Yazı Detayı
01 Haziran 2018 - Cuma 11:27
 
Güzel Koku ve Estetik İdrak -II-
Ercan Çifci
 
 

Kokunun Kısa Serüveni

 

Parfüm; güzel koku, şişelenmiş güzel koku. Latince, duman manasına gelen “fumum” kökünden. “Perfumum” ise “dumanla yükselen” anlamında. İtalyanca “profumo”, Almanca “parfüm”, İngilizce “perfume”.

 

Esans; bir şeyin özü, bitkisel öz, parfüm. Fransızca “esence” kelimesinden Türkçeye geçme. Latince “esse-olmak” kelimesinden türeme ve Geç Latince “essentia-öz, ana madde” sözcüğünden evrilme. Esans kelimesi, geniş anlamda “bitkilerden türlü yollarla, işlemlerle elde edilen yahut kimyasal yöntemlerle yapılan, kokulu ve uçucu sıvı, ıtır, parfüm” olarak tarif edilmekte.

 

Mesh; silmek, ovmak. İbranice karşılığı mişah. Mesih yağı; Hıristiyanlar için güzel kokulu kutsal yağ. Mesih; meshedilen kişi. Masaj kelimesine de köken. Mesh etmek Yunanca’da “khrein”, mesh edilen kişi ise “khristos” ile karşılanmakta. Aynı kelimenin İngilizcedeki karşılığı ise “Christ”

 

Arapça TİB, tîb; Güzel koku. Güzel kokusu için sürülen şey. Güzel koku. Çoğulu; Etyâb.

 

Arapça RİH: Rüzgâr, yel. Sızı, romatizma. Galebe, kuvvet. Rahmet. Devlet. Hoş ve iyi şey. Koku.

 

Farsçada “misk” sözcüğü, Sanskritçede “erbezi/testis” anlamına “muskas” sözcüğünden türemiş olup Ortaçağ Avrupa’sında “bisam” ve “moschus” şekillerinde kullanılmıştır.

 

Kokunun serüveni mahlûkatın yaratılışı kadar eski. “Peygamberler olmazsa medeniyetler olmazdı” hikmetinden mülhem, güzel koku ve kokulanma ilk insanlardan beri mevcut. Kullanım amacı, şekli ve çeşidi ise zaman içerisindeki değişime ve üretime bağlı olarak farklılaşmakta. Bu minvalde, günümüz antropologları kokunun ilk olarak dini törenlerin en önemli parçası olduğunu söylemekte. Diğer taraftan büyü, tıp ve kozmetik anlamda da kullanımların olduğu belirtilmektedir. Misal; Mısır’da kullanılan “tanrıları sevindiren” anlamına gelen “kyphi” adlı koku hipnoz edici, uyku getirici, kaygı giderici ve astımı tedavi edici olarak kullanılmaktaydı. Yine Mısır’da M.Ö. 6000 yılında Güneş Tanrısı Ra’ya tapınmak için güneş doğarken biberiye, rezene ve kekik yakılarak çıkan dumandan ritüeller yapılırdı.

 

Parfüm üretimi Eski Mısır’da başlamış, Hindistan ve Çin’e yayılmış, Eski Romalılar tarafından geliştirilmiş, daha sonra da Avrupa’da -başta Fransa ve İtalya’da- merkezi hale gelmiştir. Dini törenlerde binlerce yıldan beri kullanılan “günlük” Doğu Afrika ve Güney Arabistan’da, Moluk Adaları’nda yetişen “Boswellia” türüne ait çeşitli ağaç türlerinin bir ürünüdür. Bu çerçevede ilk kokulardan bazıları katı eczalar halindeki tütsüler olup, kızgın odun kömürü üzerinde ısıtılarak elde ediliyordu.

