Yazı Detayı
03 Şubat 2017 - Cuma 12:10
 
İlerleme İlleti
Mevlüt Koç
 
 

Canlı ya da cansız, fizikî ya da zihnî; uzun süre yabancı, yıkıcı, yapay dış faktörlerin müdahalesine maruz kalan bir bünye, bir müddet kendi imkânlarıyla kendini korumaya, maruz kaldığı dış etkenleri kendi imgesiyle kalıplamaya çalışsa da, zamanla yaratıcılığını yitirir, direnci kırılır ve kırılgan bir hale gelir. Kendi yok oluşunun bakterilerini yine kendi bünyesinde üretmeye, biriktirdiği zehri kusmaya, yararlı olanı zararlıya tahvil etmeye başlar. Modernitenin trajedisi de bu: Yaratılmışı bilmediği için yaratanı da bilmeyen “Batı Modeli”, “ilerleme” illetine tutulmuş insanlığa “içeriden” ve “dışarıdan” o kadar çok “toksik bilgi” enjekte etti ve aşırı müdahalede bulundu ki, organizmanın tabii yollardan kendisini koruyabilmesine imkân kalmadı. Bunun neticesi olarak da bedenlerimiz protez bedenlere dönüştü. İnsana ve topluma ait meseleleri sürekli kendisinin tamir etmesi gereken bir makine gibi ele alan zihniyet, gelenekle savaşırken hem anlamını hem hedefini yitirdi. İnsanlığı kendi hakikatinin hükümlerine göre yoğurup, istediği kalıba dökeceği etnografik bir malzemeden ibaret gören sapkın mizaç, ruhu olan her şeyi, ruhlarda hiçbir istinad noktası kalmayacak biçimde susturdu. Böyle bir yapının insafına terk edilen insanlık, sonunda ya havasızlıktan boğulacak ya da infilâk edecekti, nitekim öyle de oldu. Batılı prototip, en bayağı ve en sıradan olanın ayakta kaldığı bir anlayışla kendini haklı kılarken, insanlık nihilizmin ve histeryanın kargaşasına düştü, acıyı da günahı da benimsemekten uzak Amerikan ruhsuzluğuna teslim oldu. Bu kültürden de çıka çıka, “Yedikçe şişen lağım künkü” misâli; tüm dünyayı tüm üstündekilerle birlikte yutmaya hazır bir insan tipi çıktı. Ne yazık ki insanlığın serencamı da, haritada ismini öğrendiği yeri ertesi gün işgale yeltenen, aptallıkla ham mantıktan mürekkeb, yozlaşmış ve soysuzlaşmış bu insan modelinin insafına kaldı. Dolayısıyla, bu insan tipinin hâkimiyetinin yıkılması insanlık için büyük bir nimet olacaktır.

İşin hazin, bir o kadar da ironik tarafı; güç ve sorumluluk tarihin hiçbir döneminde günümüzdeki kadar ters orantılı olmadı. Yüzbinlerce, belki de milyonlarca insanın hayatıyla oynayan, lâkin elini hiç taşın altına sokmamış, hiçbir risk almamış insanlar kendilerini ve mesleklerini meşrulaştırmak için, özellikle karmaşık hale getirdikleri sistem tarafından taltif ediliyor; modern kurumların ve siyasî ilişkilerin karmaşıklığı sayesinde rahatça gizlenebiliyorlar. Devletler ve sosyal politikalar ise güçlüyü kollayıp zayıfı eziyor! Hâlbuki geçmişin kahramanları, toplumun muteber ve mevki sahibi insanları ruhunu ortaya koyan, verdiği sözün arkasında duran, başkası olmadan başkası için olmaktan büyük bir zevk duyan şahsiyet sahibi insanlardı.

