Yazı Detayı
01 Mayıs 2018 - Salı 01:02
 
Güzel Koku ve Estetik İdrak
Ercan Çifci
 
 

Allah Resûlü’ne sevdirilen üç şeyden biri; güzel koku. O buyurdu: “Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi; kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz.” O derece kıymetli, o derece mühim ve her daim estetik idrakimizin başköşesinde. Yazımız bu minvalde ve bu sırra dair ipuçlarını yakalamaya memur. Ne söylesek eksik, ne kadar söylersek asıla zerre miktarı yaklaşma ihtimalimiz yok. Bizimkisi bir beyin fırtınası oluşturmaya çalışmak, gerçek anlayış sahiplerine hamallık etmek ve bir heyecan oluşturmak.

 

Her şeyin ve herkesin bir kokusu var. Parmak izi misâli hiçbiri birbirinin aynı değil. Yakınlık manasında birbirine yakın olanlar tek bir koku başlığında değerlendirilmekte. Tıpkı kavimler ve milletler gibi. Renkler, sesler, görünüşler vesairlerin yaratılışındaki müthiş hikmet; bilinmeyi murad eden BİR, her şeyi “TEK-BENZERSİZ” yarattı. Akıl acziyetini ilan ettikten sonra teslim olduğu noktada; Sır İdraki. Kokuda bu mânâda tek ve benzersiz. 7 Ses, 7 Renk ve 7 koku. Sınıflandırma en genel olanı yoksa mutlak değil; keskin, çürük, nane, misk, çiçek, kafur, eter kokuları. İnsan gözü, ışık alıcılarıyla 10 milyona yakın rengi görebilecek kapasitede, kulak yarım milyona yakın ses tonunu duyabilmekteyken burun, bilim insanlarının yaptığı son araştırmalara göre 1 trilyon farklı koku algılayabilmektedir. İnsan her şeyde güzelin, estetik olanın peşinde. Seste ahenk, renkte uyum, kokuda güzel koku.

 

Güzel koku şifadır, cezbedici ve toplayıcıdır. İnsana huzur ve sükûn verir, sağlıklı düşünmesini etkiler. Topluluk hakikati nisbetinde bütünleştirici bir yapı arzeder ve ulvi bir tecrid hali yaşar, yaşatır. Daha güzel koku, en güzel koku. Daha ötesi iman ve aşk kokusu, cennet ve mümin kokusu. Kokuların en güzeli Allah Resûlü’nün kokusu. O bir yerden geçtiğinde ondan geriye kalan izde gülü andıran bir koku. O buyurdu:“Üç hediye vardır ki size takdim edilirse asla geri çevirmeyin:Yastık, süt ve koku.” Efendimizin her daim yanında “sükke” diye tabir edilen koku kutusu mevcut. Bir sefere yahut seyahate giderken yanlarında “Kârûretü’d-Dühun” diye zikredilen koku şişesini almakta. Ûd ağacından elde edilen koku Efendimizin kullandığı kokulardan. Diğer taraftan Hazret-i Âdem (a.s.) ile yeryüzüne indirildiği rivayet edilen bu güzel koku, Hazret-i Ömer (r.a.) zamanından beri düzenli bir şekilde Haremeyn’de kullanılıyor ve Mekke-i Mükerreme kokusu olarak da bilinmekte. Efendimizin kullandığı kokulara dair bir başka rivayet: “Muhammed İbn Ali (r.a) anlatıyor: Hz. Aişe’ye (r.a) sordum: ‘Resulullah (s.a.v) hoş koku kullanır mıydı?’, ‘Evet, misk ve amber kullanırdı’ diye cevap verdi.”

