Yazı Detayı
24 Ekim 2017 - Salı 15:30
 
İslâm Alfabesi ve Türkiye’de Arapça Eğitimi
Şule Parmak
 
 

“Düşüncenin surete bürünmüş hâli” olan dil, bir milletin tefekkür dünyasını biçimlendirir. Her toplumun kendi öz değerlerinin ifâdesi dilde mevcuttur ve içtimâi hafızası da o dil çerçevesinde teşekkül eder. Bu sebepledir ki toplumlar kadim dilini yani hafızasını muhafaza etmek ister; kendine ait olanı muhafaza ederken de mevcudu beslemek ve geliştirmek zarurîdir.

 

Yaklaşık bir asır önce köklerimizle bağlarımızın kopartılmak istenmesi neticesinde, kültürümüz, idrakimiz, zihniyetimiz ve cemiyet hayatımıza yönelik bir takım inkılaplar (!) icra edildi. Şapka ve kıyafet devrimi (1925), medreselerin kapatılması (1926), hicri takvimin kaldırılması (1926) gibi, mevzu-bahis gayeye matuf olarak vukû bulan sözde inkılaplar arasından, içtimaî mânâda en zedeleyici olanlar ise hiç şüphesiz harf devrimi (1928) ve akabinde yapılan dil devrimleridir. Yani İslâm alfabesinin kaldırılması ve “öz Türkçe kelimelerle konuşma” safsatası altında, Üstad Necib Fazıl’ın ifadesiyle dilimizin “kurbağa dili”ne dönüştürülmesidir. Halbuki, çok klişe bir tabirle “dil yaşayan ve gelişen bir varlıktır”. Nesillerin değişimi ve diğer toplumlarla girilen münasebetler çerçevesinde gelişir. Türkler de İslâmîyetle tanıştıktan ve müşerref olduktan sonra Türkçe, Arapça ve Farsça gibi diğer İslâm milletlerinin dilleriyle gelişmiş, Osmanlı döneminde inkişafının doruk noktasına erişerek Türkçe çatı ismiyle anılmaya başlanmıştır. Cumhuriyet dönemiyle birlikte ise çok hızlı bir geri gidiş yaşanmıştır; bu mânâda Kemalizm gerici bir devrimdir!

 

Köklerimizle bağlarımızın koparılmasının neticesi, kendimize ait eserleri aslından okuyamamamız, dolayısıyla anlayamamamız, kadim kültürümüzden, medeniyetimizden ve mazimizden beslenerek orijinal çalışmalar ortaya koyamamamız olmuştur. İslâmiyetle tanışmamızdan sonra geçen takribî bin yıllık tarihimiz silinmiş ve İslâm milletleriyle aramıza tabir-i caizse duvarlar örülmüştür.

 

“Kavim üstü bir mânâ ifade eden İslâm harfleri”nin ehemmiyetini uzun uzun izah etmeye sanıyoruz ki lüzum yoktur. Ayrıca İlahî vahiy, Arapça lisânı üzerine nazil olmuştur. Elbette Arapça öğrenmek İslâmî ilimlere tam anlamıyla vakıf olmak için tek başına yeterli olmasa da, ilim adamları, ilahî vahyin mesajını yahut Kur’an, sünnet, icmâ dairesini daha iyi idrâk etme çabasında olanlar için Arapça tedrisini pek mühim görmüşlerdir. Bin yıl boyunca Türkçe ile etkileşim hâlinde olan Arapça’nın ehemmiyeti son dönemde yeniden idrak edilmeye başlanmıştır; biz de bu yazımızda Türkiye’de Arapça eğitimi hakkında bilgi vereceğiz.

 

Arapça Hakkında Temel Bilgiler

 

Arapçanın köklü ve oldukça zengin bir dil olduğu mâlum. On iki ilim olduğu belirtilen Arapça lisânının temel kâidelerini Nahv (söz dizimi), Sarf (şekil bilgisi), Belâğat (kelâmın fasih, san’atlı ve hâle uygun söylenmesi) olarak zikredebiliriz. “Arapça ilimleri şer’i ilimlere vasıta” hükmünde olduğundan âlet ilimlerinden sayılmıştır.

