Yazı Detayı
03 Şubat 2017 - Cuma 12:09
 
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -III-
Fatih Turplu
 
 

Sokak ortasında, içtimâî hayatın faaliyet ve uyanıklık merkezlerinde sizin dalgınlığınızı kim düşünür?

Destiyi kırmadan oğlana hafifçe tokat aşk eden Nasreddin Hoca’nın hikâyesi malum. Artık fertlerin hödüklük ve beceriksizliğinden zarar görmüş olan cemiyet, destisi kırılmasa dahî benzer dalgınlıkları tebessümleriyle cezalandırsa haksız mıdır?

Değil midir ki vazifelerine her gün hesaplı bir intizam ile geç gelen kalem efendileri yahut mektep talebeleri arkadaşlarının gülücüklerini davet etmekten kurtulamıyor... İnsanları terbiye etmek okul ve aile ile temin edilemez ise başka ne yapılacaktır acaba?...

Dalgınlıktan ziyâde kayıtsızlık, dikkatsizlik ve saygısızlığı andıran bu komik hareketlerin daha derinden gelen şekilleri vardır ki asıl komik dalgınlık burada tecelli etmektedir. Mesela sinema yahut tiyatro bittiği ve herkes dışarıya çıktığı halde kendisinden geçmiş olarak hâlâ gözü sahnede kalan meşhur dalgınlar var. Hele damdan düşer gibi söz söyleyen sersemlere ne demeli? Demek ki bunlar hâlin icab ettiğini bir türlü takip edemiyor ve hâlde yaşamalarına mukabil mazinin mezaristanı ile istikbâlin gülistanı arasında köprüler kurarak hâlin üstünden atlıyorlar. Bu hâli bilhassa aşk ile kahramanlık efsanelerine kendini kaptırmış kimselerde görmeli. Bunların artık kendilerine mahsus hiçbir iradeleri yoktur. Okuyup inandıkları roman kahramanlarının sihir ve cazibesiyle öyle büyülenmişlerdir ki, günün birinde o kahramanlardan biri olacaklarına hakikaten inanmışlardır.

Aramızda “Sezar” gibi dolaşan bu adamlar az değildir. Sakın görünüşe aldanıp da bunlara akılsız yahut tecrübesiz demeyiniz! Gerçekten herkes hasta değilse de her sağlam adamda uzvî ve ruhî bütün hastalıkların tanecikleri vardır. Hastalık dediğimiz hâl bu taneciklerin açığa çıkmasından ibarettir. Nitekim ruhî hastalıklardan birçoğunun tanecikleri dalgınlık halinde uyumaktadır. İsterik dediğimiz hastalık esas itibariyle hayatın hakikat ve vakalarına inanamayıp muhayyelata saplanmak ve buradan bir türlü çıkamamaktır. Bu hastalığın en hafif şekli “dalgınlık”tadır. Hastalık acıklı bir şey olduğu için isteriklere gülemiyoruz. Fakat dalgınlık henüz teessürümüzü uyandıracak bir hâl olmadığından mesela bir bülbül bizi güldürebiliyor. Hele dalgınlık sebeplerini bilir ve bu sebeplerin hastalıklı olmayıp tabiî olduklarını sezersek mevzu tamamen komikleşmiştir.

Meseleyi başka bir misal ile izah edelim: düşmek, daima düşmek ise de, etrafı kollarken bir kuyuya düşmekle yıldızlara dalarak düşmek başka başka şeylerdir. Ezcümle (Donkişot)un fazla komik olması bir yıldıza bakarak düşmesindendir. Nasreddin Hoca’nın evden iki eşekle çıkıp da sonra altındaki eşeği unutarak bir eşek eksik diye telaşa düşüp yoldan dönmesi gülünç dalgınlıkların bir şaheseridir. En sathî komiklik, hayatın hoş avuntu göstermeleri ise, en şahsî ve derin komiklik seciye komikliğidir. Bu iki komiklik arasındaki muvazene unsuru dalgınlıktır. Hayalî kimselerle sokak ortasında ayağı kayarak düşenler arasında komiklik itibariyle fark yoktur. Biri maddî bir engelden düşerse diğeri gerçekte var olmayan fikirlerle sarsılarak düşüyor. Aralarındaki fark birinin basit olup diğerinin ruhun deryalarındaki bir fikr-i sabitten doğması dolayısıyla muadil olmasıdır. Seciyeden kaynaklanan komiklik her gün bir şey yumurtlayacak bir istidatta olduğu için çok zengin ve bereketlidir.

Ruhun tabiî hâli elastikî ve müteal olmaktır. Ruhun bu hâlinde komik olabilecek bir yön bulmak pek güçtür. Fakat çocukken kıkırdak hâlinde bulunan kemiklerimiz daha sonra nasıl katılaşıyorsa, zekâ hissiyatımız dahî katılaşıyor. Mesela “fikr-i sabit”, zekânın bir katılaşması ise, bazı fena huylar da seciyenin bir haşinliğidir. Her ikisinde de ruh elastikiyetini kaybetmiştir. Bazı fena huylar demekle bütün kötü huylarımızın komik olmadığını anlatmak istiyorum. Fena huyların bir kısmı vardır ki, ruh bütün tesir kudretini bunlardan aldığı için tahrik edildikleri takdirde hallerin doğurucusu olurlar. Fecaatlerin doğurucusu olan bu huylar mizacın yaratılış mahsulü olduğu için, hiçbir suretle iyileşme kabul etmezler. Adeta uyuyan yılana benzerler, kuyruklarına basmaya gelmez. Hâlbuki fena huyların bir kısmı tıynet mahsulü olmayıp hariçten, yani içtimâî hayatın zaruretlerinden doğdukları için hayatlarının küçük gölgeleri kendi hayatımızda değildir. Ruhunuzdaki varlıkları tabii yaratılışın mahsulü olmadığı için makineyi andıran bir yapılışları vardır. Sun’îlikleri dolayısıyla ruhumuzu da kendilerine benzetmişlerdir. İşte (komedi) ile (dram) arasındaki fark buradadır. (Şeyh Sadi)nin “kırk oğul kırk rahatsızlık” ile ifade ettiği kötü huylar tabiat mahsulü oldukları için tasavvurları drama aittir.

Bunun için kötü huylarla sahibi arasında ayniyet olduğundan biri diğerinden ayrılabilecek halde değildir. Bu yön, karakterin komikliğinde dram ile komedinin tahlili mevzu bahis olurken etrafıyla tetkik edileceği için burada yalnız işaretle iktifa ediyorum.

Hasislerle kıskançlar ve sonradan görmelerdeki fena huyların çoğunlukla cemiyetten gelmeleri itibariyle ne kadar sathî ve mekanik olduklarını perde kahramanlarının sarsılmaz huylarla mukayese ederseniz çabuk anlarsınız. Komedi sanatının yaptığı şey, ruhta küçük bir halde yaşayan kötü huylarımızı içindeymişiz gibi bütün alışkanlığın verdiği kolaylıkla kavramak ve içlerini anda oynatabilecek gibi elimize vermektir. Bu iç elimize geçtikten sonra o huyla biz de oynayabiliriz.

Dalgın bir adam kendinden nasıl haberdar değilse, gülünç olan kimseler de gülünçlüklerinden habersizdirler. Bu açıdan bakarsak bütün gülünç kimselerle dalgınlar arasında bir müştereklik vardır.  Gülünç düşmek şuur dışılık hâlini barındırır. İnsan gülünç olduğundan habersiz yaşadığı müddetçe gülünç olur. Bir hasisin pintiliğinden doğan hareket etrafı güldürdüğü hâlde kendisi farkında bile değildir. Bunun için komikler kendi hareketlerine kendileri de gülerlerse tesirlerini kaybederler. Her komik kusurlarına karşı şuursuz görünmek mecburiyetindendir. Bir facia kahramanı görev ve hareketinin övülmesinden asla hoşlanmadığı gibi, kendinin ne olduğunu ve hakkındaki bütün teferruatları bildiği hâlde hareketinden asla şaşmaz; fakat gülünç bir eksikliğe düşünce de hareketinde haricen de olsa bir değişiklik uyandırır. İşte komedi ile karikatürün benzerliği bu yöndedir.