 

Kokuların en kötüsü küfür kokusu ve ardından gıybet kokusu, nifak kokusu vesairleri. Mevzuyu İbn Arabi’den takip edelim: “Mesela bizim anladığımız gibi iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayrılınca Hazreti Muhammed’e kötü şeyler değil iyi ve güzel şeyler sevdirildi.İnsanın unsurlarından meydana gelen yaratılışında taaffun-fena koku olduğu için Hazreti Peygamber, melekleri fena kokulardan tiksinmekle bahsetti.Çünkü insan kokmuş çamurdan yaratılmıştır ki melekler bunu bizzat kerih görür.Nasıl ki gübre böceğinin mizacı da gül kokusundan hoşlanmaz.Halbuki gül kokusu güzel kokulardandır.Bu mizaç ayrılığına göre gül kokusu gübre böceği nazarında güzel koku değildir.Suret ve manada böyle aykırı bir mizaca sahip olan kimse de Hak sözü dinlediği vakit tiksinir ve batıldan hoşlanır.”(İbn Arabi 1990: 338)

 

Koku ve Koklama

 

Koku lügatlerde “Nesnelerden yayılan küçücük zerrelerin burun zarı üzerindeki özel sinirlerde uyandırdığı duygu. Güzel kokmak için sürülen esans, belirti, işaret” olarak tarif edilmektedir. Malum olduğu üzere tarifler mevzuyu tam izah etmek değil de anlamayı kolaylaştırmak için yapılmış terkiblerdir. Nihayetinde kokuyu bir başka açıdan ele alan bilim adamları kokuyu “maddelerin duyularla algılanabilen uçucu kısımları” olarak tarif etmiştir. Her iki tarifte kendi cephesinden güçlü deliller ve sağlam akıl yürütmeler içermektedir. Ancak işi sadece maddecilik-maddî cephesinden ele alma gibi bir hata işlenmektedir. Nihayetinde bu minvalde tarifler yapanlar, hemen akabinde şu doğru bilgileri de ekleyip tezlerini güçlendirmektedir: “Koku, koku alma duyusuyla hissedilen, genelde çok küçük konsantrasyonlarda havada çözülmüş olarak bulunan kimyasal maddelerden her biridir. Kokuya karakteristik niteliğini veren, moleküller arasındaki mikroskobik değişikliklerdir. Moleküller arasındaki çok küçük farklılıklar, çiçeklerin ve meyvelerin birbirlerinden çok farklı kokulara sahip olmasına neden olur.”

 

İfade edilen doğru olmakla beraber “çözülmüş bitmiş” gibi bir hal belirten bu mevzuda o zaman SIR nerede? Kaldı ki çözülmüş bitmiş zannedilen şeyde hâlihazırda inanılmaz araştırmalar ve mücerred anlamda ortaya konulan çok nazik bilgiler mevcut. Kokuların zihni etkilemede rolü, insanın kokusundan yaş ve hafıza durumunu tahmin, kadın ve erkek kokusunun getirdiği enerji değişimi, ağızdan çıkan çirkin sözlerin kişinin kokusu ile birlikte odaya yayıldığında doğan olumsuz tesir vesairler. Güzel koku, bu çerçevede güzel ses, güzel yüz ve güzel bir manzaranın insan zihninde doğurduğu, kalbine verdiği tesir kadar mühim hatta belki daha önemli. Güzel koku insanda güzel hisler oluşturduğu için alışveriş merkezlerinde çokça tercih edilmekte. Özellikle mağazalarda kullanılan kokular insanı rahatlatmak ve alışveriş yapma hevesini tetiklemektedir.

 

Koklamak diğer deyişle koku almak. Türkçe’de “kokusunu duymak için bir şeyi burnuna yaklaştırmak veya bir yerin havasını içine çekmek” diye tanımlanan bir fiil.  Bu his durumu insanların hâl derecelerine göre farklı farklı. Kimi en keskin bir kokuyu bile diğer kokulardan ayırt edemezken kimisi binlerce farklı kokuyu birbirinden rahatlıkla ayırt edebiliyor. Yine kokan şeyin mesafesine bağlı olarak bazı kişiler çok yakınındaki güçlü bir kokuyu bile hmekte zorlanırken bazı kişiler kilometre uzaklardan gelen kokuyu rahatlıkla hissedebilmektedir. Diğer taraftan koklamak yahut kokmak insana mahsus değil. Canlı cansız birçok varlığa ait. Bitkilerde kokmak daha baskın bir fiil iken insan ve hayvanlarda ağırlık noktaları zaman zaman değişmekle birlikte her ikisinde de dengeli bir şekilde mevcut. Koklamak ise hemen hemen canlı addedilen bütün varlılarda mümkün. İşin nasılına dair bilim henüz sınırlı bilgiye sahip ve mevcut bilgimize dayanıp yok demek ise geleceğin ilim adamlarına haksızlıktır.