 

Türkiye’de Arapça eğitimine verilen ağırlık son dönemde artmaya başlamıştır. Öyle ki ilköğretimde yahut daha önceki sıbyan mekteplerinde çocuklar Arapça ile tanışabilmektedir. Lisans, yüksek lisans ve daha üstü okullarda öğrenim hayatına devam edenler Arapça öğrenebilme imkânı bulmaktadır.

 

Dil eğitiminin kültür ile yakından alâkası vardır. Öğrenilmesi hedeflenen dilin, o dili öğrenmeyi hedefleyen ferdin içinde bulunduğu toplumun kültürü ve dil yapısı ile ilişkisi de oldukça ehemmiyetlidir. Bunu Türklerin Arapça’yı öğrenebilmesi açısından değerlendirirsek, şu sonuca varırız: Arapçanın ses sistemi, kelime yapısı Türkçe’den oldukça farklı olmasına mukabil iki dil arasında binlerce müşterek kelime mevcuttur; hiç şüphesiz bunun sebebi Türk ve Arap milletinin İslâm çatısı altında bin yıllık münasebetidir. Anlama-konuşma, okuma-yazma, dilbilgisi olarak öğretilmek istenen Arapça dilinin en azından anlama-konuşma kısmı müştereklikler sebebiyle basitleşmektedir. Buna rağmen Türkiye’de en çok bu hususta problem yaşanmaktadır. Arapça’da bir kelimenin mânâsını bilip o kelimenin kökünden kelime türetme mantığı da kavrandığında, öğrenimi kolaylaştırmakta, ortaya çıkan kelime zenginliği konuşmada fayda sağlamaktadır. Bununla beraber dilbilgisi kısmı ayrıntılı olup diğer merhalelerden daha fazla çaba istemektedir.

 

Ortaöğretim ve Lisede Arapça Eğitimi

 

İmam Hatiplerden sonra diğer okulların da müfredatına giren Arapça dersi MEB’in hazırladığı kitaplardan okutulmaktadır. İlk ve ortaöğretimde Arapça dilbilgisinin yer almadığı müfredatta, dinleme, anlama, okuma, yazma becerilerinin geliştirilmesine yönelik uygulamalar bulunmaktadır. Alfabenin öğretilmesinden başlanarak günlük hayatta sıkça kullanılan eşyaların anlamlarının öğretilmesi hedeflenmektedir. Son hazırlanan programla ilköğretim 2. sınıftan başlatılması planlanan Arapça dersleri, “iletişime yönelik yaklaşım” çerçevesinde dilin kullanılabilmesi hedefini esas almıştır.

 

İmam Hatip liselerinde MEB’in hazırladığı kitapların muhtevasına nisbetle oluşturulan bir eğitim yöntemi izlenirken, metin tercümeleri ve etkinliklerin yanında kavâid öğretimi yer almaktadır. Genel olarak ders esnasında anadil konuşulmakta, ferdin temel becerileri (dinleme, anlama, okuma, yazma, konuşma) kitapların muhtevasıyla sınırlı kalmaktadır. Okul kitabının yanında farklı materyaller (yardımcı kitap, cd, bilgisayar vs.) de kullanılabilmekte; lakin müfredat ve sınav sistemi gereği okutulan kitaba yoğunlaşılmaktadır. Bu da pratik yapılabilmesinin önüne geçmektedir. Dil öğrenirken lügat kullanma becerisi de mühim; fakat çoğunlukla lise düzeyindeki öğrenciler sözlüğü etkin kullanamamaktadır. Öğretmenin tercümesi üzerinden çalışmak ise kuru ezber niteliğinde bilgiye yol açmaktadır. Bu durum eğitim sistemimizin içler acısı hâlini gözler önüne sermektedir.

