Yazı Detayı
01 Ağustos 2014 - Cuma 14:19
 
Günceli Anlamak İçin
Sezai Dilbilen
 
 

Büyük Doğu- İbda

“Büyük Doğu, İslâmiyetin emir subaylığı... Büyük Doğu, İslâm içinde ne yeni bir mezhep, nede yeni bir içtihat kapısı... Sadece «Sünnet ve Cemaat Ehli» tabirinin ifadelendirdiği mutlak ve pazarlıksız çerçeve içinde, olanca saffet ve asliyetiyleİslâmiyete yol açma geçidi; ve çoktan beri kaybedilmiş bulunan bu saffet ve asliyeti Yirmibirinci Asrın esiğinde eşya ve hadiselere tatbik etme işi... Galiba işlerin de en değerli ve pahalısı…”(NFK, İdeolocya Örgüsü)

İBDA: Allah ve Resulü davasında DOĞRU YOL – KURTULUŞ YOLU’nun bir alemi, bir remzi.”( Salih Mirzabeyoğlu, İbda Diyalektiği,19)

“Güya İslâm adına çırpıştırılmış fikirlerden kurulu köpek kulübesi cinsinden uyduruk oluşumlar bir yana, kelimenin gerçek anlamıyla insan ve toplum meselelerini kuşatıcı İslâmî bir dünya görüşü, ancak «Ehl-i Sünnet» itikadıyla mümkündür; Büyük Doğu-İbda, bu davanın hem tespitçisi ve hem de dünyada “İslâm’ı eşya ve hadiselere tatbik” mevzuundaki tek «sistem» terkibidir!..” (Salih Mirzabeyoğlu, İbda Diyalektiği, 115)

İdeoloji ve Demokrasi

“İdeoloji, mevcut iktidar sistemini muhafaza, biraz değiştirmeye, ortadan kaldırmaya yönelmiş örgütlü siyasal eylem için zemin oluşturan, az çok tutarlı fikir kümeleridir. Bundan dolayı tüm ideolojiler, (a) genellikle “dünya görüşü” biçiminde mevcut düzene ait bir açıklama sunarlar, (b) arzulanan geleceğe ilişkin bir model, bir “iyi toplum” görüşü geliştirirler ve (c) siyasal gelişmenin nasıl yapılacağı ve yapılması gerektiğini, (a)’dan (b)’ye geçişin nasıl olacağını açıklar.”( Andrey Heywood, Siyasi İdeolojiler,15)

Demokrasi ise bir ideoloji değil, ideolojilere payandalık eden bir “seçim-seçme metodu”dur. Demokrasi kendi başına var olamaz ve hali hazırda ne olduğuna dair üzerinde ittifak edilmiş bir tanımı da yoktur. Tarihi süreçte gücü ve iktidarı ele geçirenin kendi ideolojisi çerçevesinde şekillendirdiği, genişlettiği daralttığı, dilediği gibi kullandığı, istismar ettiği, oynadığı şekilsiz fikirler yığını olmaktan öteye de gidememiştir.

Sözde “halkın yönetime katılmasını sağlayan” araç olarak sunulan bu fikirler yığını kendi içerisinde en zehirli fikirleri de barındırdığından hiçbir zaman ideal bir toplumun oluşmasına imkân vermez. Nihayetinde biri diğerini yıkmaya memur mevcut bütün sistemler demokrasiden nemalanır.

İslâm'a Muhatap Anlayış Davası

İslâmı hâkim kılmak, eşya ve hadiselere tatbik etmek, insan ve toplum meselelerine çözüm üretmek, siyaset ve hukuk dünyasına İslâm’ın mührünü vurmak dendiğinde akla hemen “İslâma Muhatap Anlayış” gelir. Açıktır ki; Kur’an ve Hadis hiç günümüzde hiç kimsenin yapıp etmelerinin ürünü değildir. Kişi yahud kişiler “Bütün Fikir Şart” esasına bağlı olarak Edille-i Erbaa- Dört Delil (Kur’an-Sünnet-İcma-Kıyas) siyasetten hukuka, iktisattan edebiyata, cemiyet hayatından aile hayatına içtimai kurumları düzenleyen, örgütleyen, fertleri bağlayan ve yetiştiren kuralları koyan ve bütün bunları İslâm ölçülerini zedelemeden yaparlar. Mesala “Anayasa” denilen olgu…  Anayasa demokratik rejimlerde “toplumsal sözleşme” nevinden bir dünya görüşü, bir “muhatap anlayış” belirtir. Demokratik sistemlerde bu muhataplık “liberalizm-sosyalizm-kapitalizm-Feminizm” gibi beşeri ve menfi fikir kaynakları üzerinden giderken Müslümanların fikir ve idrâk dünyasında “İslâm” üzerinden gider. Dolayısıyla Müslümanlar müslümanca yaşama adına “yaşanmaya değer hayat tarzı”nı “İslâm’a Muhatap Anlayış” zaviyesinden değerlendirir. İslâm coğrafyasında yaşanan sıkıntı ve bir türlü içinden çıkılmayan karanlık çıkmazların sebebi de İslâm’a Muhatap Anlayış Davası”nın yeterince idrâk edilemediğidir.