 

Hayvanlarda koku aynı zamanda bir iletişim aracıdır ve insanları hayrete düşürecek derecede olağanüstüdür; kimi zaman burunları kimi zaman vücutlarında bulunan çeşitli alıcılar aracılığıyla bulundukları ortamdaki tüm kimyasal maddeleri hissederler. Buz üzerinde yiyecek aramak için kendine doğru esen rüzgârı koklayarak 16 ile 19 km uzaklıkta kendini bekleyen avının kokusunu alan kutup ayıları en iyi koku alan hayvanların başında gelmektedir. Ardından köpekler. İnsanlardan yaklaşık olarak 1 milyon kat daha iyi koku alma güdüsüne sahip köpekler, bu özellikleri sayesinde insanların yaşamında bilhassa güvenlik yönünden oldukça fazla rol alırlar. Diğer taraftan koklama organı her ne kadar burun denilse de bu bütün varlıkları bağlamaz. Çünkü karıncalar ve arıların burunları yoktur ancak başlarının üstündeki antenleri ile etrafa yayılan kokuları çok hassas bir biçimde yakalarlar. Arılarda yine benzer şekilde bir kilometre uzaktaki çiçeğin kokusunu kolayca alır. Hatta her kovanın arıları farklı kokudadır ve kovana ait olmayan bir arı kokusunun bu kovanda pek şansı olmaz. Son olarak yılanlar. Yılanlar tat alma organı olan çatallı dillerini aynı zamanda koku almakta da kullanırlar.

 

Kokunun hissediliş şiddetini sıcaklık ve buharlaşma artırır. Nitekim buharlaşma ne kadar yoğun olursa, meydana gelen koku da o şiddetle kendini htirir. Sıcak havalarda etrafımızdaki her şeyin iyi yahut kötü olsun birden ne kadar çabuk koktuğunu ve bunun etrafa yayıldığını hepimiz biliriz. Bunun sebebi aslında çok basit. Nihayetinde sıcak havalarda daha çok koku molekülü ortama yayılmakta ve hava ile birlikte daha yoğun hareket etmektedir. Bu durum soğuk havadan farklı olarak kokunun daha açık hissedilmesini sağlamaktadır.

 

Bir anekdot: Evliya Çelebi anılarında Diyarbakır’da İpariye Camii'nin inşaatı sırasında minarenin harcına misk tozu karıştırıldığından bahsediyor. Koku moleküllerinin ısıyla yükselip hissedilir olduğunu düşünürsek, bu karıştırma sonucu gün doğumuyla beraber belirginleşen minare imgesiyle görme duyumuza, okunan ezanla işitme duyumuza, yükselen misk kokusuyla da koklama duyumuza uyarı gönderen, müminlerin ruhuna hitap eden çok bileşenli bir mesajın hedeflendiği görülüyor. (Öz 2015: 40)

 

Koku Hafızası ve Körlüğü

 

Hafıza, bilginin elde edilmesi, kaydedilmesi, akılda tutulması ve gerektiğinde hatırlanması gibi işlemlerinin tamamına verilen addır. Bu durum, üç temel başlık altında gerçekleşir; kodlama, kaydetme ve hatırlama. Bu kodlama işinde beş duyu organının etkisi oldukça fazladır. Bunlardan biride koklamadır, yani koku alma. Kokunun hafızamızda önemli bir yeri vardır; sesten ve görüntüden daha önemli. Binlerce meyvenin, sebzenin, çiçeğin kokusu. Eşimizin, dostumuzun, arkadaşımızın, yaşadığımız yer ve sokağımızın kokusu. Evimizin, yatağımızın, elbisemizin, banyomuzun vesairin kokusu. Böyle olunca güçlü bir hafıza profili çiziyor koku. İnsan, bu ve benzeri milyonlarca varlığı kokuları ile zihnine kaydeder ve onları o kokuları ile beraber hatırlar. Hatta bu hatırlama bazen geçmişi yad etme, nostaljik duygular yaşama zevki de verir.

