Yazı Detayı
03 Haziran 2017 - Cumartesi 00:07
 
İki Yüz Yıllık Hesaplaşmada Son Perde
Faruk Hanedar
 
 

Yaklaşık iki yüzyıldır süren bir mücadelenin nihaî hesaplaşmasına doğru adım adım ilerliyoruz. Memleket çapında bir tesir uyandırarak vuku bulan hemen her hadise, bu hesaplaşmanın bir merhalesi şeklinde karşımıza çıkıyor. İslâm sancağı ise düştüğü topraklar olan Anadolu’dan tekrar şahlanmak için bir asırdır bekliyor. 16 Nisan’da gerçekleştirilen anayasa ve idare şekli değişikliği referandumu da bu mücadelenin bir aşamasını ifade ediyor.

Batıcılık ve Müslüman Anadolu’nun İktidardan Tasfiyesi

Üstad Necip Fazıl’ın 1975 yılında kullandığı ifadeyle; “devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk iki buçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hâkimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını Allah'ın, Kur'ân'ında «belhüm adâl» dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helak edici tam dört devre” vardır.

Batı’nın İslâm ve Müslümanlardan aldığı ilham ile gerçekleştirdiği inkişafa karşı hamle yapma basiretini gösteremeyen Osmanlı Devleti, bilhassa Kanuni Sultan Süleyman sonrasında donuk bir vaziyet almıştır. Osmanlı’nın tamamen güçten düştüğü devre olan 19. Yüzyıl itibariyle ise Batı, İslâm dünyası karşısında yüzyıllar süren “ezikliğinin” faturasını çıkarmak için adımlar atmaya başlamıştır.

19. yüzyılda, Batı’nın tabiriyle “hasta adam” olan Osmanlı Devleti, kendi valisine karşı Batı’dan yardım isteyecek kadar aciz bir duruma düşürülmüştür. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa’nın talebi üzerine yapılan bu yardım karşılığında Britanya ile “Baltalimanı Antlaşması” imzalanmıştır. Bu anlaşma ile birlikte Büyük Britanya, Anadolu topraklarını sömürmeye başlamıştır. Akabinde, 1838-1841 yılları arasında, Fransa, İsveç, Norveç, İspanya, Hollanda, Belçika, Danimarka ve Portekiz gibi devletlerin de benzer anlaşmalar ile bu toprakları sömürmesine müsaade edilmiştir.

Osmanlı Devleti iktisadî açıdan Baltalimanı Antlaşması’yla zapturapt altına alınırken, devletin fikrî, idarî ve hukukî açıdan Batı hegemonyası altına girmeye başladığının habercisi, Hariciye Nazırı olmasına mukabil, yine Mustafa Reşit Paşa tarafından okunan Gülhane Hattı Hümayun’u (Tanzimat Fermanı) olmuştur. 1856'da yayımlanan Islahat Fermanı’yla ise Batı taklitçilerinin hâkim olmaya başladığı devlet ile Müslüman toplum arasındaki anlayış farkı artmış, devlet ile toplum birbirinden ayrışmıştır. Her ne kadar Abdülhamid Han bu gidişi tersine çevirmeye çalışsa da, esasında çökmüş olan bir imparatorluğun yıkılışını ancak 33 sene geciktirebilmiştir. İslâm’ı devletten tasfiye etmek vazifesi İttihat ve Terakki fedâilerine düşmüş; son darbeyi vurmak da Millî Mücadele’nin ardından Kemalistlere kalmıştır. Madde plânında kurtulan Müslüman Anadolu, mânâ plânında helak edilmiştir. Böyle bir temel üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi ana programına bağlı, Batı’nın her sözüne âmâde, küçük bir zümre tarafından palas pandıras inşâ edilen Yeni Rejim, tabiî olarak Müslüman Anadolu insanı tarafından tam mânâsıyla sahiplenilememiştir.

İnsanın içtimâî planda, genişliğine oluşturduğu en büyük ve girift müessese olan devlet, milletiyle yekvücut olamadığı takdirde devlet olma vasfını kaybeder. Dolayısıyla devlet olma vasfını hiçbir zaman elde edemeyen ve Batıcı-seküler bir çete tarafından yönetilen Türkiye’de, toplumu Batılılaştırmak için birçok içtimaî mühendislik yapılmış; darbeler tertiplenmiştir. Buna rağmen Müslüman Anadolu insanı her fırsatta, bu topraklarda sahibi olduğu iktidarı geri alabilmek için hem Batılılarla, hem de onların içerideki uzantısı olan Batıcılarla mücadeleyi sürdürmüştür. İslâm ihtilâl ve inkılâbı uğruna, milletin öz değerlerini iktidara getirmek ve devlete hâkim kılmak adına verilen bu mücadele yaklaşık iki yüz yıldır devam etmektedir.