Mütefekkirin tesbiti ile; “Bunlar her şeyden önce, her insan ve her toplumun ayrı bir zamanı temsil ediyor oluşunu, dolayısıyla “İslâm’a uygun olma”nın zamanı bütünlemek mânâsında bir mesuliyet belirttiğini anlamıyorlar. Aynı şekilde, İslâm’ı eşya ve hadiselere hâkim kılmaktan bahsedildiğinde, bunun, zamanın meselelerine nisbetle tıpkı doktorun hasta ihtiyacına göre ilaç vermesi gibi bir iş demek olduğunu da anlamıyorlar; bu yüzdende, ne ihtiyaç ve ne yapılması gereken olarak, İSLAMA MUHATAP ANLAYIŞ zaruretinden haberleri yok.”(S.M. İslama Muhatap Anlayış- Teorik Dil Alanı, 17)

Ayasofya’nın Manası

Ayasofya, iktidarların samimiyet sınavından geçtiği sırlı bir cami… Fethin ve bağımsızlığın sembolü olduğu kadar İslâm Ruh ve Ahlakına sadakatin, fethi hadislerle müjdelenmiş İstanbul fikir ve aksiyon davasında mihengin adı, yeri ve yuvası… Kumandanın deyişiyle “Senaryosunu Büyük Doğu-İbda’nın yazdığı inkılâb davasına nisbetle Ayasofya, bir remz, bir kurtuluş remzidir... Mânâda böyle bir mekân!..” (Tilki Günlüğü-3, s.166)(…)“Ayasofya hakkında, gayet muntazam cümlelerle, onun her şeyden önce bir bağımsızlık davası olduğunu, bağımsız olup olmadığımızı simgelediğini söylüyorum!..”(Tilki Günlüğü-3s.290)

Büyük Doğu Mimarının deyişiyle;

“Ayasofya’yı kapalı tutmak Yunanlıya «ben yapamıyorum; sen gel de kendi hesabına aç! » demekten farksızdır.

Ayasofya’yı kapalı tutmak, Birleşmiş Milletler’den Afrikalı yamyam devletlerine kdar aleyhimize rey verdirip kendileri müstenkif geçinen Batılılara «artık benim hayat hakkım kalmadı!» demektir.(…)

Ayasofya’yı kapalı tutmak, Allah’a sövmeye, Kur’ana tükürmeye, Türk tarihini kubura atmaya, Türk iffetini kirletmeye, Türk vatanını satmaya denk bir suçtur.”(Hitabeler, 164)

İsrail Çetesi

Genelde topyekûn dünya, özelde İslam Coğrafyasına musallat olmuş veba ötesi mikrop. İnsanlığın kurtuluşunun ve yeryüzünün fitne ve fesattan arındırılmasının önünde ki imha edilmesi gereken en önemli engel, kanser hücresi. Milyonlarca insanın ölümünden tecavüze uğramasına, şehirlerin yangın yerine dönüp harabe haline getirilmesinden tarım alanlarının yağma edilmesine kadar, sömürgecilikten insanlığın çeşitli biyolojik hastalıklara maruz kalmasına kadar her pisliğin, iğrençliğin, acımasızlığın kaynağı… İmhası zaruri ve elzem devlet. Kürdistan topraklarını “Arzı Mev’ud –Vadedilmiş Topraklar” idealleri içerisinde gösteren ve bölge insanını zihniyet olarak köleleştirici, birbirini kırarak tüketici hale getirerek Arzı Mev’ud ideallerini gerçekleştirmek isterler. Bu çete hakkında teslim olduğumuz hüküm şudur; “Bizim Büyük Doğumuzda Ortadoğu’da İsrail diye bir devlete yer yoktur”(Salih Mirzabeyoğlu)

PKK (Partiya Karkerên Kurdistan)

