Yazı Detayı
21 Kasım 2007 - Çarşamba 05:51
 
İbtidayı İftitah
Mahmut E. Duru
 
 

Hadesten taharet

 

Gözle görülmeyen pisliklerden temizlenmek. Düşüncendeki, sözündeki, amelindeki ve hattâ kalbindeki kirleri görebilirsin. Onlar buna girer mi? Peki nedir hadesten taharet? Eğer bunu anlarsan, peşin fikri de anlamış olursun. İşte sana birkaç kılavuz: Hadşe: Vesvese, kuruntu, merak, ye's, üzüntü, hüzün. Hadş: Kaşımak. Tırmalamak. Hads: Uzun düşünce ve delile ihtiyaç kalmadan hâsıl olan ilim. Sür'at-i intikal. Ani ve doğru idrâk. Delilden neticeye çabuk varmak. Sezgi. Hades: Sür'atle idrak etmek. Zan ve tahmin eylemek. Fikrini, re'yini bildirmek. Bir sözün mâna ve mefhumunda, bir hususun vaz' ve üslubunda başka tarz tasavvur eylemek. Hades: Yeni olmak. Eskiden olmayıp sonradan görülmek. Taze. Yiğit. Genç. Fıkıhta: Abdest almayı icabettiren hâl. Bazı ibadetlerin yapılmasına mâni olan ve necaset-i hükmiye sayılan hâl. Pislik. Ne demek bu kelimeler? Kısacası şu: Tekrar yoktur. Duymuşsundur: Bir nehirde iki kere yıkanmaz. “Gelip geçen zamanı, gelip geçmeyen ândan takip etmek!” Bunun için hep yeni olmalısın; yenilenmelisin ki yeniyi karşılayabilesin... “Fikrin içine işlemiş, işletici ahlâk” fikrin motorudur. Her ân sana bir şey eklenmekte ve sen her ân karar mevkiindesin. Eğer ihmal edersen, hassasiyetini kaybedersin ve sana katılan her unsur, büyük ihtimalle yoluna engel olur. Bunlardan temizlenmelisin. Dahası kirlenmemelisin! Temizliğin bir yarısı bu! Kalb zindeliği burada…

 

Necasetten taharet

 

Gözle görülen pisliklerden temizlenmektir. Gözün görebildiği, aklın erdiği, elin erişebildiği kirleri temizlemek için bakışın temiz olmalı. Hadesten taharet kısmı bu bakışı sağlamak içindi. Şimdi kendindeki düşünceleri, başkasından aldığı fikirleri ve zihnine gelen tasavvurları, içinden geçtiğin, yaşadığın, seyrettin zaman ve mekânları süzgeçten geçir ve bir yere oturt. Pislik, “pislik” anlayışına bağlı değil mi? “Sana çöl gibi gelen O göl diyorsa, göldür!” “Ak sütün içindeki ak kılı göreceksin!” Bunun kolay olduğunu sanmayasın. Hadesten taharet, daha çok nasib işi; fakat necasetten taharette “kendine maletme çetinliğini” yaşamalısın. “Batı tefekkürü ve İslâm Tasavvufu”nun yüklediği misyonun büyüklüğünü anlayabiliyor musun? Bütün insanlık tecrübesinin süzgeçten geçirilmesidir bu. Nirengi noktaları yerli yerine oturtuldu; sıra mevzilerde. Buna var mısın? Temizliğin diğer yarısı da bu! Fikir zindeliği burada…“Üstünde olsa da bin parmak izi / Sinsi tesirlerin açık ve gizli / Yağmurunda yıkanmak var rahmetin / Gözlerin görürse tuttuğum izi”

 

Setr-i avret

 

Örtülmesi gereken yerlerin kapatılması demektir. Erkeklerde diz ile göbek arası; kadında el, yüz ve ayak dışındaki her yeri. Fikir gedik kaldırmaz. Fırtınalarla boğuşmadan evvel geminin eksiklerini tamamla; Bil ki Nuh’un Gemisi’dir Bütün Fikir. Diz, zandır; zan da bir nevi iğfal. Zannını, yakîne döndür. Bir de unutma şu tavsiyeyi, yoksa fakirliğin belli olur: “Fikirde mübhem olun!” Avret hayâdır veya hayâ mevzuudur ki, sakınmak gerek, gizlemen gerek, örtmen gerek. Bilmediğini bilir ayaklarına yatma. Bildiğini, bildirirken usûlünce bildir. Şöyle bilip böyle bilmediğini de ortada bırakma. Aristo Metafizik’te, Dekart, Metod Üzerine Konuşmalar’da böyle bir yol dener. Dekart’ın usûlü, İmam-ı Gazali’den alınmadır. Hiç okumadın mı “El Munkızı Min ed-Dalâl”ı? “Fikirde mübhem olun, aksiyonda açık!” Kadın, fikir; erkek aksiyon… Örtünme ölçüsünden anla: Dizle göbek; yüz, el ve ayak. Dizden göbeğe, zandan bâtına kadar… Yüz,  revnaklığı; el, gücü ve ayak da metodudur fikrin. Gerisi, şahsîdir, kendinedir, ehlinedir. Hayâ, baştanbaşa hayırdır. “Özün sözün üstünü O’na perde olurken / Bana susmak yaraşır, yoksulluğum görünmez”