 

Dil öğreniminin müşküllerinden olan konuşabilme melekesi kazanma, yalnızca kitapla sağlanamayacağından, liselerde bu beceri düşük seviyelerde kalmaktadır. Son birkaç yıldır İmam Hatiplerde uygulanan hazırlık sınıflarının bazılarında üniversitelerde de okutulan kitaplar (Silsiletü’ül-Lisan gibi) kullanılmakta ve dil becerilerinin böylece geliştirilmesi hedeflenmektedir. Bazı okullarda ders dilinin Arapça olması esas alınarak bu melekenin kazanılabilmesi için ortam oluşturulmaktadır. Fakat bu uygulama henüz proje aşamasındadır ve sınırlı sayıdaki pilot okulda icra edilmektedir. Yeni uygulanan bu yöntemlerle seviyenin yükselmesi umut edilirken, bugün, genel itibariyle İmam Hatip okullarında dört yahut sekiz yıl verilen Arapça eğitiminden istenilen verim alınamamaktadır. Kendi alaka ve çabasıyla Arapçasını geliştirebilen öğrencilerin yanında, eğitimcinin de öğretebilme kabiliyeti gelişim için elzemdir.

 

Arapça bilhassa laik kesim tarafından dil eğitimi değil, din eğitimi şeklinde değerlendirilmektedir. Yazımızın başında da belirttiğimiz üzere, gerici bir devrim olan Kemalizm müntesibi Kemalistler, kendi hâllerine bakmadan Arapça eğitiminin yaygınlaşmasını “gericilik” ve “bilimdışılık” gibi söylemlerle aşağılamakta, Arapça eğitim alan veya almak isteyen talebelerin zihnini bulandırmaktadır. Oysa Arapça’nın şer’i ilimler için bir vesile olabilme hususiyeti vardır. Bunun yanı sıra dil öğrenmenin, insanın gelişiminde tesiri büyüktür.

 

Lisans ve Yüksek Lisansta Arapça Eğitimi

 

Genel olarak ilahiyat fakültelerinde hazırlık sınıfı kapsamında bir sene boyunca Arapça eğitimi verilmektedir. Bu dönemde dilin temel becerileri ve ayrıntılı kavâidi esas alan dersler mevcut. Okuma-anlama, yazma, konuşma esaslı derslerde tek kitap serisi yâhut her bir alan için ayrı kitaplar okutulabiliyor. Okutulan kitaplardan bazıları, Silsiletü’l-Lisan, el-Arabiyyetü li’l-hayât, el-Arabiyyetü li’n-nâşi’in, el-Arabiyyetü beyne yedeyk’tir. Kavâid derslerinde okutulan bazı Sarf-Nahiv kitapları ise; En-Nahvu’l-Vâdıh, el-Kavâ’idu’l-Arabiyyetü’l miyessera. Ayrıca fakülte hocalarının hazırladığı kitaplar-notlar da okutulabilmektedir. Yardımcı kitaplarla beraber hikâye kitapları, cd’ler, bilgisayar-internet, videolardan istifâde edilmekte sözlük kullanımının öğrenilmesi istenmektedir. Kavâid derslerinde her zaman tatbiki yapılamaması ve üst sınıflarda da ağırlık verilememesi nedeniyle unutulma yaşanmaktadır. Araplarla konuşabilme mevzuunda da sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu problemin aşılması için bazı üniversiteler tamamen Arapça dersler vermekte; fakat üniversitelerin genelinde durum böyle değildir. Hazırlıkta okutulan bazı Arapça derslerin dışında üst sınıflarda da anadille eğitim verilmektedir. Bu sebeple bazı üniversiteler çeşitli Arap ülkelerine (Ürdün, Fas, Umman gibi) lisans öğrencilerini göndermektedir. Verilen emeğin iyi niyetini sorgulamamak kaydıyla bu programlardaki neticenin arzu edilen seviyeyi yakalayamadığını müşâhede ediyoruz. Arap ülkelerindeki müşkül ise halkın fasih Arapça yerine ammice (bölge halkının lehçesi) konuşmasıdır. Bu ülkelerde uygulanan eğitim programlarının gözden geçirilmesi ve müşküllerin iyileştirilmesiyle çok daha yüksek verim alınabileceği kanaati doğmaktadır. İdealist bir grup eğitimci tarafından Türkiye’de gerçekleştirilen kırkbeş günlük Arapça anlama-konuşma programları -eğitim süresince tek konuşma dili Arapça olmak kaydıyla- yapılmaktadır. Buradaki gâye dil eğitimcilerinin görüşlerinden olan “dili öğrenme sürecinde tabiî ortamın hazırlanması” ve bu akışta defter-kalem dahi kullanılmaması, tıpkı çocukluktaki gibi tabiî bir şekilde anlama-konuşma merhalesinin tamamlanmasını sağlamaktır. Böylece anadil yerine hedef dilin mantığıyla düşünülerek konuşma melekesi kazanılabilmektedir.