Kürdistan İşçi Partisi (Partiya Karkerên Kurdistan), Türkiye'nin güneydoğusu, Irak'ın kuzeyi, Suriye'nin kuzeydoğusu ve İran'ın kuzeybatısını kapsayan bölgede bir devlet kurmayı amaçlayan ve bu amaçla söz konusu toprakların Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde kalan kısmına sahip olabilmek için güvenlik kuvvetleri, geçici köy korucuları ve sivillere karşı silahlı eylem yapan Marksist-Leninist ideolojiye sahip çeşitli varyasyonları ile hareket eden silahlı bir örgüttür. Örgüt KADEK (Kürtçe: Kongreya Azadî û Demokrasiya Kurdistanê, Türkçe: Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi) ve Kongra-Gel (Halk Kongresi) isimlerini de kullanmıştır. PKK, 7. Parti Kongresi'nde bağımsız bir Kürdistan fikrinden vazgeçtiğini açıklamıştır.

1974 yılında Abdullah Öcalan tarafından kurulan PKK'nin ideolojisi, Devrimci Sosyalizm ve Kürt Milliyetçiliği üzerine kuruludur. PKK'nın başlangıçtaki amacı, Kürdistan diye tanımlanan, Kürtlerin de yaşadığı, Irak'ın kuzeyi, Suriye'nin kuzeydoğusu ve İran'ın kuzeybatısı arasında kalan coğrafi bölgede, bağımsız sosyalist bir Kürt devleti kurmaktı. 1993-1998 arası dönem örgütün hayatta ve ülkeler arası yapıda kalabilmek için ideolojisini büyük ölçüde yeniden gözden geçirdiği dönemdir. Bu değişimlerle PKK, Kürt devleti söyleminden vazgeçmiş ve Türkiye Cumhuriyeti devleti altında otonom bir yapı amaçladığını söylemeye başlamıştır.

Cihad Etmek

Çalışmak, uğraşmak, çabalamak, gayret sarfetmek. İslâm’ın yükselmesi, korunması ve yayılması için her türlü çalışmada bulunmak, uğraşmak, gayret sarfetmek ve bu yolda sıcak ve soğuk savaşa girmektir. Daha açık bir ifade ile Allah (c.c.) tarafından kullarına verilmiş olan bedenî, malî ve zihnî kuvvetleri Allah yolunda kullanmak, o yolda feda etmektir. İnsanın maddî-manevî bütün varlığını Allah yolunda ortaya koyarak Hakk’ın düşmanlarını ortadan kaldırmak için savaşması “cihad”dır.

İslâm’da cihad farzdır. Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyuruyor:

“Hoşunuza gitmese de düşmanla savaşmak üzerinize farz kılındı” (el-Bakara, 2/216).

“Herhangi bir fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla çarpışın ” (el-Bakara, 2/193).

Mütefekkirin duasıyla beraber cihadın ehemmiyeti; “Allah’ın lâneti, İslâm’ın cihat emrini reddedenlerin, cihadı baltalamaya çalışanların, İslâm’ı küfür düzeninin çeşnisi bir acube hâline sokmaya çalışanların ve bütün bunları İslam’ın hoşgörüsü olarak sunmaya yeltenenlerin üstüne olsun!..

Bu duaya “âmin!” demeyeceklerin toplamı, söz konusu sınıftan olarak İBDA bağlılarının imhâ hedefidir. (S.M. İbda Diyalektiği, 240)

F.G. ve Cemaati

Batının son ürettiği ve zaman zaman kaynattığı bir fitne kazanı. Girilmemiş birçok tersanesi kalmamasına rağmen hala elemanları henüz bütün haliyle deşifre olmadığından ‘gözü avına kurduğu tuzakta’ gün sayan Abd’nin verimli işçisi. Cemaati, tam gaz gelen İslâm’ın önüne set dikmeye kadar Müslümanlara karşı gözünü karartmış yığın… Avamın dilinde ise ABD ajanları, çakma cemaat, kartondan adamlar. Kemalistler ve İranilerden sonra İslâmi mücadelenin önünde ki en önemli engel.

Selefilik

Selef, önceki demektir. Istılahta Sahabe ve Tabiine Selef veya selef-i salihin denir. Selef-i salihinin yolunda bulunan müslümanlara (Ehl-i sünnet) denir. Ehl-i sünnet olmayıp, Ehl-i sünnet âlimlerinin nasslarda açık bildirilmemiş olan ahkâmdaki ictihadlarını beğenmeyen ve bu manası açıkça anlaşılamayan nassları yanlış tevil ederek, anladıklarını Selef-i salihinin yolu olarak savunan sapıklara Selefiye denir. Selefin mezhebi vardır, selefiye mezhebi diye bir şey yoktur. Selefin mezhebi ise ehl-i sünnet vel cemaattir.