 

İstikbal-i kıble

 

Namaz kılan kimsenin Kâbe yönüne yönelmesidir. “Hud sûresi beni ihtiyarlattı”, “İstikamet olmazsa imân derdi bedava!” “Aramadıkça bulamazsın, bulmadıkça arayamazsın!”, “Ne aradığını bilmeyen ne bulduğunu da bilmez!”  “Gaye, her şeyde has ve hususî bir anlayışa ermek!” Dikkat et yürüyorsun veya yürütülüyorsun. Bazen ayaklar başka yürür; bâri göğsün şaşırmasın! Dünyanın hangi noktasını alsan, onu merkez olduğunu görürsün. Bu kadar değişik düşüncenin olması da bu yüzden. Ama bil ki, mesafeyi istihlâk edip vardıran sadece Kabe’dir. Bunun için dendi ki “Şiir idraki lâzım!” Çünkü “Zaman, kadans dedikleri âhenk helezonuna vakaların posasını değil de ruhunu yerleştirmek işinden başka sanat tanımaz; ve daima kaba müşahhasların üstündeki ince mücerretlerin lâboratuarında en hassas inbiklerden süzülmek ister.” Mavi ışığını yakala. Takip edeceğin harita elinde; toplum için zaman ölçüsü: “İdeolocya Örgüsü”. Kendini takip edeceğin harita ise “Tilki Günlüğü”. Birisi çerçeveyi, ufku çizdi; diğeri onu doldurdu! Birisi yolu çizdi; diğeri her şeyin yoldan ibaret olduğunu çünkü “Leylâ karanlık gece”dir. Birisi genişletti; diğeri derinleşti. Birisi toplumu çizdi; diğeri ferdi. Büyük Doğu-İbda bunun için. Her neye erişirsen, Onların izlerini görebilmelisin. Eğer göremiyorsan, buluncaya kadar aramayı bırakma. Rüyaların sana yol gösterecektir.

 

Vakit

 

Her vaktin hükmü ayrıdır sözünü duymuş olmalısın. İstersen, Hegel’in Ruhun Fenomenleri’ni bir oku. Vakt’in bir mânâsı içinde su biriken çukurdur. Mecaz perdesinden, su hayattır ve çukur da hakikat. Öyleyse vaktin hükmü seni, hayatın hakikatine ve hakikî hayat götürür. Eğer götürmüyorsa, hükmün kendindeki eserini, etkisini incele. Vaktin hükmü altında olmayan ne var ki? Kendini muhakkak bu çağ içinde bulmalısın. Sen bu zamanın çocuğusun. Eğer bunu yakalarsan, Çağlarüstü’nden olduğunu kavrarsın. Vakit, bir de, “sıra ile oluş prensibi” demektir. Sıra ile oluş; hazmede hazmede, hakkını vere vere, öze varıncaya kadar. İnan kaçırdığın ânın telâfisi yoktur. Neyi kurtarabiliyorsan, odur senin kârın. Nefsini hesaba çek, hesaba çekilmeden! “Futûhî hikmet”,  “Fetih ve Oluş”, “Kendinden Zuhur”, “Fikir Çağı” vaktin hükmü olarak gösterildiğine göre bunu kendinde gerçekleştir.

 

 Niyet

 

Kılınacak olan namazın kalben hatırlanmasıdır. İmamın imâmete, cemaatin da imama uymaya niyetlenmesi gerekir. Her vaktin bir imamı vardır ki onun niyetini kuşanmalısın. Senin niyetin bellidir fakat onun niyetini idrak etmeyebilirsin. Çünkü o kim ne hak ediyorsa, ona istediğini verir. Ona onunla hükmeder. Bir de niyet, kalbin bir şeye yönelmesidir. Neyi çektiğini, neyin seni cezbettiğini hissedebiliyor musun? Kalbini yönlendirilecek bir kıvama erdi mi? Bunu başarmak zorundasın! Kalb, yönsüz değildir; eğer kalbin nereye yöneldiğini idrak etseydin, hem kendini hem de yöneldiğini anlardın. Zaten niyetinin temizliği seni buraya kadar getirdi. Ameller niyetlerine göre hükmolunur! “Devr-i Dâim” şiirini okursan, görürsün “denizci”, “fasıla nişânları”, “çilingir”, “ufuk” boyunca niyeti.

 

Hazır mısın iftitaha?

 

Öyleyse, fikir kahramanı pîr’e yaradılışındaki selâmı ver.

 

Aylık Dergisi 39. Sayı

 
Etiketler: İbtidayı, İftitah,
Yorumlar
Haber Yazılımı