 

Arap Dili ve Edebiyatı fakültelerinde Arapça dilbilgisi ve uygulamaları dersi verilirken, iki dil arasında tercüme dersleri işlenmektedir. Modern ve klasik metin dersleri verilerek yazma eserlerin araştırma-incelemeye tâbi tutulabilmesi hedeflenmekte. Okuma-yazma derslerinde talebenin düşündüğünü yazabilmesi de istenmekte. Okutulan Arapça kitaplardan bazıları ilahiyatlardaki kitaplarla aynıdır. Arap Dili ve Edebiyatı gibi, sadece dili değil kültürü de beraberinde öğrenmeyi gerektiren bölümlerde dahî eğitimin yetersiz olduğu bir vâkıadır. Dil eğitimcilerinin de ifâde ettiği gibi anadilinde hâkimiyet kurduktan sonra hedef dili öğrenmek gerekir. Bu sebeple ister Arapça olsun, ister başka bir dil, evvela Türkçe’yi doğru düzgün öğrenmeliyiz. 

 

Yüksek Lisans’ta ise görüntülü ve sesli medyayı anlayarak takip edebilme, üst düzeyde okuma-anlama kabiliyeti kazandırabilmek hedefleniyor. Arapça gramerini ileri seviyede öğrenme ve tercüme yapabilme, klasik-modern metinleri okuyup-anlama, Arapça lügat çalışmalarını öğrenme, Arap dili ve belâğatında araştırma tekniklerinin bilinmesi ve temel kaynakların tanınması hedefler arasında. Arapça eğitiminde ileri merhaleye ulaşmış şahıslardan dört temel dil becerisini kazanması ve o dilde yazılmış kaynakların okunabilmesi bekleniyor. Tabiî olarak Arapça öğreniminde mesafe katedildiğinde bir takım problemler de ortaya çıkabiliyor. Misal; sırf Arapça bilmesine güvenerek haddi aşıp tefsir yazma cesaretinde bulunan ilahiyatçılara sıklıkla rastlıyoruz. Burada şunu da tekrar belirtelim ki; Arapça İslâmî ilimlerde ilerlemek için kolaylaştırıcı bir vasıtadır; fakat Arapça bilmek İslâmî ilimlerde ehil olmak mânasına gelmemektedir.

 

Medreselerde Arapça Eğitimi

 

