Yazı Detayı
06 Eylül 2017 - Çarşamba 22:15
 
Gencin Şahsında İçtimai Muhasebe
Zeynep Nurseli Güleç
 
 

İnsanın sırlarından; genç olmak, genç kalabilmek... Topyekûn insanlık bilerek yahut bilmeyerek bu sırrın peşinde… Gençlik iksiri olsa içmeyecek kimse yok. Gençlik, öyle mühim bir şey ki, Rabbin mükâfatı olarak cennet nimetlerinden… Genç her daim aşk, vecd ve heyecan sahibi.

“Suretler olmazsa mânâlar ebediyyen tecelliye gelmez” hikmetinden nasiple “gençlik ruh ve mânâsı” kısmen surete bağlı görünmektedir. Ancak suret eskimesine rağmen onun giydirildiği mânâ eskimediği için “gençlik ceset işi değil, ruh işidir” denilir. Bu yüzden taze vücud fakat ham akıl sahibi olanlar bahsimizle alâkasızdır. Nitekim kemiyetine ihanet edercesine çağımızın 20’liklerinde göremediğimiz asıl şey ve ana problem; gençlik cevherinden yoksunluk...

Gencin ruh kökünden evvel lügatteki seyrine ve tedailerine bakalım.

Uygurca, Kenç; çocuk, yavru, her hayvanın küçüğü, zürriyet. Künc; köşe, bucak, bodrum. Günc; hazine, köşe, zaviye. Genc; define, gömülü hazine. Ceng; muharebe, kavga. Çeng; pençe, el, çalgı aletlerinden bir saz çeşidi, eğri büğrü. 

Gençlik, insana sunulan kıymeti, aranılanı, arzu edileni, vazgeçilmez olanı temsil eder ve genç, kıymeti nisbetinde ortaya bir şey koymakla vazifeli. Neticede genç/gençlik de Hakk’a olan bağlılığı nisbetinde kıymetli... 

Ben KİM’im? veya Gençliğimi Nerede Harcadım?

Hz. Âdem’den günümüze hikmet sahibi herkesin hakikatini aradığı SIR. Ve bütün yaşamı bunu izaha memur bir arayış içinde olan insanlık… Açıldıkça açılan perdeler ve varıldıkça varılacak nice menziller olduğu fark edilen ufuksuz hakikatler, hikmetler... Soru hep bir düğüm ve daimi iç muhasebeyi gerekli kılan bir incelik barındırmaktadır. Üstad Necib Fazıl’ın ızdırapla dile getirdiği ve gençliği diri olanlara ikram ettiği mısra: “Ben kimim ve bu hal neyin nesi?”

En süfli haliyle gençlik döneminde kendini yeniden keşfetme arzusuyla doğan bu soru, hakikatinde ulvi nefs muhasebesine mevzuudur. Gencin “BEN” arayışının mihraksızlığı onu ya başıboş bir “hiç”liğe, tanrı tanımazlığa götürür yahut bedeninin ihtiyarladığı her dakika da dünyanın süfli arzularını kanıksamış haliyle arayışı terk eder. Kimileri vardır ki, hayatının her safhasını ayrı kafa hummasına tutularak geçirir ve gençliğin arayış ıstırabını her deminde yaşar. İnsana gereken dur durak bilmeyen arayıştır, tıpkı onların ıstırabı gibi lakin hakiki mustarib İslâm’ın kanatları altında varlık gayesini arayandır. Bu yolda Allah Resûlü’nün ruhaniyetine sığınmak nihai menzil... O’nun sahâbîleri, mânâsını ondan alan veliler, sıddıklar, erenler, Allah dostları ve niceleri...

Gençlik, her çağın ruhuna nisbetle şekillenen bir bakış, bir duruş, bir tavır, bir devir, bir devrim... Kendine dair ne varsa ve kendisine sunulan her ne ise eldeki tüm mevcutların sorgu süzgecinden geçirildiği ilk dönem. Sonrası asl’ı keşf için çabalayanlara açık, diğerleri ise devrin süzgecinden süzülenlerden. 