16 Nisan Referandumu

16 Nisan’da gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı sistemi ve anayasa değişikliği referandumuna da bu mücadelenin bir safhası olarak bakmak gerekiyor. Tıpkı Gezi Parkı ve 15 Temmuz sürecinde olduğu gibi referandum evvelinde de Batı’nın ve Batıcıların topyekûn bir karşı propagandaya girişmesi, anayasa değişikliğinin halk tarafından kabul edilmemesi için ellerinden gelen her şeyi yapmaları bunu faş etti.

Batı’nın ve Batıcıların tüm sabotajlarına rağmen referandumdan %51.4’lük “evet” neticesi çıktı ve şimdi Türkiye’nin idare şeklinde bir değişiklik yapılacak. Bu kesin zafere mukabil en çok tartışılan mevzu, Ak Parti ve MHP’nin ittifakına rağmen “evet” oylarının bu düzeyde kalmış olması… Zira Türkiye’de yaşanan Müslüman-Batıcı mücadelesinin içtimaî plandaki yüzde karşılığı %80’e %20 gibi bir rakama tekabül eder. Yani referandumun, Müslüman Anadolu’ya karşı yapılan operasyonları bertaraf edebilmek adına atılmış bir adım olduğu gerçeği halka layıkıyla anlatılabilseydi, çıkan sonuç üç aşağı beş yukarı bu rakamlara karşılık gelirdi. Bu rakamların çıkmamasının en önemli sebebi, kavganın, iki parti tarafından yukarıda bahsettiğimiz şekli ile millete izah edilememiş olmasıdır. Tabiî ki bunun ardına birçok tâli sebebi de ekleyebiliriz.

MHP içerisinde Kemalist-Şamanist bir yapılanma olduğunu ve bunların “hayır” oyu kullanacağını-kullandığını bildiğimizden, bu hususu geçersek; özellikle Ak Parti’yi alâkadar eden diğer tâli sebepler şöyledir:

-Fetö ile mücadele sürecinde, bilhassa 15 Temmuz sonrasında devletin çeşitli kademelerinde görevli yüzbinlerce memur, açığa alınmış, ihraç edilmiş yahut tutuklanmıştır. Rakam o kadar büyük ki, hükümet mi, yoksa Fetö mü paralel devlet oluşturmuş anlamak bir hayli zor. Elbette Fetö ile irtibatlı olduğu iddia edilen bu kimselerin kaçının suçlu, kaçının masum olduğunu bilmiyoruz. Dolayısıyla, bu operasyonlara karşılık hem içeride, hem dışarıda yapılan mağduriyet edebiyatının haklılık payını da… Fakat referandumda ortaya çıkan rakamlar bu propagandanın tuttuğunu göstermektedir.

-Recep Tayyip Erdoğan’ın henüz başbakanken dillendirmeye başladığı Başkanlık sistemi mevzuuna muhalif birçok Ak Partilinin olduğunu biliyoruz. Başkanlık sisteminin bir nev’inin oylandığı bu referandumda Ak Parti teşkilâtlarının çalışmadığı, hatta oyları “hayır” yönünde etkilemek için ters algı yaptığı, bizzat parti teşkilâtı içerisinde bulunanların dile getirdiği bir gerçek. Bu da “evet” oyu kullanacak olan Ak Parti seçmeninin dahi “hayır” oyu kullanmış olabileceği ihtimaline kapı aralıyor.

-Ak Parti, 2002 yılında iktidara geldiğinden 2010’lu yılların başına kadar Fetö ile çok yakın ilişkiler içerisinde bulunan bir parti… Dolayısıyla Ak Parti içerisinde en üstten en alta, çeşitli kademelerde görevli birçok ismin Fetö ile ilişkisi olduğu biliniyor ve bazılarının hâlâ bu ilişkiyi devam ettirdiği iddia ediliyor. Devlette bağırsak temizleme operasyonları yapılırken, Ak Parti’nin içeride hâlâ bir temizlik gerçekleştirmemiş olması, halkın bu mücadelede yeteri kadar samimî olunmadığını düşünmesine yol açıyor. Zira biz de hamuru menfaatperestlik ile yoğurulmuş bir partiden, birkaç kişi dışında, mücadele adamı çıkabileceğini düşünmüyoruz. Dolayısıyla Fetö ile irtibatlı parti yöneticileri, belediye başkanları yerli yerinde duruyor ve toplum buna net bir şekilde tepki gösteriyor.