 

Araştırmalar göze ve kulağa hitap eden uyaranların koku ile elde edilen bilgiden yahut veriden daha çabuk unutulduğunu göstermekte. Diğer taraftan koku alamayan insanların ise hatıralarının daha çabuk silindiği ifade edilmektedir. Bu durum aslında tıbbi olarak bazı hastalıklarında habercisi. Birçok nörolojik hastalıkta ilk olarak koku kaybı ortaya çıkar, koku kaybıyla birlikte zihinsel hafızada azalma başlar. Alzhemier hastalığı bunlardan biridir. Kişi yaşlandıkça ten kokusu değişmeye başlar ve bu değişiklik çevresindekiler tarafından kolayca fark edilir. Fertil dönemde inanılmaz koku alan kadınlar, üreme yetenekleri sonlandığında, erkeklere göre daha az koku almaya başlar. Diğer taraftan yeri gelmişken belirtelim; görme engelliler, engeli olmayan kişilere göre daha iyi koku alır ve kokuları daha iyi ayırt edebilir. Hatta bu hususta hem cinslerine göre daha güçlü bir koku hafızasına sahiptirler.

 

Koku bölgesi burun boşluğunun 1/3 üst bölümünde yer alır. Yaklaşık olarak 25 milyon reseptöre sahip koku bölgesi epitelinde başlayan ileti sinyalleri, beyin ön lob’daki koku merkezine ulaşır. İnsan çeşitli sebeplerle koku alma duyusunu kaybedebilir yahut kullanamayabilir. Böylesi bir durumda hiç koku alamamak diye bilinen anozmi-koku bozukluğu ortaya çıkar. Elbette bu aşamaya kadar gelinen farklı koku bozuklukları da vardır: Hipozmi: Az koku almak. Parozmi: Var olan bir kokunun kötü hissedilmesi. Fantozmi: Koku uyaranı olmadığı halde kötü koku algılanması. Kakozmi: Kötü koku algılanması. Agnozi: Kokunun algılanmasına rağmen sınıflandırılamaması/yoğunluğunun anlaşılamaması. Koku almamak fiziki sağlığımızı etkilediği kadar ruh halimizi de oldukça fazla etkilemektedir. Yemeklerin lezzetini alamamak, güvenlik açısından doğalgaz, zehirli koku yahut bazı spreyler, boya kokuları vesairlerin kokularını fark edememek ciddi bir problem oluşturur. Kaldı ki gıda, çiçek ve benzeri kokular yaşam sevinci verirken, bu kokuların alınmaması üzgün veya depresif hmenize neden olabilir. Beyin tümörü gibi çeşitli organik hastalıklarda ve kimyasal maddelere maruz kalma durumlarında, kokain gibi bazı uyuşturucu kullanımlarında anozmi ortaya çıkabilir. Anozmi hafızayı direk etkiler, ayrıca dikkat dağınıklığı oluşturabilir.

 

Her insanın kokusu, parmak izi gibi, tamamıyla kendine özgüdür. Sadece insan değil -istisnaları olmak kaydiyle- bütün varlık âlemi. Bebeklerin annelerini kokularından tanıması bunun en basit misali. Koku alma hissi, ruh halimiz üzerinde son derece etkilidir. Başkalarını yahut kendimize ait bazı şeyleri hatırlatmaktan daha çok yeniden htirir. His kelimesi manası ile birlikte zevken idrak bahsine bitişik düşünüldüğünde musikide nota, resimde renklerin uyumu ne ise kokuda da bu manada ince bir sanat vardır. Ve kokular, insanların üzerlerinde taşıdıkları görülmeyen aksesuarlardır. Kokunun en büyük özelliği insanın karakterini yansıtması ve insanda koku hafızası bırakmasıdır. Bilerek yahut bilmeyerek eşlerde birbirlerini seçerken kokunun etkisine kapılır ve birbirlerine uyumlu ama farklı bağışıklık sistemine sahip eşler seçerler. Odortype: Bağışıklık sistemiyle belirlenen bir oluşum, karşımızdakinin koku tipi. Burada genetik bir koku hafızasından bahsetmek mümkün.