Toplumun medyalar aracılığıyla yönlendirildiği, gerçekliğin medyanın irade ettiği şey olduğu günümüzdeyse kurgu oldukça farklı... Kapitalist-modernist sistemin “görünmez eli” konumundaki merkezî güç istiyor ki; mülk sahibi, mülküne, tüketici, harcamasına sahip çıkamasın, insanlık kendilerinin kurguladığı bir kaderi yaşasın! Özellikle karmaşık hale getirilmiş bir sistem, yönlendirilmiş araştırmalar, sorumlusu oldukları ve kusursuz çalışmasını engelleyecek her oluşumu ta başından boğmakla görevli araştırmacılar, her türlü öngörünün kurumsallaştırıldığı bir dünya… Böyle bir dünya her zaman için beklenmedik hadiseleri tetiklemeye, kontrol edilemeyen tepki silsileleri doğurmaya meyyâldir. Oysa karmaşık olan değil, basit olan makbûldür ve maksadın hâsıl olması için dikkat çekmek yeterlidir. Karmaşık bir sistemde ise yanlış kendi doğrularını doğururken, basit olanı da karmaşık hale getirir. Bulanıklıktan, belirsizlikten önünüzü göremezsiniz. Bu durum her biri diğerini aratacak biçimde bir müdahaleler zincirini beraberinde getirir ki, denetlenecek şeylerin çokluğu denetimi imkânsız kılarken, iktidarsızlık duygusunu da arttırır. Zaten modern dünya da böyle bir dünya! Teknolojik bilgi açısından gelişiyor olsa da, paradoksal biçimde, toplumda şok etkisi yaratan hadiseler de o nisbette öngörülemez bir hâl alıyor. Geliştirilen teoriler, modeller toplumu bu tür hadiselerden koruyamadığı gibi yanıltıyor ve sonu hüsranla biten trajik olaylara sebep oluyor.

Zihnimiz basite indirgemeye, düz bir çizgi halinde algılamaya meyyâl olsa da, hayat bizim zannettiğimizden çok daha karmaşık… Karmaşık bir sistemde de hadiseler arasında basit illiyet bağları kurmak, parça parça hakikatlerle bütünü kuşatmaya çalışmak, o şeyi değil de o şey hakkında söylenenleri bilmektir ki, eşya ve hadiselerin teshirinde tam bir tanıma sağlamaz. Dolayısıyla, binlerce yıllık bir geçmişten müdevver modellerden kolayca ve saygısızca vazgeçip, kısa vadede tüm uzantılarıyla birlikte kuşatılması mümkün olmayan buluşlarda ve bunların pazarlanmasında çare aramak, “ilerleme” hastalığına tutulmuş insanlığı tedavi etmeyecek, tam aksine, “modern işkence”nin tezgâhında adım adım bunalıma itecektir.

Küresel ekonomik kriz, darbe, savaş gibi toplumu köklerinden sarsan büyük buhran dönemlerinde ya da sebebi izâh edilemeyen, beklenmedik diğer olağanüstü hadiseler karşısında, fert yahut toplum olarak bünyenizin dayanıklı olması, direnç göstermeniz her zaman yeterli olmayacaktır. Fikrî metabolizmanızın zararlı olanı faydalıya, zehri şifaya tahvil eden bir keyfiyet belirtmesi gerekir ki, ayakta kalma şansınız olsun.  Tıpkı İbda Mimarı’nın, “Beni uçurumdan attılar, ben paraşütü icat ettim.” deyişinde olduğu gibi... Doğru olan davranış, hadiselere meçhûle hürmet tavrı içinde bakmak, gerekli olan tedbirleri aldıktan sonra, keyfiyetleri Allah’a havale etmektir. Aksi takdirde, henüz gerçekleşmemiş olanı “yok” kabul eden ve neyi bilmediğini de bilmeyen uzmanların yönlendirmesiyle ayrıntılarda boğulur, işin püf noktasını kaçırırsınız. Davranışlarınızda ve kararlarınızda büyük etkisi olan kuvvetleri ya ihmal eder ya da hafife alırsınız. Sonunda biriken muhakeme hataları hayatlarınız üzerinde etkili olur, büyük başarısızlıklara, sonu hüsranla biten trajik olaylara maruz kalırsınız. Tüm o “zeki”, “iyi yetişmiş” , “kırk ölçüp bir kesen” kadrolarınıza rağmen, hiç yıkılmaz diye baktığınız yapıların bir anda tuzla buz olduğunu görürsünüz.