Gencin zuhuru da çağına göre yâni genç bir nevi çağını aksettiren ayna hükmünde. Bilim ve teknolojinin ilerlemesi, küreselleşme ve benzeri pek çok sebeb geçmiş çağlara nisbeten çağımızın gençliğini zorlayan faktörlerden... 18. yüzyıldan başlayarak yaşanılan küresel savaş ve buhranların da etkisiyle gençlik dönemi gittikçe kompleks-grift bir hal almıştır. Milyonlarca genç çıkar güçlerinin bu savaşlarında gençliklerinin baharını bile göremeden ölüp gitmiştir. Kalanlar ise sağlıklı düşünme zeminini yitirmiş, 19. asırdan itibaren global şirketlerin ya kölesi-işçisi yahut yaşatıcısı olmuştur. Hal böyle olunca da ortaya çıkan gençlik yâni yarının toplumu iç dengesini kaybetmiş, sendromlu, hırs ve zevk anaforunda kaybolmuş bir görüntü vermiştir. Bu vaziyet toplumların temel problemi hâline gelmiştir ve artık gencin muhasebesi, toplum muhasebesiyle denk hüviyettedir. Hiç kuşkusuz inançları, fikirleri, toplumları, devletleri yaşatan, dinamizmini sağlayan gençlerdir; genç ruhlar...

Küresel ekonominin hâkim olduğu bu çağda, gencin kendisine yüklenen temel misyon “tüketim”dir. Sistemin çarpıklığı içinde de pek çok genç, pazarlıksız olarak tüketmektedir. Bu tablo apaçık bir şekilde gençliğin metalaştığını göstermektedir. Genç, modern çağın tüketim endüstrisinin -medya, sosyal ağlar ve saire aracılığıyla- sunduğu markalardan ibarettir ve insanların genç olma hayali Batı’nın sunduğu plastiteyi arzulamaktan başka bir şey değildir. Yâni çağın dilinde genç veya gençlik yalnızca kuru bir kelimeden, bir etiketten ibarettir.

“Hiçlik”e Mahkûmiyet

Bahsini ettiğimiz üzere, varoluş gayesini anlamlandırma ve bulma çabasının filizlendiği bu dönemde, modern çağın ürettiği gençlik profili ve çağın getirdiği BOŞLUK, genci derin bir varoluş buhranına ve çaresizliğe sürüklemektedir. Genç, zamanın hızlı akışına nisbeten bir de kapitalist anlayışın ahlak ve prensip tanımaz rekabeti içerisindedir. Kimliğini, sisteme eleman yetiştiren eğitim kurumlarının verdiği diplomayla, para ve ün kazandıran meslek tahayyülü ile şekillendirmeye çalışmaktadır. Öte yandan aile hayatı, okul hayatı, arzuları ve sanal dünyası birbirine mutabık düşmeyen pek çok genç kendisini kimlik bunalımı ve sinir krizlerinin pençesinden kurtaramamakta ve gençler güvensizlik duygusuyla geleceğe hazırlanmaktadır. 

Her ne kadar önce bu menfi tabloyu öne sürmüş olsak da, tüm bu hallerin ortaya çıkışının sorumlusunu sistemden dem vurarak geçiştirmek, beleşçilikten başka bir şey olmaz. Gence ve gençliğe muhatap her şahıs ve topluluk, onun duygusal, fizikî, fikrî ve sair pek çok mevzuda gelişiminden sorumludur. Çünkü gençlik, hayatın en zeki, en kuvvetli, en heyecanlı, en çok aşka, sevgiye ve aksiyona susanmış bir devridir. Yâni genç “en”lerin zamanını yaşar. Bu ruh ve beden birlikteliğini gençten çalanlar da yetişkinlerden başkası olmasa gerek. Yetişkinlerin gençlerden olgunluk adına istediği pek çok davranış, gencin duygusal ve fikrî olarak gerilemesine sebeb olmakta; en’leri arzulayan genç ile yaşam kavgası veren anne-baba-yetişkin kuşağın arası gittikçe açılmakta, kültürel mesafeleri derinleşmektedir. 