 

Yine her insanın farklı zevk ve anlayışı vardır. Bu sebeble her biri ayrı ayrı kendi mizaç hususiyetlerine uygun olarak koku kullanır ve tercih eder. Bir takım “dır ve tır”larla kestirip atmamak ve mutlak doğrudur kaydı düşmemek şartiyle kokular, insan kişiliklerini etkilediği gibi aynı zamanda koku tercihinden insanların kişilikleri üzerine tahminde bulunmak da mümkün. Şöyle ki; romantik kişiler, orkide, gül, limon, mandalina, portakal çiçekleri, vanilya notalarından oluşan kokular kullanırken; sportif kişiler, bitki özü, bergamot, ada çayı, çam, biberiye karışımlarını; çekici kişiler, amber, zencefil, vanilya, reçineler, baharat içerikli kokular; elegant (zarif) kişiler, pudra, yasemin, gül, lotus, çiçek kokularını; canlı ve neşeli kişiler, çilekli, muzlu, portakallı meyve özleri, Hindistan cevizi, çikolata kokusu gibi canlılığı taşıyan ve nanenin verdiği ferahlığı yansıtanların kokular kullanır. Bunun yanında kokularında kendilerine mahsus karakterleri olduklarından bahsetmek de mümkün. Özel koku tasarımı yapan ve aynı zamanda koku üzerine “Mis Kokulu” adlı bir eserde kaleme alan Bihter Türkan Ergül’den meseleyi takip edelim: “Turunçgiller: Yerinde duramayanlar, hareketliler. Neroli: Utangaç, çekingen. Sandal: Ağır, oturaklı ve ne istediğini bilen erkekler. Mimoza: Kendini ifade etmekte ve hayır demekte zorlananlar.Lavanta: Kararlı, kendinden emin. Kuş dili: Farkındalığı yüksek, hafızası güçlü. Melisa: Sabırsız, kararsız. Semra Çamı: Sigara gibi bağımlılığı olanlar, gece hayatını sevenler. Limon çimeni: Planlı, prensipli, tertipli. Beyaz kekik: Cesur, maceraperest.Nergis: Kaprisli kendini beğenmiş. Kakule: Dengeyi sağlar, ortamın diplomasisidir. Tefarik: Doğrucudur, gerçekleri söylemek onun işidir. Defne: Uyum abidesi, bulunduğu her ortamda terapistlik yapar. Adaçayı: Rahatlık, zevk, sefa onun işidir. Okaliptus: Tecrübelerini paylaşmayı seven bilge. Mine çiçeği: Yerinde duramayan, kıpır kıpır. Yasemin: İlgi çekmeyi seven, diktatör, boyun eğmeyen. Kır papatyası: Huzur dolu, tesir altında bırakan, özenli. Gül: Yağların efendisidir, tanrıça, baskın, rakip bilmez aynı zamanda asildir.”

 

Kokunun Kısa Serüveni

 

Parfüm; güzel koku, şişelenmiş güzel koku. Latince duman manasına gelen “fumum” kökünden. “Perfumum” ise “dumanla yükselen” anlamında.

 

Esans; bir şeyin özü, bitkisel öz, parfüm. Fransızca “esence” kelimesinden Türkçeye geçme. Latince “esse-olmak” kelimesinden türeme ve Geç Latince “essentia-öz, ana madde" sözcüğünden evrilme. Esans kelimesi geniş anlamda “bitkilerden türlü yollarla, işlemlerle elde edilen yahut kimyasal yöntemlerle yapılan, kokulu ve uçucu sıvı, ıtır, parfüm” olarak tarif edilmekte.