Sadeleştirilen Eser: Mustafa Şekip, Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?, Suhulet Kütüphanesi, İstanbul 1336

Aylık Dergisi 148. Sayı, Ocak 2017

 
Etiketler: Gülmek Nedir Kime Gülüyoruz, mustafa şekip tunç, bergson,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Mart 2018
Fırtınaların Prensi
24 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VIII-
03 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VII-
31 Temmuz 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VI-
03 Haziran 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -V-
09 Mart 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -IV-
04 Ocak 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -II-
30 Kasım 2016
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?
30 Temmuz 2016
Darbe Öyle Olmaz Böyle Olur!
30 Temmuz 2016
Bir Adam Yaratmak ve Trajik İnsan
04 Temmuz 2016
Varlık Sebebi...
03 Mart 2016
Milletler Arası Hukuk Açısından BM
01 Şubat 2016
Kamu Hukuku-Amme Hukuku Bahsi
07 Ocak 2016
5 Aralık 1999 Şanlı Metris Zaferi
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti "Yeni Dünya Düzeni" Devlet Şekilleri Bahsi Üzerine
05 Kasım 2015
Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Günümüze Kadar Ermeni Meselesi 1324-2015
08 Ekim 2015
Tüm Zamanların En İyi Boksörü- III
04 Eylül 2015
Hilâl ile Haç’ın Ringe Çıkışı! II
05 Ağustos 2015
Rinklerin Yeni Prensi - I
05 Temmuz 2015
Genel Seçim Değerlendirmesi
29 Mayıs 2015
Selçuklular Devri'nde Ermeniler (1028-1246) ve Peygamberimizin Ermenilere Verdiği Amannâme
30 Nisan 2015
Ermenilerin Tarihî Kökeni ve Osmanlı Devleti Dönemine Kadar Ermeniler
02 Nisan 2015
Ermeni Meselesi ve Tarih Şuuru -Giriş-
09 Mart 2015
Korku Histerisi ve İslâm’ın İkinci Hâkimiyet Devresi
03 Aralık 2014
“Başyücelik Devleti“ ve Engelciler
16 Ekim 2014
Kültür Davamız Eserindeki "Tatbik Fikri ve Muhatap Anlayış" Bahsi Üzerine...
25 Eylül 2014
İman ve İspat, Bilgi’nin Doğuşu Üzerine...
28 Ağustos 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "Allah-Âlem-İnsan" Bahsi Üzerine
01 Ağustos 2014
"Zaman ve Şuur" Bahsi Üzerine
04 Temmuz 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "İki Yol ve Süzme" Üzerine
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme - Karşı Yanlış- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür ve İdeoloji Üzerine…
29 Ocak 2014
“Aydın” Çağından mı Gazetedeki Köşesinden mi Sorumlu?
11 Aralık 2013
Eğitim Sistemimiz, Dershaneler ve Ak Parti
25 Kasım 2013
Kültürel Uyuşturma Operasyonu
01 Ekim 2013
Sanal Dünya, Gerçek Dünya ve Kitaplar
01 Eylül 2013
Günümüz İslamcılığının "İslam Anlayışı" Karşısındaki Çıkmazları Üzerine
01 Ağustos 2013
Dostoyevski’nin Cinler Romanı Üzerine Birkaç Not
01 Mayıs 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -3-
01 Nisan 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -2-
01 Mart 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -1-
01 Şubat 2013
Danton ve Robespiyer
01 Aralık 2012
Sert Rüzgarlar…
01 Aralık 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -3-
01 Kasım 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -2-
01 Ekim 2012
Joseph Fouché Üzerine… -1-
01 Eylül 2012
“Kadına Şiddet” Mevzuuna Dair
01 Ağustos 2012
“Berzah -Bütün Dalların Birleştiği Kök’e-” Eseri Etrafında
01 Temmuz 2012
Sıradan Bir Gün
01 Haziran 2012
Tümevarım ve Zaafiyeti Üzerine
01 Mayıs 2012
Mitolojiden Sinemaya
01 Nisan 2012
Van Gogh Sergisi Vesilesiyle Resim
01 Şubat 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (2)
01 Ocak 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (1)
01 Eylül 2011
Gerilim ve Korkunun Ustası Hıtchcock
01 Ağustos 2011
(Eymi Vaynhauz) ve Koyun Atlatma
01 Ekim 2010
Bir Filmin İyi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
01 Eylül 2010
‘Seni Kim Kumanda Ediyor?’
01 Eylül 2010
Bir Romanın Konusu - Vesile Kimdir?
01 Ağustos 2010
Reenkarnasyon-Tenasuh Üzerine
01 Temmuz 2010
Tarkowsky’nin Son Filmi Offret-Kurban
01 Aralık 2009
Bir Tarkowski Klasiği: Stalker (İz Sürücü)
01 Haziran 2009
Andrei Tarkowski’nin Hayatı ve Sanatı Üzerine
06 Nisan 2009
Truman Show Filmi Üzerine
Haber Yazılımı