Bizler idrakinde olsak da olmasak da, hayatın kökeni “sır”dır. Ve “sır idraki”, güzellik idrakidir. Hayatımızda bir anlamı olan ve bizde iz bırakan hemen her şey; “ biz her şeyden ümidimizi kesmiş köşemizde beklerken, ansızın çıkıp gelen İlahî tecelliler”in hayatlarımız üzerinde yarattığı etkinin neticesidir. Bize şer gibi görünen her şeyde bir hayır vardır. İnsan olarak bizim misyonumuz; “sır idraki”yle hadiselere meçhûle hürmet tavrı içinde bakmak, onlardan ders almak, bilinemez ve izah edilemez olandaki hayrı görüp, mizaç hususiyetimize göre hasrımız altına almaktır. Dolayısıyla, şayet; balıkların yüzme eğitimine ihtiyacı olduğunu düşünen işgüzarlardan değilseniz, dünyanın işleyişini bedahetlerle iş yapan insanlara borçlu olduğumuz gerçeğini kabul etmeniz gerekir. Zira “İnsanın bedahetlerle iş yapıyor olması da bir bedahet… Ruhun buluşunu, muhakeme usûlü zarflıyor.” Ve “neticede, herkes, bilerek veya bilmeyerek veya bildiğini sanarak, Allah’ın kulu, Resûlü’nün ümmeti ve kadrosu olarak ‘bedahet’lerle iş yapıyor ve nasibini tamamlıyor…” (S. Mirzabeyoğlu- İbda Diyalektiği/ Kurtuluş Yolu). Dolayısıyla, her şey olup bittikten sonra, olan biteni matematik kılıfına sokup akademik araştırma diye yutturmak, modern kültürde yaygın bir uygulama olsa da, bu durum bedahetlerle iş yapıyor olduğumuz gerçeğini değiştirmez. Dahası, dünyanın işleyişini bu tür araştırmacılara falan değil; sezgi sahibi, tecrübeye dayanan ve bedahetlerle iş yapan insanlara borçluyuz!

İki yüz yıldır tepeden inme yabancı, yıkıcı ve yapay müdahaleler neticesinde, toplum olarak bünyemiz kırılganlaştı. Tek ortak paydaları İslâm düşmanlığı olan kimliksiz, kişiliksiz, şerefsiz, ruhsuz bir sınıf oluştu… Dedelerinden miras aldıkları şerefsizliği, şimdilerde yeni yetme veletleri devam ettiriyor. Müslüman Anadolu insanı ise, zerre miktarı da olsa sağlam bir yaradılışa dayanan imanı sayesinde bünyesini korudu. 15 Temmuz darbe sarsıntısıyla birlikte kendine geldi, işin vahametini anladı, tarihî misyonunu kavradı ve dezavantajları avantaja dönüştürme yolunda bir istidat belirtmeye başladı. Bunda en büyük pay; bu nesillerin hamurkârlığını yapan, kalem ve kılıcın da efendisi olan “Büyük Sanatkârlar”ındır. Zira bu insanlar, Hakk’ın en güzel ve en temiz bir fıtrat üzere yarattığı kimselerdir. Akıllarını en güçlü biçimde kullanan, inancı eyleme dönüştüren, bizi cehaletimizle yüz yüze getirenler de yine bu fikir kahramanlarıdır. Bugün bulunduğumuz yere; yanlarında durmamız, korumamız ve saygı duymamız gereken bu insanlar sayesinde geldik. Dolayısıyla, malzemesi insan olan siyaset sanatçısı bunun idrakinde olmalı, risk almalı, elini taşın altına koymaktan çekinmemelidir. Gaye ve vaadlerinde ürkek davranmamalı; kararlı, inançlı, inatçı bir tavır sergilemelidir. Zira bunun aksi bir duruş, hedeflerine ulaşmasını güçleştirecek, hatta imkânsız kılacaktır…