-18 maddelik anayasa değişikliği paketi oluşturulurken, halkın bazı talepleri göz ardı edilmiştir. Bunların en başında, oylanan yeni idare şeklinin, toplumun taleplerini tam anlamıyla karşılayamaması geliyor. Bunun ardından ise 15 Temmuz’da Müslüman Anadolu insanına bombalar yağdıran, kurşun sıkan, tankları üzerine süren hainler için “idam” yasasının çıkarılması gibi hukukî düzenlemeler... Halk taleplerinin kulak asılmamasından rahatsız.

Netice

Referandum yapılmış ve anayasa değişikliği paketi Müslüman Anadolu halkı tarafından mühürlenerek tasdiklenmiştir. Bundan sonra yukarıda bahsettiğimiz problemlerin giderilmesine dair adımların ivedilikle atılması gerekmektedir.

İlk olarak; Ak Parti’de zaruri bir hüviyette olan temizlik operasyonlarına ve yeniden yapılanma sürecine girişilmesi, bunu yaparken de ak ile karanın iyi ayırt edilmesi gerekmektedir. Nitekim parti içerisindeki ve çevresindeki menfaat kavgası referandumun hemen ardından başlamıştır. Bu yeni dönemde, Fetö ile ilişkisi olanların yanı sıra menfaatperest zümre de tasfiye edilmeli ve onların yerine mücadeleci kadrolar ikame edilmelidir. Zira iki yüz yıllık kavganın nihaî hesaplaşmasına doğru giderken bu kadrolarla Ak Parti boyuna bile erişmeyen derelerde boğulur gider, bizden söylemesi…

İkinci olarak; İslâm ile hiçbir problemi olmamasına mukabil çeşitli sebeplerden ötürü “hayır” oyu kullananların gönlünün alınması ve bu mânâda safların sıklaştırılması gerekiyor.

Üçüncü olarak; bu anayasa değişikliği paketinin nihaî bir son olmadığının iyice idrak edilip, halkın taleplerini tam anlamıyla karşılayabilecek yeni değişiklikler üzerinde çalışılması şart…

Yukarıda saydıklarımız mücadelenin bu safhasında ivedilikle yapılması gereken, yapılmadığı takdirde Müslüman Anadolu insanının gerçek mânâda iktidara sahip olmasını geciktirecek olan şeyler. Bakalım bu arazlar ne zaman giderilecek…

Aylık Dergisi 152. Sayı, Mayıs 2017

 
Etiketler: İki, Yüz, Yıllık, Hesaplaşmada, Son, Perde
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
05 Eylül 2017
Siyonistlerin Önündeki Son Engel: Anadolu
31 Temmuz 2017
Nasıl Bir Dış Politika?
14 Nisan 2017
Referanduma Niçin Evet?
05 Nisan 2017
Ekonomi Alarm Veriyor
05 Mayıs 2016
Devletlerin Meşruiyet Problemi -I-
03 Mart 2016
Açmazlar ve Fırsatlar
07 Ocak 2016
Sistemsizliğin Ahlâksızlığa Dayalı Sistemi: Kapitalizm!
03 Aralık 2015
Suriye’de Amaç Çözümsüzlük
05 Kasım 2015
Stratejik Araştırmalar ve Düşünce Kuruluşları
08 Ekim 2015
Avrupalı Zihniyeti
04 Eylül 2015
"Birleşik Avrupa" ve "Avrupalı Kimliği"
05 Ağustos 2015
İktidarda Muhalefet Olmak
05 Temmuz 2015
Kansız Devrim Mümkün mü?
29 Mayıs 2015
İslâm Tarihinden Maarif Meselemize Çözüm
02 Nisan 2015
Eski Roma’dan Bugüne Batı’da Eğitimin Amacı
09 Mart 2015
Eski Yunan’da Eğitim
06 Şubat 2015
Umûmî Öğretimde Temel Yanlışlar
12 Ocak 2015
İslam'da Devlet
03 Aralık 2014
Modern Siyasi Sistemin Kontrol Mekanizmaları
30 Ekim 2014
Olmaya Memur ve Oldurmaya Mecbur Olan -İnsan-
25 Eylül 2014
Metod, Muhteva ve Gayemiz
28 Ağustos 2014
Varoluş Zamanı
01 Ağustos 2014
Varlık ve Dereceleri Etrafında
04 Temmuz 2014
'Fert ve Şahsiyet' Üzerine...
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme - Zıttını Düşünmek- Üzerine
11 Aralık 2013
Gayr-ı Millî Eğitim
25 Kasım 2013
Dişliler Arasında Ezilen Toplumumuz
07 Kasım 2013
İslâmcılığın Dönüşümü
01 Aralık 2012
Ulus Devlet ve Küreselleşme Bağlamında Modern Siyasi Sistemin Çıkmazı
01 Eylül 2012
Ortadoğu Daha da Alevlenecek!
01 Ocak 2012
Türkiye'nin Cari Açık Meselesi
Haber Yazılımı