 

Bitkilerden çıkarılan veya kimya yardımıyla çeşitli maddelerden elde edilen kokulu, uçucu bir sıvı olan ilk esansların ise Fenikeli gemici ve tüccarlar tarafından bütün Akdeniz ülkelerine yayıldığı antropologlar tarafından dile getirilmektedir. Diğer taraftan Roma İmparatorluğu'nun en parlak devrinde kokunun şehir hayatında oldukça önemli bir yeri vardı. Öyle ki, toplantılarda, ziyafetlerde misafirlere güzel koku ikram etmek gelenek haline gelmişti. Doğu’da ise güzel koku üretimi İran ve Arabistan’da çok üst seviyede idi. Haçlı orduları bu bölgelere geldiğinde edindikleri bilgileri ve topladıkları kaynakları kendi ülkelerine taşıdı. Batı, sadece “kendisine komşu” yakın doğudan değil aynı zamanda “uzak doğu”dan da koku devşirdi. Nihayetinde Çin ve Hindistan’da hatırı sayılır güzel koku üretimi gerçekleşiyordu. Avrupalılar onların usullerini ancak XV. ve XVI. yüzyıllarda öğrenebildiler.

 

Kısa bir anekdot: Mitolojide birçok çiçeğin hikâyesi var ve elbette gülünde. Malum olduğu üzere gül çiçeklerin kraliçesidir. Yunan mitolojisine göre Chloris adlı çiçek tanrıçası tarafından meydana getirilmiştir. Hikâyesi şöyle: Chloris birgün ormanda ölü bir orman perisi bulur ve onu bir çiçeğe çevirir. Aşk tanrıçası Afrodit’i, şarap tanrısı Dionysus’u bu çiçeğe birer hediye vermek üzere davet eder. Hediye olarak Afrodit çiçeğe güzellik, Dionysus ise güzel ve hoş kokması için bir nektar verir. Batı rüzgârı tanrısı Zephirus bulutları uzaklaştırırken güneş tanrısı Apollo ise parlayarak çiçeğin açmasını sağlar. Çiçeklerin kraliçesi gül böylece doğar.

 

Diğer taraftan güzel koku, İncil ve Tevrat gibi -kutsiyeti tahrif edilmiş- kitaplarda bir terkip halinde geçer. Misal: “Sonra Rab Musa’ya şöyle dedi: ‘Güzel kokulu baharat -kara günlük, onika (Kamış Denizi’nde bulunan bir tür midye kabuğundan yapılan güzel kokulu bir baharat olduğu sanılıyor), kasnı ve saf günlük- al. Hepsi aynı ölçüde olsun. Bir ıtriyatçı ustalığı ile bunlardan güzel kokulu bir buhur yap. Tuzlanmış, saf ve kutsal olacak. Birazını çok ince döv, Buluşma Çadırında seninle buluşacağım yere, Levha Sandığının önüne koy. Sizin için çok kutsal olacaktır. Aynı reçete ile kendinize buhur yapmayacaksınız. Onu Rab için kutsal sayacaksınız. Kim koklamak için aynısını yapar ise, halkının arasından atılacaktır.’” (Tevrat 22-38. ayetler)

 

Hz. İsa’nın Hıristiyan dünyasında adı olan “Khritos”un Arapça’daki karşılığı “Mesih” yani “kutsal yağ ile ovulmuş kimse”dir. Kutsal yağlama, Roma Katolik kilisesine göre, ağır hasta olan birinin bir rahip tarafından, kutsanmış yağla yağlanarak kutsanmasıdır.

 

Son bir bilgi: Hintliler ölülerini yakarken, etrafa yayılan et kokusunu bastırmak, ölü ile birlikte etrafındakilere de ferahlık vermek için sandal ağacı, karanfil ve birçok baharat ile birlikte yakıyorlar. Budistler, ölüm sonrası ikinci yaşama geçiş olayına “gandhamadana” diyorlar. Manası; kokulu dağ.

 

Kokunun tarihine dair söylenecek çok şey var. Ancak dergimizin muhtevası nisbetinde şimdilik bu kadarla iktifa edelim.

 

İman ve Küfür Kokusu

 

Mecazi değil, hem mânâda hem maddede bir koku söz konusu. Herşeyin her şeyle ilgisi olduğu hikmetinden mülhem, kimi hakîm, kimi mahkûm unsur olarak her şey birbirinin tesiri altında. Ve her şey kıvamında kıymetli ve değerli. Kokuda bu mânâda dışarıdan gelen tesire açık ve “kendinden zuhur”misali bir anda beliriverir. Ağızdan çıkan bir söz, kulağın işittiği ahenkli bir ses, tefekkür dünyamızda seyreden kelime ve semboller, stres, sevinç ve hüzün dolu anların vücudumuzda meydan getirdiği değişim... Koku bunların hepsinin tesiri altında ve değişimine sebep. Mevzuyu Üstad’ın “Aynadaki Yalan” adlı eserinden takip edelim: “Kokuda, dedi; ne çarpıcı bir şahsiyet yatıyor! Seslerin, çizgilerin, renklerin, hacim nisbetlerinin güzel sanatları var da kokuların neden yok?.. Onlar da belki iyileri ve kötüleriyle (orkestral) bir tertip içinde sahneye çıkartılabilirdi. Ve mücerret sanatların belki en tesirlisi olabilirdi. Kardan beyaz ve imbik suyundan temiz eski müslüman evinin, annede namaz tülbendinden haber verici ruh kokusu... Ve yanında, betonarme küfür gökdelenlerinin her pisliği isyan ettirecek kadar ağır mânâ kokusu... Misk gibi toprak kokusu, mestedici deniz kokusu, türlü nebatlarıyla kır kokusu, çitilenmiş çamaşır kokusu ve isimleri bile insanı vuran ve kaçıran nice pis koku... Koku, koku, müthiş tecelli!..

 

Evet, kokuların en iğrenci, küfür kokusu... Böylelerinin girdiği deniz bile leş kokar. Ve içe işleyici, bütün fezayı doldurucu, yeryüzünde göklerden güzel koku süzen ne varsa hepsinin birden damarına işleyici iman kokusu... Böylelerinin yıkadığı helâ bile misk kokuludur. Herşeyin bir kokusu var, her şeyin...”

 

Ve neler neler; gıybetin kokusu, aşkın kokusu, samimiyetin kokusu, öfkenin kokusu, yaşlı kokusu, ölü kokusu... Materyalist ilimlerin kucağında kuluçkaya yatmış yerli aydınlarımız bunları mecazi haliyle söylenmiş gibi değerlendiredursun, Batı hatta Çin bu minvalde katbe kat yol aldı. Nasıl oldu da biz kaybettik bu kokuları? Kim elimizden aldı yahut elimizden nasıl kayıp gitti? Temiz olduğu şüpheli bir beden artık bu kokuları duymaz oldu. Öyle ki, burunlarımızın direklerini kıracak kötü kokulara alıştığımızdan, bahsini ettiğimiz kokuları alamaz olduk. Üstelik Rabbimiz, bunun sebebini kitabında açıkça bildirmiş olmasına rağmen: “Allah’a ve Resûlüne itâat edin; birbirinizle çekişmeyin; sonra içinize korku düşer de (size heybet veren) rüzgârınız (kuvvetiniz) gider; o hâlde sabredin! Şüphesiz ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl 8/46)Ne kadar net, ne kadar açık. Kaybolan kokumuz; Mü’min kokusu. Ayette geçen “rih” kelimesi Arap dilinde koku ve rüzgâr anlamında. Bir yönüyle müminlerin birbirleri ile çekişmesinde kaybettikleri şeylerden biride koku. Bir başka ayet: “Ben Yusuf’un kokusunu alıyorum.”(Yusuf12/94). Yakup aleyhisselâmın, oğlu Yusuf aleyhisselâmın kokusunu binlerce kilometre öteden alması. Her insanın kokusu başka başka...