Aylık Dergisi 148. Sayı, Ocak 2017

 
Etiketler: İlerleme, İlleti
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Kasım 2019
Sanat İnkarın Değil, İnanmanın Yeridir
02 Ekim 2019
Düşünen Şuurun Kendine Şuuru Yoksa...
01 Eylül 2019
Hakikate Ulaştırmıyorsa Hatta Uzaklaştırıyorsa Ay’a Gitmenin Anlamı Ne?
02 Ağustos 2019
Çareyi Yanlış Yerde Aramak
26 Haziran 2019
Oluşunu Zirvede Tamamlayan İki Büyük İnsan
01 Mayıs 2019
Evrensel Değerler mi, Vahşiler Sürüsüne Verilmiş Tavizler mi?
01 Nisan 2019
Üzerinden Yürüdüğünüz Kültür, Varacağınız Yer Üzerinde de Belirleyicidir
01 Şubat 2019
Modern Devlet Artık Daha Saldırgan
08 Ocak 2019
Kaynak Değil, İdrak Sorunumuz Var
06 Aralık 2018
Bundan Büyük Kriz mi Olur?
29 Ekim 2018
Beklentinin Tatlı Tuzağında Yiten “Cennet” Hayali
01 Ekim 2018
Yitik Ruhlar-Anlamsız Yüzler
02 Eylül 2018
Bir Başına
02 Ağustos 2018
Geçmişi Olmayanın Geleceği de Olmaz
01 Temmuz 2018
Ölüm Ruhun Hurucu, Hayat Öte Yakada
01 Haziran 2018
Bilgi ve İlgileri
01 Mayıs 2018
Soğuk Savaş Sıcağa, “Aydınlanma” Yanmaya Dönüyor
05 Nisan 2018
Formların Varlık Giymesi ve Varlığı Kaybetmesi Süreklidir
01 Mart 2018
Bütüne Duyulan Arzu
27 Ocak 2018
Sadece Olayları Görüyor, Kuralları İse Hiç Görmüyoruz
27 Aralık 2017
Kategorilerin Keyfiliği
24 Ekim 2017
Varlık Sayılarla Değil, Ruhla Bilinir!
03 Ekim 2017
“Bütün”ün İdaresi Elden Kaçınca…
05 Eylül 2017
Hayatın Kökeni Sırdır, Sır İdraki Güzellik İdrakidir
31 Temmuz 2017
Dinden Çıkış Sürecinde Yeni Safha
27 Haziran 2017
Karmaşık Sistemler, Gerçek ve Uyduruk İstikrar
03 Haziran 2017
Geleceğe Dönük Bir Hamle Olarak 16 Nisan
14 Nisan 2017
Gerçek Yenilik İlâhîdir
05 Nisan 2017
Gelecek Geçmiştedir
04 Ocak 2017
Aydınlanma(K) Mı – Ateşte Yanmak Mı?
30 Kasım 2016
Yeni Sistemin Yeni Yapılarını İnşa Süreci
06 Kasım 2016
İllegalite Artık Batı’nın Resmî Politikası
03 Ekim 2016
Modern Haramiler Uşaklarıyla Pusuda
05 Eylül 2016
Hadlere Riayet
04 Temmuz 2016
Zevk'e Dair
05 Mayıs 2016
Tanrı’yı Oynamanın Ağır Bedeli
05 Mayıs 2016
İnsanlık Okka Hesabı Tek Haysiyetli Ses Türkiye!
01 Şubat 2016
Gözden Öz’e
03 Aralık 2015
Ortalama İnsan
04 Eylül 2015
Bilgiye Giden Yolda Dil
29 Mayıs 2015
İmkânsızlığın Dünyası
30 Nisan 2015
Zayıfın Kuvveti
06 Şubat 2015
Oyun Büyük, Plan Şeytanî
16 Ekim 2014
“Kötü Bir Orkestranın İçinde Kalan Usta Şef“*
28 Ağustos 2014
Geçmiş Geleceği Aydınlatmadığı Zaman
01 Ağustos 2014
Dünya Düzenine Dönüşen Yalan
04 Temmuz 2014
İşlenmedik Suçun - İşlenmedik Günâhın Bedelini Ödemek
29 Ocak 2014
Beklenmedik Olanın Gücü
25 Kasım 2013
"Esatir ve Mitoloji" Vesilesiyle
07 Kasım 2013
Kültürün Nüfuz Ve Sirayet Edebilirliği
06 Kasım 2013
Bir Fikir Nasıl Temsil Edilemez
11 Şubat 2013
Gelecek Yeni Kültür
01 Kasım 2012
Öngörülemezlik - Tümlenemezlik
01 Ekim 2012
İzafiyetin Kısır Döngüsü
01 Eylül 2012
“Dünya Görüşü” Üzerine
01 Ağustos 2012
Münasip Görmek ya da Uşaklığa Özenmek
01 Haziran 2012
Meçhule Hürmet Tavrı
01 Mayıs 2012
Halleri Suretlere Giydirmek
01 Nisan 2012
Peşin Fikir Hikmeti ve Peşin Hükümcülük
01 Nisan 2012
Doğrulama Hatası/Doğrulayıcılık Mihrakı
01 Mart 2012
Sivil Toplumun Temel Çelişkisi
01 Şubat 2012
Yönlendirici İlke
01 Ocak 2012
Alemşümul Sistem Olmadan, Alemşümul Siyaset Olmaz!
01 Aralık 2011
Kılavuz Yıldız Olmak
Haber Yazılımı