Üstad genci anlamak için “zamanı anlar gibi olmak” lâzım der. Nitekim herkes kendi zamanından mesul... Genç de kendi çağına muhatap ve kendi çağına nisbetle genç... Bu yüzden genci yetiştirmek de onun zamanını idrakle mümkün; yani ihtiyar-yetişkin kimse gencin çağının idrakinden uzak kaldığı, o’na uygun muameleyle davranmadığı vakit, ya genci çağının çok ötesine iter, ihtiyarlatır veyahut tavrı nisbetinde genç ile olan bağı pamuk ipliğine döner. Neticede genci anlamak o gencin yaşadığı çağı idrakten geçer.

Genç ile yetişkin arasındaki bu kopuş ve gencin arayışına destek olamama, gençliğin farklı mecralarda kendini aramasına yol açmaktadır. Gençliğe sembol şahsiyet olarak sunulan Hollywood yıldızları, mankenler, şarkıcılar şunlar bunlar ve saireler ile genç doğrudan görüntünün sahte ihtişamına ve estetiğine doğrudan tabi olmaktadırlar. Böylesi bir propaganda karşısında çaresizleşen genç, -kendini hakikate erdirecek bir muhatap anlayıştan da yoksunsa- aile parçalanmalarına sebebiyet vermekte, cinsel kimlik bunalımı yaşayıp cinsiyet değiştirme yoluna gitmekte, şehevî olarak doymak bilmeyen bir sapkınlığa düşmekte, zaman içerisinde ise intiharla neticelenen facialarla hayatını noktalamaktadır. Her gün onlarca misalini gördüğümüz ve bedahet derecesinde karşımızda olan bu hakikatlerden birine değinerek geçelim:

Gencin kendisini en kolay kaptırdığı lakin en tehlikeli ve hayatî mecralardan biri madde bağımlılığıdır. Madde bağımlılığı, genci içindeki derin boşluklardan yakalayarak istila eder. Gencin bu ağa düşmesinin engellenmesinin tek çıkar yolu, inanç eksenli bir yaşam tarzıdır. Problemin temeline aile konulsa da, çağa nisbeten düşünüldüğünde bu kimselere muhatap herkes doğrudan sorumluluk sahibidir. Esas olan, problemi kaldırmak için alakalı şahısları-suçluları derdest etmeden evvel problemi doğuran saikleri ortadan kaldırmaktır. Ferdlerin madde bağımlılığı, alkol, uyuşturucu ve benzeri hastalıklara düçar olması, toplumda buhranların ve krizlerin arttığının en bariz göstergesidir ve eğitim seviyesinin yüksek olmasına karşın meselenin kemiyet değil keyfiyet yoksunluğundan ileri geldiğini ihtar etmektedir; baş sebeb, fikir ve ideal yoksunluğu... 

Öte yandan madde bağımlılığına yalnız içtimai değil küresel bir problem olarak bakmak icâb etmektedir. Çünkü küresel uyuşturucu ticareti ve sair boyutları ele alındığında mesele daha kompleks bir yapıya bürünmektedir ve iş gelip yine dünya nizamının çarpıklığına ve kokuşmuşluğuna dayanmaktadır. Dünyayı tek elden idare etmek isteyenler karşılarında dinamik, hareketli, sorgulayan ve üretimin her aşamasın hak talebine giren bir gençlik yahud topluluk bulmak istemezler. Onlar şehvet, uyuşturucu ve şiddet ile sağlıklı düşünme zeminini kaybetmiş, ölçüsüz bir açlıkla tahrik edilmiş, cinsel duygularını tatmin için her çeşit şiddete, yağmaya yönelmiş, uyuşturucu ile de şuur kaybı dâhil hiçbir şey üretemeyen, akli muhasebe ve muhakeme yapamayan ve dünyayı boş vermişlik duygusu ile yaşayan gençlik isterler. Bilhassa kendilerine düşman belledikleri toplulukların birlikteliklerini dağıtmak, geleceğini karartmak için bunu profesyonel bir şekilde, “savaş mantığı” ile yaparlar. 