 

Mesh; silmek, ovmak. İbranice karşılığı mişah. Mesih yağı; Hristiyanlar için güzel kokulu kutsal yağ. Mesih; meshedilen kişi. Masaj kelimesine de köken. Mesh etmek Yunanca’da“khrein”, mesh edilen kişi ise “khristos” ile karşılanmakta. Aynı kelimenin İngilizcedeki karşılığı ise “Christ”.Devam edecek...

 

Dipnotlar

Muhyiddin İbn Arabi. Füsûsu’l Hikem. İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1990.

Vedat Öz. Kokunun Tarihi. Bugünü Anlamak İçin Tarih Dergisi, Temmuz 2015.

 

Aylık Dergisi 163. Sayı

 
Etiketler: Güzel, Koku, ve, Estetik, İdrak,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Haziran 2019
Salih Mirzabeyoğlu: Nizam ve Sır
01 Mayıs 2019
İslam Hikemiyatının Batı’ya Tesiri ve 12. Yüzyıl Tercüme Faaliyetleri
02 Nisan 2019
Türkün Ruh Köküne Düşman Bir Tip: Reşit Galip
01 Nisan 2019
İslam Coğrafyasında İlk Dönem İlim ve Hikmet Faaliyetleri
07 Şubat 2019
Çile Şiirinde Büyük Doğu(m) -II-
01 Ocak 2019
Çile Şiirinde Büyük Doğu(m)
06 Aralık 2018
Edebiyat ve Ahlak “Müstehcen Edebiyat”
29 Ekim 2018
Necip Fazıl’ın Musiki Anlayışı ve Zevki
02 Ekim 2018
Eğitime Tolstoy Aşısı
03 Eylül 2018
Kendi Sinemamıza Doğru: Tesbit ve Tahlil
01 Ağustos 2018
Türkiye Sinemasına Eleştirel Bir Bakış
01 Temmuz 2018
500 Yıldız Beklenen Mütefekkir
01 Haziran 2018
Güzel Koku ve Estetik İdrak -II-
05 Nisan 2018
Eser Vermek Davası ve Estetik İdrak
01 Mart 2018
Cumhuriyet Dönemi Edebiyatında Batılılaşma
27 Ocak 2018
Köklerimizden Kopuş; Edebiyatta Batılılaşma
27 Aralık 2017
Dünya Klasikleri Kimin Klasikleri?
24 Ekim 2017
Şiirden Tuvale Resim Estetiği –III-
03 Ekim 2017
Şiirden Tuvale Resim Estetiği -II-
05 Eylül 2017
Şiirden Tuvale Resim Estetiği
31 Temmuz 2017
15 Temmuz Direnişi 1999 Ruhu’nun Devamıdır
27 Haziran 2017
Modern Dünya Hastalığı; Hikmetsizlik
02 Haziran 2017
Batı Tefekkürünün Ardındaki Hayat Tarzı
01 Mayıs 2017
Batılılaşmak Modernleşmek Değil Barbarlaşmaktır
05 Nisan 2017
Ölüm Odası Penceresinden Lügat İlmi ve Kâinat Muhasebesi
09 Mart 2017
Kültür Dezenformasyonu; Bilim Kılıflı Mitoloji
03 Şubat 2017
Hakikat-i Ferdiyye
04 Ocak 2017
Müzik Hikemiyâtı -Giriş- IV
30 Kasım 2016
Müzik Hikemiyâtı -Giriş- III
06 Kasım 2016
Müzik Hikemiyatı -Giriş-II
03 Ekim 2016
Müzik Hikemiyâtı - Giriş
05 Eylül 2016
İslâm Hikemiyâtında Felsefe
30 Temmuz 2016
Madde Nedir Ve Maddenin Ötesinde Ne Var?
04 Temmuz 2016
Madde Nedir Ve Madde’nin Ötesinde Ne Var? (I)
Haber Yazılımı