşturur.

 

İman; zevken idrak ve estetik de zevke hitap ettiğine göre iman da estetik bir zevk ve tecrübedir. İslam sanatı özü itibariyle “mananın surete” bürünmesidir ve “suretler olmasaydı manalar ebediyyen tecelli etmezdi.” İslam sanat anlayışında uluhiyyet meselesinde tenzih ilkesi bütün sanatçıların vazgeçilmez kaidesi olmuştur. İslam sanatındaki bu erişilmez zevk ve gücün sebebi İslam sanatının kaynağının Allah’a dayanıyor olmasındandır. İslam sanatı, İslam’ın varlık anlayışı ve epistemolojisiyle iç içedir ve nesneleri değil, fikirleri temsil eder. “Fuzuli’nin Leyla ve Mecnun’u İslam estetik ve sanat anlayışının tevhit ve tenzih ilkesini dil düzeyinde temsil eden en güzel örneklerden biridir. Burada Leyla aşkı Mevla aşkına ulaşmada sadece bir köprü görevi görür. Bu yüzden Mecnun sonunda Leyla’yı tanımamıştır.” (2) Leyla, Mecnun için teşbihten tenzihe giden Allah’ı arama sanatıdır. Salih Mirzabeyoğlu’nun “Yaşamayı Deneme” eserinde de böyle bir serüven vardır. Romandaki “Serpil” karakteri “Kim” için teşbihten tenzihe giden Allah’ı arama sanatıdır. Beşeri aşktan, ilahi aşka giden “Kim”in serüveni…

 

Allah, “Cinleri ve insanları bana ibadet etsinler diye yarattım.” buyuruyor. İnsanla Allah arasında ibadete dair bir ilişki vardır. İbadet, imanın pratik halidir. Abdülkadir Geylânî Hazretlerine göre; “ibadet bir sanattır.” Peygamberimiz ise bir hadisinde, “Her sanat için ehlinden yardım isteyiniz.” buyuruyor. Demek ki Müslüman her işinde estetik zevki tütmeli ve her işi ehlinden öğrenmeli. Mesela bir tabloyu boya ustasına gösterdiğimizde bize tablodaki boyanın kilo hesabını yapar fakat işin ehli bir sanatçıya gösterdiğimizde “estetik-bedi zevki” anlatır. Sanat kemmiyetler posası değil keyfiyetler alemidir. “Allah güzeldir, güzeli sever” ölçüsünce güzele gitmenin ve güzelleştirmenin ilk yolu o şeyi sevmekten geçer. Güzeli görmek, güzelleştirmek için de belli bir zevk halinde olmalıyız. Köpek leşine bakıp “dişleri ne güzel” diyen Peygamber’in estetik zevk idraki, bu meseleye bir misal ve bizlere birer ölçü…

 

“Cibril Hadisi” diye malum olunan hadise göre İslam’ın üç sac ayağı vardır. “İman, teslimiyet ve ihsan”. İman ve teslimiyet naslarla belirlenen dinin vecibelerini yerine getirilmesi için kural ve kaideleri belirtirken ihsan boyutu ise güzel (hasen) olanı yapmayı ifade eder. İç oluş ile dış oluşa ve dış olduruş ile iç oluşa giden yolun tekamülüdür ihsan. “Allah her şeyde ihsanı farz kılmıştır.” hadisi ölçüsüyle güzellik ve mükemmeliyetlik her Müslüman üzerine farz kılınmıştır çünkü ihsan, her an Allah’ın huzurundaymışçasına ibadet etmektir. Aynı zamanda “Allah güzeldir, güzelliği sever.” ölçüsüyle hareket etmektir ihsan. Peki Kuran bir sanat eseri midir? Hayır, değildir. Çünkü Kuran mahluk değildir; fakat Kuran’ın verdiği zevk ve estetik her sanatçıya ilham vermiştir. Başka bir ifadeyle sanatçı, sanatını en nihayetinde zihni çaba ve salt akılla kurduğundan Kuran sanat eseri değildir.

 

Güzelliğin kaynağı meselesine geldiğimizde “Doğrunun olmadığı yerde güzel de yoktur.” “Güzellik birdir, yalnız şu kadar var ki, eğer sen aynaları çoğaltırsan o da çoğalır!” Estetik idrakının, içinde akıl ve mantığın pek az, seziş ve bedahet hissinin pek çok olduğu bir “mevhibe-ihsan” oluşu…  En yüce güzellik Allah’ındır; zira, beşerî güzellik kavramı, maddede birlik ve bölünmezlik sıfatıyla ayırt edilebilir. Bahsettiğin(m)iz güzellik kavramı, Allah’ın cemalinin yansıması gibidir ki, ölçü meali: “Allah güzeldir, güzeli sever.” Bu yüzden güzellik, kaynaktan alınmış su gibi, bütün yabancı unsurlardan arıtılmıştır; güzelliğin vereceği zevk, onun saflığı ile nisbetlidir… İlahi his ve ilahi hisse yol veren güzel ve güzellik... Bir İslam büyüğü: “Aşk ve güzel, ezelde birdi!” Güzel kendiliğinden güzeldir!.. Zira güzel, Mutlak Varlık’ın ruhlarla eşya üzerinde yansıması ve efsunlu bir gösteri halinde belirmesidir... Varlıklar içinde güzel olmayan –çirkinliğin araz oluşundan dolayı- yoktur; çünkü ilahi nurdan bir kıvılcım dairesinde varolan kâinatta, nisbetler dairesinde güzel ve çirkinden bahsedilebilir. Çirkin, güzelliğin azlığı demektir ve arızi hükmündedir. Ruhumuz da doğruyu, akıl sayesinde tanır. Ölçü meali: “Aklı olanın, dini de olur.” Akıl da bu vasfıyla güzelliğin kendisidir. Güzel, bize kendisine karşı bir tutkunluk verir ve aklı iyiye götürür.” (3)

 

“Zevk bedaheti, bedii idrak, güzellik sevgisi... Güzel?.. Güzelliğin ne olduğunu ürkek ürkek sormaktansa, güzelliğin nerede olduğunu aramakta yarar vardır. Bugünkü sanatkârın ilk endişesi her şeyi, her şeyden önce de en saf, en gerçek olan şeyi kendi üslubunun tahakkümü altına alabilmektir.

 

Sanat daima baskının sonucudur. Yükselmek için dirence dayanmak zorundadır. Sanat ancak hasta devirlerde hürriyeti arar. Sanat baskıdan doğar, döğüşle yaşar, hürlükten ölür.” (4)

 

Kaynaklar:

1-Turan Koç, İslam Estetiği, İSAM Yayınları, İstanbul, 10. Baskı, s. 28.

2-Koç, a.g.e., s. 54.

3-Salih Mirzabeyoğlu, Şiir Ve Sanat Hikemiyatı, İBDA Yayınları, İstanbul, 2. Baskı, s. 77-79.

4-Salih Mirzabeyoğlu, Damlaya Damlaya, İBDA Yayınları, İstanbul, 2. Baskı, s. 41- 94.

 

Aylık Dergisi 203. Sayı 

 
Etiketler: islam sanatı, islam mimarisi, sanat,
Yorumlar
Haber Yazılımı