Lisân ve Fikir Suistimali

İnsan, yaşayabilmek için dile muhtaç.  Dili çürütmek, kültürü çürütmek demek, kültürü çürütmek de anlayışı. Gençlikte dilin bozulmasına müsaade etmek, aynı zamanda kültürün bozulmasına müsaade etmektir. Devletleri, milletleri, aileleri ayakta tutan kendi öz dili, kültürü ve ahlâkıdır. Kültür emperyalizmi, kendi dışındakileri köleleştirmek ve asimile edip yok etmek için her daim onu kendi kültüründen, kendi dilinden koparmak ister. Bu durum karşısında gencin yabancılaşmasına, yabancı kültürlere meyline ve bunu kendi toplumuna taşımasına müsaade etmek yahut ona aracılık etmek, ihanet derecesinde bir davranıştır. Bir nevi bu toplumun temeline dinamit koymak, ona ölümcül kanser virüsü enjekte etmektir. Kaldı ki bir dünya görüşü, büyük bir kalkınma/düzeltme hamlesi doğuracak bir “tatbik fikir” teklif etmeden salt bu durumdan şikâyet de ahmaklıktan öte bir şey değil. 

Çünkü hastanın hastalığından şikâyet etme gibi bir lüksü yoktur, onun için tedaviyi aramak icâb eder. On yıllardır hakiki gencin olmadığından dem vuranlar ve gençlik ateşinin söndüğünden yakınanlar, gencin zuhur edememesinin şartlarını da kendinde aramak mecburiyetindedir. Gençleri “gençlik yok” masallarıyla avutanların elinden ruhu cayır cayır yanan ve hakiki aksiyona susamış gencin zuhurunu beklemek abesle iştigaldir. Tabiî gençleri yetiştirmek adı altında gençler üzerinden parsacılık oynayanları da unutmamak gerek.  

Müslüman Anadolu gencini yüksek ve kaliteli işlere, dünya çapında icadlara yakıştırmazken, Batılı gencin keşifleriyle sevinmek, o gençlere hayran hayran bakmak bu coğrafyada görülen eziklik psikolojisinden başka bir şey değildir. Nihayetinde her milletten büyük fikir adamları çıkmış ve çoğu gençliklerinin eseri olarak bunu vermiştir. Bu meselede ucuz polemiğe girmek her halde bu milletin tarihini bilmemek yahut açıktan düşmanlığa kast etmek demektir. 

Diğer taraftan gençleri İslam’dan, inançtan, uzaklaştırmak yahut yalnız kuru ilmihâl bilgisi ile İslam’ı yaşamış olduğunu zannettirmek, genci Mutlak olandan beslenen fikir ve idealden yoksun bırakmak, ümmeti ve milleti ölü bir geleceğe taşır. İdealsiz genç, pörsümekten kaçamaz. Gerekli olan ise doğru hedef tayinidir; genci mutlak fikre bağlamak, pespaye ucuz fikirlere değil. Böyle bir gaye içinde olmayan genç -misallerini bol bol gördüğümüz üzere- 20’sinde 50’lik ihtiyardır ve bunu da olgunluk palavrasıyla topluma pazarlamaktadır. Elbette her genç böyle değil. Gerçekliğin dış yüzüne bakıp aldanmamalı. Bütün resim önemli. Zaten bütün resme bakarak konuştuğumuzdan “bütün bir gençliği yetiştirmek mesuliyetini ve gence hakiki fikir ve ruhu üflemek gerekliliğini” kendimize ihtar ediyoruz. Neticesini, hakikatini, hemen meyveye durmasını istemek gibi peşin fikrimiz yok. Gereğini yapıp beklemek ve kendinden zuhura talip olmak… Bizim tavrımız bu.