 

İşlediği günahta haddi aşanların yaydığı koku ile ibadet ve muamelatta ölçüleri koruyan iman ehlinin kokusu aynı değil. Çirkin işlerle meşgul olan, zihnini ve bedenini malayani boş işlerle meşgul eden kimsenin kokusu ile ilim ve irfan ile meşgul olan, insanların saadeti ve mutluluğu için çalışan insanların kokusu bir değil.

 

Kendiliğinden oluşan bu kokuların yanında birde dışarıdan sürme yahut püskürtme yolu ile edinilen kokular mevcut. Kiminde gül, kiminde menekşe, kiminde misk ön planda. Misaller: Abdülkadir Geylani Hazretleri, “misk” ve “gül” kokusunu başa alırken, Veysel Karani Hazretleri “karanfil”,Yavuz Sultan Selim “kehribar, çam, okiliptus, nane ve amber”, Emir Sultan Hazretleri “erguvan” kokusunu kullanmayı tercih ederdi. Diğer taraftan Mimar Sinan, çizimlerini yaparken portakal kabuklarını sıkarak eline sürerken, II. Abdülhamid Han göz hapsinde iken “neroli esansı” kullanıyordu.

 

Güzel Koku, Kadın ve Namaz

 

Her Peygamberde ayrı hikmet ve bu hikmetlerin özünün, “özün özü” halinde “Hakikati Ferdiyye”de. Hakikati Ferdiyye; Allah Resûlü’nde toplu topluluk hakikati. Tesbit İbn-i Arabî’yle meşhur. Fusûsü’l Hikem’den: “O’nun hikmeti ancak ‘ferdiyye’ oldu. Çünkü O, bu insan nevî içinde varlığın en mükemmel örneğidir. Bunun içindir ki, iş O’nunla başladı ve O’nunla sona erdi.”(İbn-i Arabî 1990:236)Âlem O’nun için yaratıldı. Yaratılış; Allah bir şeyin olmasını murad ettiği zaman, yalnız KÜN-OL der, o şey OL’ur. İlk yaratılan insan Hz. Âdem. Hz. Âdem’den de Hz. Havva. Ardından Allah, kadını erkeğe sevdirdi. Diğer taraftan erkek ve kadın, biri diğerinden meydana geldiği içinde birbirlerine muhabbet hâsıl oldu. İşte erkek, ilâhî muhabbet üzerinde sabit olduğu için Efendimizin hadis-i şeriflerinde “Bana muhabbet ettirildi” yani “Bana sevdirildi” buyurdu ve “Ben kendi nefsimden sevdim” buyurmadı. Çünkü onun muhabbeti, onu kendi sûreti üzere halkeden Rabb’edir. Muhabbetin üç aslı, hadis-i şeriften süzülen mânâ: “Sizin dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz.” Kadının ilk söylenişindeki hikmet işaretlendi, şimdi güzel koku.

 

Güzel koku bahsinde İbn-i Arabî Hazretleri şöyle demektedir:“Hazret-i Muhammed Aleyhisselam’ın bu hadiste Tîb=güzel koku’yu kadın’dan sonra zikretmesinin hikmetine gelince bu, kadında tekvin=yaratılış kokusu olduğu içindir. Nasıl ki atalar sözünde “Kokuların en güzeli dostun gerdanının kokusudur.” derler. Hazret-i Muhammed Aleyhisselam asaleten kul olarak yaratıldı ve asla Efendilik dâvâsıyla baş kaldırmadı, belki münfaîl bir mahluk olmasıyla beraber hep ibadet ve secdeye devam etti. Allah, ondan yaratacağı şeyi yaratıncaya kadar bu yolda sebat etti. Allah ona ‘failiyyet’ rütbesini ve latif kokuların canlılar alemindeki tesirini bahşetti. Bu itibarla ona nefis kokular sevdirildi. İşte bu sebebten dolayı güzel kokuyu hemen kadından sonra söyledi.”(İbn-i Arabî 1990:236)

 

Ve “ferdiyye hikmeti”nin üçüncü ferdi. Allah Resûlü “kadın ve güzel koku”dan sonra “namaz”ı andı. Böylece üçlü ferdiyet namazla tamama erdi. Namaz, bütün ibadetleri ve temsilleri kendinden toplayan surete bürünmüş mânâ. İç ve dış şartları mevcut ve Rabb’e en yakın olunan secde hâli namazda. İnsan Hakk’tan başka bir şeye secde edemez, bakamaz, muhabbet duyamaz. Nihayetinde Allah, kulunu namazda başka bir şeye karşı iltifattan nehyetmiştir. Kıyam insanı, rükû hayvanatı, tahiyyat oturuşu bitkiyi, secde hâli cemadatı ve topluluk halinde kulluğu ifade eden namaz, en güzel manasını ve yapılış şeklini Hz. Resûlullah’da bulur. Nihayetinde kulluğun en güzel, en kâmil hâli Allah Resûlü’nde tezahür eder. Bu sebeble Allah Resûlü “gözümün nuru namaz” diye andı.

 

Rüyalar ve Koku

 

Rüya; ilâhî fısıltılar. Ruhun kendi âleminde seyahati, seyri. Uyku halinde görülen, duyulan şeyler. Şeyhülislâm Ebu’s-Suûd Efendi’nin ifadesiyle “Rüya, kişinin uykuda iken kalbine, çeşitli konularda olmuş ya da olacak işleri Allah’ın yansıtmasıdır.” Aynı zamanda nübüvvetin kırk altıda biri olan rüya, Allah’ın nurundan olan ruhun ezeli âlem ile suretler âlemi arasındaki berzahı...

 

Rüya’da koku, koklamak ve koklanmak. Rüyada koklanan şeyin kokusu ne ise o kokuyu rüyada da almak mümkün. Görmek için nasıl göze ihtiyaç yoksa koklamak içinde burna ihtiyaç yok. Lakin uyanınca göze gelen yahut buruna gelen hal, reel olanla aynı. Rüyada ihtiyaç duyulmayan şey uyanıkken zaruri. Buda ruh beden düalitesinin getirdiği zaruri netice.

 

İnsan, her daim her şeyin tesiri altında; isteyerek yahut istemeyerek. Her zaman olmasa da dışarıda gözlenen/ etkilenilen eşya ve hadiseler, insanın rüyasına tesir edebiliyor. Cinayet işlemiş bir adamın, çektiği vicdan azabından dolayı her gece kâbus görmesi gibi. Dışarıdan duyduğu araba, su yahud müzik seslerinin sebep olduğu rüyalar vesairleri. Beş duyu organı içerisinde rüya ile alakası en ilginç olanı kokudur. Çünkü koku hiçbir zaman kapanmayan bir duyu organıdır. Tabii olarak insan uyuduğu ortamdaki kokudan olumlu yahut olumsuz etkilenir. Nitekim Heidelberg Üniversitesi Uyku Bozuklukları Merkezi, bu yönde bir araştırma yaparak kadın ve erkeklerden bir grup oluşturdu. Uyumadan önce bir gruba çiçek kokusu, diğer bir gruba hidrojen sülfit, kontrol grubuna ise hiç koku verilmedi. Uyumadan önce hoş kokular verilenler iyi rüyalar görür iken kükürt kokusuna maruz kalanlar ise kötü rüyalar gördüler.

 

Rüyada kokuyu hmekle ilgili Evliya Çelebi’nin meşhur rüyasında çok ilginç bilgiler mevcut. Meşhur Seyahatname adlı eserinde, rüyasında Eminönü, Zindan Kapı’daki Ahi Çelebi Camii’nde ve başlarında Allah Resûlünün olduğu birmecliste olduğunu beyan ettikten sonra şöyle devam eder: “Hz. Peygamber’in(sallallahu aleyhi ve sellem) eli zağferan ve gül gibi kokardı. Fakat diğer peygamberlerin elleri ayva gibi kokardı. Hz. Ebubekir’in elleri kavun gibi kokardı. Hz. Ömer’in elleri amber kokusu gibiydi. Hz. Osman’ın menekşe gibi kokusu vardı. Hz. Ali’nin kokusu yasemin gibiydi. İmam Hasan karanfil gibi, İmam Hüseyin beyaz gül yaprağı gibi kokardı. Allah onların hepsinden razı olsun. Bu hal üzere mecliste bulunanların hepsinin mübarek ellerini öptüm.”

Koku ve koklamak. Koku hafızası ve hatırlamak. Evliya Çelebi örneği aslında hepimizin farklı veçheleri ile her gün yaşadığıbir şey.

 

Batı ve Doğu Medeniyetlerinde Koku

 

Patrick Süsdink “Koku: Bir Katilin Öyküsü” adlı eserinde 18. yüzyıl Fransa’sını şöyle tasvir edilmekte idi. Mealen: Kentleri idrar ve insan pisliklerinden geçilmeyen iğrenç bir dünya. Sokaklarda hayvan dışkıları, duvar diplerinde insan sidiği kokuları, ahşap evlerin çürüyen tahtalarından yayılan küf kokuları, ev mutfaklarından çürük lahana ve koyun yağı kokuları, havalandırılmayan odalardan yükselen tozların yaydığı küf kokuları, yatak odalarında depolanmayan yağlı salamura kokuları, iyileşmeyen yaralardan yayılan irin kokuları, yıkanmamış giysilerden yayılan ekşi ter kokuları, ağızlardaki çürük dişlerden yayılan nefretî kokuları...

 

1667 tarihinde Osmanlı’da “Tuvalet Vakfı” kurulurken Avrupa’da insanlar ihtiyaçlarını boş buldukları alanlarda veya evin içinde giderip dışarıya fırlatıyordu. Hatta bırakınız tuvalet denilen bir kulübe yahut kapalı bir yer olmasını, 1600’lerde tuvalet kavramı yoktu. Bütün bir şehir pislik içinde idi, temiz bir yere basmak imkânsızdı. Bu yüzden yüksek topuklu ayakkabılar, şemsiyeler revaçtaydı.

 

Hamam kültürü Roma’da yaygın olmasına rağmen Hıristiyanlığın ortaçağı boyunca kilise,bedenin tamamen yıkanıp temizlenmesini şehveti tetikleyeceği gerekçesiyle yasaklamıştı. Avrupa bu sebepten yüzlerce yıl pislik içinde yaşadı. Elbiseleri ve bedenleri o kadar pis idi ki, güzel kokmak için tuvalet sonrası güzel kokulu bir su kullanıyorlardı. “EAU DE TOILETTE”. Manası; tuvalet suyu. Günümüzde üretilen neredeyse bütün parfümlerin üzerinde mevcut.

 

Ortaçağ Avrupa’sında kötü kokunun hastalık yaptığı inancı son derece yaygındı. Veba ve Kolera salgınlarının Avrupa’yı kırıp geçirdiği uzun yıllar boyunca bu hastalıkların sebebi olarak kötü koku ve kötü hava görülüyordu. “Miyazma Teorisi” olarak adlandırılan bu yaklaşım bizim “sıtma” dediğimiz “malaria”, “mal” (kötü) ve “aria” (hava) kelimelerinin birlikteliğinden oluşmaktaydı. 1800’lü yıllara kadar bu böyle devam etti. İlerleyen dönemlerde bakteri ve mikropların keşfi ile hastalıkların gerçek sebebi anlaşılınca hem kilise hem de Avrupa’nın kadim kültürü geri adım attı.

 

Batı’da durum buyken İslam coğrafyasında ise insan sayısına göre neredeyse her köşe başında tuvalet vardı. Sadece tuvalet mi? Temizlenmek için hamamlar, dinlenmek için kervansaraylar vesairleri. Batı, 1800’lü yıllarda tuvaletle tanışmaya başladı, oda aristokrat ailelerde. Büyük sandıklar vardı, tuvalet sayılmazdı ama temizlik için iyi bir gelişmeydi. 1552’de Osmanlılara esir düşüp, üç yıl boyunca Kaptan-ı Derya Sinan Paşa’nın yanında kalan ve bu süre içinde kölelikten hekimliğe yükselen İspanyol Pedro’nun kaleme aldığı “Kanuni Devrinde İstanbul” adlı kitaptaki satırlar bir hayli dikkat çekicidir. Kitapta Osmanlı’nın temizlik kültürü şu cümlelerle anlatılıyor: “İspanya’da ömrü boyunca iki kere yıkanmış hiçbir kadın ve erkek göremezsiniz. Türkler ise sık sık yıkanırlar. Türk hamamlarında bol su harcanır. Dünyada İstanbul kadar çeşmesi olan hiçbir şehir yoktur, her sokakta muhakkak bir çeşmeye rastlanır.”

 

İslam coğrafyasında camiler açılırken gül suyu ile yıkanması, hattatların kullandıkları mürekkebe misk ve amber karıştırarak el yazma Kur’an-ı Kerim hazırlaması,Osmanlı’da ister yabancı devlet elçisi, ister komşusu olsun gelen konukların gülsuyu ve buhur ikramıyla karşılanması, mevlid, mukabele, hacı dönüşlerinde ve benzeri dini toplantılarda gül suları dökülmesi ve dağıtılması oldukça sıradan şeylerdi. Kişisel kokulardan hanımların kullandığı kokulara, evlerden ve bahçelerden yayılan kokular, şehri baştan ayağa süsleyen çiçekler, güller, laleler ve bunlardan yayılan kokular. Binaların harçlarına katılan kokular, sokakların temizliğinde kullanılan kokular, cami etrafında güzel kokulu esans satıcıları ve dahası...

 

Yine bir rivayete göre Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra, Ayasofya Kilisesi’ne ancak gülsuyu ile “baştan ayağa yıkanıp temizlendikten” sonra girmiş ve bu işlemden sonra Ayasofya’yı camiye dönüştürmüştür.

 

Netice: İBDA Kokusu

 

Kokuda esas olan kıvamdır. Kıvam tutturmak ise estetik idrak işidir. Yukarıda bahsini ettik: Arapça rüzgâr manasına gelen “rih” kelimesinin bir manası da “kuvvet” ve“koku” idi. İbda kokusu; İbda rüzgârı; İbda kuvveti. İbda dünya irfan yemişinin kıvamlandığı fikir teknesi, hamuru vesair. Ayetten mülhem: Birbirinizle çekişmeyin kokunuz, kuvvetiniz,rüzgârınız gitmesin. İbda’nın sırrı kıvamda. Mü’min kokusu; çekişmeyen, haset etmeyen iman ehli, samimiyet tütsülü mü’min kokusu. İşin sırrı kıvamda. Mütefekkir’den öğrendiğimiz veçhile: “İslam, zıtlar arası muvazenenin üstün nizamı”. Her şeyde bir kıvam esas. Büyük Doğu-İbda Medeniyeti bu çerçevede bir güzel koku medeniyetidir. Estetik anlamda kentlerin en dip köşesinden bile gül, misk, menekşe yahut karanfil kokusunun yayıldığı bir medeniyet. Zarafette en üstün keyfiyete, edep ve ahlakta en güçlü idrake, mimari ve inşada en ince ruha sahip mü’min kokusuyla yoğrulan bir medeniyet. Bu medeniyetin ibdasına ve inşasına “memur, mecbur hatta mahkûmuz”. Yeter ki; KIVAM SIRRINI İDRAK EDELİM.

 

Kaynakça

Kısakürek, Necib Fazıl. Aynadaki Yalan. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları, 1980.

Muhyiddin-i Arabî. Fusûs’ül Hikem. Çev: Nuri Gençosman, İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1990.

Ozan, Vedat. Kokular Kitabı I. İstanbul: Everest Yayınları, 2017.

Ozan, Vedat. Kokular Kitabı II: Parfümler. İstanbul: Everest Yayınları, 2015.

Ozan, Vedat. Kokular Kitabı III: Kültürler. İstanbul: Everest Yayınları, 2016.

Öz, Prof. Dr. Zeki. İlaç ve Parfümün Sihirli Dünyası. İstanbul: Hayy Kitap, 2010. Süsdink, Patrick. Koku: Bir Katilin Öyküsü.Çev: Tevfik Turan.İstanbul: Can Yayınları, 2017.

 

Aylık Dergisi 164. Sayı

 
Etiketler: Güzel, Koku, ve, Estetik, İdrak, -II-, , ,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Haziran 2019
Salih Mirzabeyoğlu: Nizam ve Sır
01 Mayıs 2019
İslam Hikemiyatının Batı’ya Tesiri ve 12. Yüzyıl Tercüme Faaliyetleri
02 Nisan 2019
Türkün Ruh Köküne Düşman Bir Tip: Reşit Galip
01 Nisan 2019
İslam Coğrafyasında İlk Dönem İlim ve Hikmet Faaliyetleri
07 Şubat 2019
Çile Şiirinde Büyük Doğu(m) -II-
01 Ocak 2019
Çile Şiirinde Büyük Doğu(m)
06 Aralık 2018
Edebiyat ve Ahlak “Müstehcen Edebiyat”
29 Ekim 2018
Necip Fazıl’ın Musiki Anlayışı ve Zevki
02 Ekim 2018
Eğitime Tolstoy Aşısı
03 Eylül 2018
Kendi Sinemamıza Doğru: Tesbit ve Tahlil
01 Ağustos 2018
Türkiye Sinemasına Eleştirel Bir Bakış
01 Temmuz 2018
500 Yıldız Beklenen Mütefekkir
01 Mayıs 2018
Güzel Koku ve Estetik İdrak
05 Nisan 2018
Eser Vermek Davası ve Estetik İdrak
01 Mart 2018
Cumhuriyet Dönemi Edebiyatında Batılılaşma
27 Ocak 2018
Köklerimizden Kopuş; Edebiyatta Batılılaşma
27 Aralık 2017
Dünya Klasikleri Kimin Klasikleri?
24 Ekim 2017
Şiirden Tuvale Resim Estetiği –III-
03 Ekim 2017
Şiirden Tuvale Resim Estetiği -II-
05 Eylül 2017
Şiirden Tuvale Resim Estetiği
31 Temmuz 2017
15 Temmuz Direnişi 1999 Ruhu’nun Devamıdır
27 Haziran 2017
Modern Dünya Hastalığı; Hikmetsizlik
02 Haziran 2017
Batı Tefekkürünün Ardındaki Hayat Tarzı
01 Mayıs 2017
Batılılaşmak Modernleşmek Değil Barbarlaşmaktır
05 Nisan 2017
Ölüm Odası Penceresinden Lügat İlmi ve Kâinat Muhasebesi
09 Mart 2017
Kültür Dezenformasyonu; Bilim Kılıflı Mitoloji
03 Şubat 2017
Hakikat-i Ferdiyye
04 Ocak 2017
Müzik Hikemiyâtı -Giriş- IV
30 Kasım 2016
Müzik Hikemiyâtı -Giriş- III
06 Kasım 2016
Müzik Hikemiyatı -Giriş-II
03 Ekim 2016
Müzik Hikemiyâtı - Giriş
05 Eylül 2016
İslâm Hikemiyâtında Felsefe
30 Temmuz 2016
Madde Nedir Ve Maddenin Ötesinde Ne Var?
04 Temmuz 2016
Madde Nedir Ve Madde’nin Ötesinde Ne Var? (I)
Haber Yazılımı