Ehl-i sünnet itikadından ayrılan bazı din adamları Selefiye adını verdikleri sapık bir yol tutmuşlardır.

Bunun itikadda mezhep olduğunu söyleyip, kitaplarında yazmışlardır. Halbuki İslamiyet’te Selefiye mezhebi diye bir şey yoktur. Ehl-i sünnet âlimleri böyle bir şey bildirmemişler ve kitaplarında asla yazmamışlardır.

İslamiyet’te Selef-i salihin mezhebi, yani Ehl-i sünnet mezhebi vardır. Selef-i salihin; hadis-i şerif ile methedilen, övülen ilk iki asrın müslümanlarıdır. Yani Selef-i salihin, Eshab-ı kiram ve Tabiine verilen isimdir. Bu şerefli insanların itikadına Ehl-i sünnet vel-cemaat mezhebi denir. Bu mezhep, iman, inanç mezhebidir. Eshab-ı kiramın ve Tabiin-i i'zamın imanları hep aynı idi, inançları arasında hiçbir fark yoktu.(dinimizislam.com)

 

Şii

Şii veya Şia, Arapça bir kelimedir ve “taraftar” anlamına gelir. Bu kelime, Hz. Osman’ın şehit edilmesinin ardından, Hz. Ali ve Hz. Muaviye (Haşimi ve Emevi kabileleri) arasında yaşanan hilafet krizinde, tarafları ifade etmek için kullanılmıştır.

Şia, İslam değildir; Hz. Ali’nin adını ve Ehl-i Beyt sevgisini istismar etmeyi metot edinmiş bir dindir. Şiilik, İslamiyet’in içine sokulmuş kanser tümörü gibidir. İslamiyet’in rağmına büyümekten başka hareket kabiliyeti de yoktur. İslam tarihinde Şia’nın yol açtığı zararları, hem ilahiyatçılar hem de tarihçiler tek tek ortaya koymaktadır.

Şia ayrılıkçılığı, siyasal alandan inanç alanına kaymıştır. Ümmet çatısı altına girmemek ve İranlılık (Farsçılık) bilincini canlı tutmak için, “kavme özgü inanış” üretilmiştir. Bu haliyle Şiilik, tarihte “kendi milletine özgü tanrı ve din anlayışı üretmek için tahrifat yapan” Yahudilikle benzeşir.

İran, tarih boyunca itikadi ve siyasi açıdan, daima İslam ümmetinin aleyhine çaba sarf etmiştir. Hz. Peygamber’i ve Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini eksiklikle suçlayacak ölçüde çarpık itikada sahip olan Şiiler, İslam ümmetine karşı, yeri geldiğinde Haçlılarla ittifak kurmuş, yeri geldiğinde Moğollarla anlaşmıştır. Şii İran’ın, tarihi boyunca ne gayrimüslimlere karşı bir tek savaşı vardır, ne de İslamiyet onlar eliyle bir metrekare toprak fethetmiştir.

Şiileri tanımlamak için İslam tarihinde “Rafızi” adı kullanılmıştır. Rafizi, terk eden, ayrılan, reddeden anlamlarına gelmektedir.(irantehlikesi.com)

 

Büyük Ortadoğu Projesi

ABD'nin “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) adı altında ortaya attığı, daha sonra çerçevesini genişleterek “Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ülkeleri Projesi” adını verdiği sömürü sistemi. Dünya petrol rezervinin yüzde 64'üne sahip Ortadoğu, ABD ve Batı için stratejik bir öneme sahip ve batı içine düştüğü maddi krizden çıkabilmek için her zamankinden daha çok muhtaç.

ABD'nin 1997'de oluşturduğu ''Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi'' nin bir alt unsuru olarak ortaya çıkan bu proje günümüzde yaşanan birçok şeyi özetlediği gibi, 28 Şubat Darbesini, sonrasında İslami Muhalefetin sesini kısma adına Salih Mirzabeyoğlu ve arkadaşlarının mahkûm edilmesi ve sonra öldürülmeye kalkışılması, iktidarı ve bürokrasiyi aynı projenin farklı bir alt unsuru olan “dinler arası diyalog-ılıman İslam” plan ve programının tatbik edilmeye başlanması vs. hepsi bu Haçlı taarruzunun neticesidir. Bu proje ile ilgili kim varsa ve hangi şartlarda ne görüşmüşlerse açık olmadan mesele okunmaz ve çözülmez.

Aylık Dergisi, Temmuz 2014

 
Etiketler: Günceli, Anlamak, İçin
Yorumlar
Haber Yazılımı