Arapça dil eğitiminin bilhassa kavâidlerin ağırlıklı olduğu medreselerde, şer’i ilimlere ait kitapları okumaya yönelik öğrenim yapılmaktadır. Mâziden gelen birikimiyle devam eden metodların yanı sıra bilhassa yeni açılan medreselerde bazı yeni yöntemler de uygulanmaktadır. Sarf-Nahiv ilmine ağırlık verilerek el-Emsile, el-Binâ, el-Maksud, el-Avâmil, el-İzhâr, el-İzzi geçmişten beri okutulmakta iken et-Tuhfetu’s-Seniyye, en-Nahvu’l-Vâdıh da okutulabilmektedir. Medreselerde metinler, şerhler ve bunlara yazılan hâşiyeler okutulup klasik metod öğrenimi sürerken medreselerde de konuşma pratiği iyi seviyede kazanılamamaktadır. Yeni açılan medrese programlarından birinde ise pratik Arapça dersleri de yerleştirilmiş ve kitap olarak Arabiyye li’n-nâşiin serisi seçilmiştir. Medreselerin yatılı olmasından istifâde edilerek Arapça okunulan ilk senede konuşma dili de Arapça olursa iyi bir merhaleye gelinebilir. Ayrıca medreselerde talebeler hocasından bire bir ders alabiliyor. Ayrıntılı Arapça kavâidlerini kavrayabilme imkânına sahib oluyor. Bir dili öğrenmiş olmak günlük hayatta konuşulanları ve yazılan kitapları anlayabilmeyi de gerektirir. Medreseler ise bu açıdan problem yaşıyor.

 

Türkiye’de Arapça eğitimi mevzuu neticesinde her kurumdaki talebelerin ek desteğe ihtiyaç duyduğu belirtilebilir. Bu mevzuda yazılmış makalelerde de yetersizliğe dikkat çekiliyor, problemin sebepleri ve çözümü üzerine teklifler sunuluyor. Bu hususta birçok teklif var. Hemen hemen herkesin üzerinde durduğu müşterek teklifler ise şöyle:

-Dil eğitiminde ‘5N1K’ metodunun uygulanması.

-Arapça eğitiminde dilbilgisine ağırlık verilmesi sebebiyle temel becerilerin zayıf kalması; fakat dilbilgisinin yeterli olmaması durumunda da işin kuru ezbere dönmesi ve unutulmaya mahkûm olması.

-Hikâye kitaplarından başlayarak çeşitli kitaplar okunması.

-Metinlerde tatbik yapılması, yazı çalışmaları ve yardımcı kitaplarla pekiştirme.

-Okullarda Arap hocaların eğitim vermesine mukabil konuşma yeteneğinin geliştirilememesi probleminin ortadan kaldırılması için talebelerin anadilini tam mânâsıyla öğrenmesi.

 

Netice

Türkiye’de anadil meselesi başlı başına bir problemi teşkil etmektedir. İslâm alfabesinin kaldırılması ve dil devrimlerinin yapılması hususunda, Üstad Necip Fazıl “Besbellidir ki, atılmak istenen şey dil değil, Türkün ruh cevheridir” tesbitini yapmıştır. Dilimize, Arapça ve Farsçadan giren mücerret mefhumların ve kelimelerin atılmak istenmesi bunun delilidir. Arapçanın çok zor, karmaşık, beyin yakan dil olarak sıfatlandırması, belki “ulvi zor’u ortadan kaldırmakla, insanı süfli bir basite götüren kolaylık” hâline sürüklenen bizlerin durumundan, belki de bugüne kadar bu hususta yapılan Kemalist propagandadan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bir dili öğrenebilmek talebenin kendi cehdine bağlıdır. Misâl olarak; İlahiyat talebesi Arapça öğrenmenin zaruretini kavrayıp, öz dili gibi benimserse, ilgi ve çabasıyla güzel bir netice elde edebilir. Talebenin bu fedâkarlığı göstermesinin önündeki engelleri kaldırabilmek ise yetiştiricilerin kabiliyetine bağlıdır.

 

Bugün köklerimizle bağlarımızın koparıldığını ifâde ederken bağlarımızın yeniden kurulması adına esaslı teklifler sunarak hayata geçirmeliyiz. İslâm alfabesi eğitimi ve Arapça dilinin öğrenilebilmesi bu husustaki en mühim adımlardan biridir. Bugün herhangi bir Batılı genç bin yıl öncesinde yazılmış eserlerini okuyabilmekteyken, bizim elli yıl önceki eserlerimizi okumakta güçlük çekmemiz fecaattir.

 

Aylık Dergisi 157. Sayı

 
Etiketler: İslâm, Alfabesi, ve, Türkiye’de, Arapça, Eğitimi,
Yorumlar
Haber Yazılımı