Bitirirken...

Gençliği ateşleyecek fikir mevcut ve karşımızda yanıp tutuşacak devasa bir gençlik duruyor. Şanlı 15 Temmuz direnişimizde gördük; o beğenmediğimiz milyonlarca genç ruh kökünde var olan mayadan hareketle inanılmaz bir şuur sıçraması yaşamış ve dünyayı kendine hayran bırakmıştır. Uyutulmuş sanılan bir milletin, üzeri her tür pislikle örtülmeye-kirletilmeye çalışılan ruh kökünde din, vatan, millet sevgisini, baş dost ve baş nefret kutbu algısını kaskatı bir şekilde yaşattığı görülmüştür. Kısacası beğenmediğiniz o gençlik, yüz yılın sıçrayışına talip olmuştur. Hiç şüphesiz ki bu hâl, nice fikir ve gönül erlerinin ektiği tohumların fışkırışıdır. Böylesi bir gençlik karşısında yaşadığımız problem yetiştiricilerin yetersizlikleri sebebiyle tarlanın iyi sürülmemesi ve sürekli olarak tarlanın taşlarından şikâyet edilerek bu yolda yapılan çalışmaların pörsütülmesidir. Bir nevi yüzlerce kilo ürün vermeye malik tohum mevcut ama ortalık onlarca pislik ve taşla dolu ki, o tohumu kaldıracak toprak ortada yok. Burada hem yetiştiricilerin hem de gençlerin kendi nefs muhasebelerini yapması gerekmektedir.

Son olarak, bir genç olarak bedahet ifade eden şu hakikati itiraf etmem gerek; hamasi nutuklar yetti artık. Gençlik gerçekten iş ve verim, fikir ve amel istiyor. Fikirde, ahlâkta, keşif ve aksiyonda pörsümüş, körelmiş, tembelleşmiş güncel deyimle metal yorgunluğu yaşayan kimselerin kendi içtimaî konumunu korumak için saçma sapan lâflarını dinlemek istemiyor. Hele hele gerçekleştirmesi gereken ideal nizamı ileri tarihlere atarak yahut kendi yapamayış ve edemeyişini güya stratejik bir hareketmiş gibi anlatarak gençlik sömürüsü yapan, istismarcı kimselere hiç muhatap olmak istemiyor. Çünkü bunlar, sürekli gençliği suçlamaktan, kendi çukurlarını ve onlar vesilesiyle derinleşen çukurları görmüyorlar. Bulundukları maddî konum, şu yahut bu cemaatte edindikleri sözüm ona makam sebebi ile adam sanılan bu pörsükler-iğdişler sebebi ile gençlik, psikolojide “öğrenilmiş çaresizlik” olarak bilinen hâli yaşamakta ve daha 20’sinde 50’lik ihtiyar gibi davranmaktadır. Bu minval üzere denilebilir ki; yepyeni bir ruh, anlayış ve ahlâkla yetiştirilmeli ve genç olmanın nidüğü ve nasılı şahıslarda parıldatılmalıdır. Bu ise ancak Büyük Doğu-İbda gibi bir dünya görüşü ve gençlikle köprübaşı olmuş mimarı Salih Mirzabeyoğlu ile mümkün. Bu hususta fazla vakit kaybetmek gençliğe zulüm ve işkencenin yanı sıra, bir milletin tarihten kopmasına sebeb olmak gibi vahim bir netice doğurur. O halde yapılması gereken İbda Mimarı’nın kapısını çalmak ve O’nun ortaya koyduğu fikri tatbike gayret etmektir.

 
Etiketler: Gencin, Şahsında, İçtimai, Muhasebe, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı