Yazı Detayı
27 Haziran 2017 - Salı 21:00
 
İbrahim Hakkı Hazretleri
Hanife Kındır
 
 

Daha önceki sayılarımızın çoğunda da belirttiğimiz üzere; Batı’nın ele almadığı, söz sahibi olmadığı mevzuu yok gibi. Yine daha önce İbda Hikemiyatı sayesinde öğrendiğimiz ve paylaştığımız şu tesbiti bir kez daha dile getirirsek; Batı, “mihraksız tümevarımın zafiyeti”ne kaçınılmaz olarak düştüğü için, hakikatin son merhalesiyle arasında bir perde var sanki… Bu yüzden de -ömrü boyunca hakikate ulaşmaya çalışmakla mükellef olan insanoğlu- hakikatin hakikatine tam manasıyla erişemiyor.

 

Bu noktada, Müslümanlar olarak bizler avantajlıyız. Çünkü; (İbda Mimarı’nın “Adalet Mutlak’a” konferansında söylediği kelimeleriyle ifade edersek) “Bizim Mutlak’ımız diğerlerinden farklı olarak konuşuyor.” Bu yüzden de yine Mirzabeyoğlu’nun ifadesiyle “Fikirde aslan payı bizdedir, çünkü biz Müslümanız.” Dolayısıyla; hangi mesele olursa olsun kâfirlerden her zaman bir adım önde olduğumuzu biliyoruz. Tek sorunumuz; kapıları sonuna kadar zorlamamız gerektiğini unutuyor olmamız sanki… Yaklaşık üç-dört sayıdır Psikoloji İlmini inceliyoruz, anlamaya çalışıyoruz. Ama elbette Freud gibi, Jung gibi, Adler gibi bu ilimde, isimleriyle öncülük yapan şahsiyetler İslâm inancını benimsemedikleri, materyalist bir dünya görüşüne sahip oldukları ve inandıkları “Mutlak”, beşer ürünü olduğu için anlatılan ile inandığımız değerler arasında bir bağlantı kuramıyoruz… Dolayısıyla da ortaya koydukları iş ve eserler bizim için bakış açımızı zenginleştirmekten öte bir anlam ihtiva etmiyor.

 

İşte tam da bu noktada, İslâm Tarihi’ni biraz karıştırıyoruz ve psikoloji denince aklımıza gelen veya gelmesi gereken âlim ve fâzıl bir şahsiyete rastlıyoruz: İbrahim Hakkı Hazretleri...

 

İbrahim Hakkı Hazretleri 18 Mayıs 1703’ de (hicrî 2 Muharrem 1115) tarihinde Erzurum’a bağlı Hasankale ilçesinde doğmuş. Dedesi Dursun Mehmet oğlu Molla Bekir Hasankale halkından misafirperverliği ve yardımseverliği ile bilinen bir zat… Babası ise bu zatın oğlu olan Osman Hüsnü Efendi… Osman Efendi, 20 yaşına kadar Karaşeyh oğlu Seyyid İbrahim Efendi’den sarf, nahiv, fıkıh, ferâiz dersleri almış. Ömrü boyunca da kendisindeki mürşit bulma arzusu şiddetini kaybetmemiş. Ve birçok mürşitten dînî ve beşerî dersler almış. İbrahim Hakkı Hazretleri de ilim ve tasavvuf zevkini, okuma hevesini babasından almış. Bu yüzden ilk öğretmeni ve hocası babası Osman Efendi olmuş. Annesi ise Hasankale’nin Kındığı Köyü’nden Mahmut kızı Şerife Hatun… Annesinin babası Şeyh Oğlu olarak tanınıyor. Ve Silsile-i Sâdâttan olduğu biliniyor. Bu yüzden İbrahim Hakkı Hazretleri anne yoluyla “Seyyid”… Böylece seceresinin Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e kadar uzandığını öğreniyoruz.

 

İbrahim Hakkı Hazretleri dokuz yaşındayken amcası tarafından babasının yanına Tillo köyüne götürülüyor. Burada sekiz yıl babasıyla birlikte Şeyh İsmail Fakîrullah’ın yaptırdığı hücrede kalıyor. Babasından ve Şeyh İsmail’den ders alıyor. İbrahim Hakkı Hazretlerinin yetişmesinde ve kişiliğinin gelişmesinde asıl etkili olan şahsiyetin hocası Şeyh İsmail olduğunu, kendisi tarafından yazılmış eserlerden öğreniyoruz. O, şeyhine daha yakın olabilmek için şeyhinin torunuyla evlenmiş, sağlığında hizmetinde bulunmuş ve ölümünden sonra da halifesi olmuş. 17 yaşında babasını kaybedince Erzurum’a dönüyor. Büyük amcası Molla Muhammed’in himayesinde sekiz yıl Erzurum’daki medreselerde eğitim görüyor. Bu yıllarda Arapça ve Farsça öğrenmiş. Din, tasavvuf, müspet ilimler ve edebiyat alanında yazılmış, Türkçe, Arapça, Farsça birçok eseri ve şiir divanlarını okuyup incelemiş. Sonraki yıllarda da bu dillerde eserler kaleme almış. Ayrıca şiirler yazıp, divan tertip etmiş. Buradan da anlayacağımız üzere, İbrahim Hakkı Hazretleri aynı zamanda bir şair de... Divan isimli eserindeki manzumelerden başka, Ma’rifetnâme başta olmak üzere, diğer mensur eserlerinde bir divan teşekkül edecek kadar şiiri olduğunu öğreniyoruz.

 

1728 yılında Tillo’ya şeyhi İsmail Fakîrullah’ın yanına gidiyor ve yedi yıl şeyhinden ders alıyor. İbrahim Hakkı Hazretleri otuz üç yaşına geldiğinde babasının imam hatiplik yaptığı Habib Efendi Camii’nde imam hatip oluyor. Bu arada Firdevs Hanımla evleniyor ve İsmail Fehim, Ahmed Naimi isimlerinde iki oğlu oluyor. Eserlerinde bahsettiğine göre; Firdevs Hanım güzel, becerikli ve kültürlü bir kadın… 1738 yılında hacca gidiyor. Hac dönüşü aynı camiide imam hatipliğe devam ediyor. 1742 yılında ikinci evliliğini yapıyor, fakat bu evliliğinden olan çocukları yaşamazlar. Daha sonra Belkıs Hanım’la ve üç yıl sonra da Züleyha Hanım’la evlilik yapıyor. Belkıs Hanım’dan Gülsüm ve Muhammed Şakir, Züleyha Hanımdan da Osman ve Nedim adlarında çocukları oluyor. 1747 yılında İstanbul’da Sultan I. Mahmud ile görüşüyor. Sultan tarafından yakın ve sıcak bir alâkayla karşılanıyor. Ve saraya davet ediliyor. Sultan, İbrahim Hakkı Hazretlerine Erzurum Abdurrahman Gazi Vakfı zaviyedarlığı (baş mürşit) görevini veriyor. Ayrıca İstanbul’da saray kütüphanesinden de istifade etme imkânı buluyor. Erzurum’a döner dönmez imamlık görevini oğlu İsmail Fehim’e bırakıyor ve kendisine verilen yeni görevin başına geçiyor. Bu yıllarda küçük risaleler yazıyor. 1755 yılında ikinci kez İstanbul’a gidiyor. Erzurum’a dönünce de meşhur eseri Ma’rifetnameyi yazıyor. 1764’de kayınbiraderleri ile II. Hac yolculuğunu yapıyor. Aynı yıl Tillo’da eşi Fatma Azize Hanım’dan Hanife isminde bir kızı oluyor. 1768’de Erzurum’a dönüyor ve Erzurum Müftüsü Şeyh Mustafa Efendi ile üçüncü ve son hac yolculuğunu yapıyor.

 

22 Haziran 1780 yılında Tillo’da vefat ediyor.

İbrahim Hakkı Hazretleri sadece psikolojiyle değil, daha doğrusu sadece ruhîyât ilmiyle değil, birden çok alanla ilgilenmiş ve eserler vermiş bir âlim… (psikoloji, ruhîyât ilminin sadece küçük bir parçası…) O, bir müderris ve bir mürşit olarak Hasankale ve Tillo’da birçok öğrenciye ders vermiş, yol göstermiş ve onları manevî alanda yetiştirmiş. Sadece dinî ve tasavvufî mânâda bir âlim değil, aynı zamanda anatomi, astronomi, fizyoloji gibi müspet ilimlerle ilgilenmiş. İbrahim Hakkı Hazretleri, “Nefsini (kendini) bilen Rabbini bilir.” hadisi gereği, insanın Rabbini tanımak için önce kendini tanımasını, bunun içinde diğer ilimleri bilmesi gerektiğine inanan bir insan olduğu için birçok alanda kitap yazması pek tabii olarak değerlendiriliyor. Bu sahada çalışan uzmanlar O’nun yaklaşık 40 kadar eseri olduğunu, fakat bu eserlerden sadece on beş kadarının günümüze ulaşabildiğini söylerler. İbrahim Hakkı Hazretleri’nin –bizzat kendisinin bir eserinde kaydettiğine göre;

*İlahinâme/Divan, Ma’rifetname, İrfâniyye, İnsâniyye ve Mecmû’atü’l-me’anî olmak üzere 5 temel eseri bulunuyor.

Bir de bu eserlerden özetleyip yazdığı 10 tane risalesi mevcut… Bunlar; Tuhfetu’l Kiram, Nubbetü’l Kelam, Meşârıkü’l-Yuh, Sefinetü’n- Nûh min Vâridâtu’l- Fütûh, Kenzu’l- Fütûh, Definetü’r- Rûh, Rûhü’ş- Şürûh, Ülfetü’l- Enâm, Urvetu’l- İslâm ve Heyetü’l- İslâm... Bunların dışında astronomi, coğrafya, edebiyat ve sosyal hayat mevzularını işlediği risalelerinde bulunduğunu öğreniyoruz kaynaklardan…

 

İstifade Edilen Kaynaklar:

-Salih Mirzabeyoğlu (2008). İnsan, İstanbul: İbda Yayınları.

-Dr. Hayrani Altıntaş (1997). Erzurumlu İbrahim Hakkı, İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları.

-Prof.Dr. Veyis Değirmençay vd… (2011). Erzurumlu İbrahim Hakkı, Erzurum: Atatürk Üniversitesi Yayınları.

-Kurbanov Osmanoğlu, Bebek. "Rönesans Ruhlu Bir Şahsiyet İbrahim Hakkı Hazretleri", Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsi Dergisi. 0:11 (2010 Ağustos) 31-39

-http://www.nedirnedemek.com/

 

Aylık Dergisi 153. (Haziran 2017) Sayı

 
Etiketler: İbrahim, Hakkı, Hazretleri,
Yorumlar
Haber Yazılımı