Yazı Detayı
01 Mayıs 2018 - Salı 01:00
 
“Entegrizm -Kültürel İntihar-” Üzerine
M. Taha İnci
 
 

Yıllarca Marksist düşüncenin içerisinde yetişmiş ve o ideoloji içinde kıvrana kıvrana, asıl yerini bularak İslam’a girmiş olan Fransız düşünür Roger Garaudy, ilk tepkiyi zaten Marksist düşüncenin içinde almış ve o da Bergson gibi Batı’da ademe mahkum edilmiştir. Düşünce hayatı boyunca sadece Sosyalizm ve Komünizmin yanlışlarını ortaya dökmekle kalmamış İslam’a girerek eserleriyle Batı’ya da çağrıda bulunmuştur.

 

Roger Garaudy, Entegrizm -Kültürel İntihar- isimli eserinde, dünyanın bir entegrizmin içine hapsolduğunu söyleyerek entegrizmin; tekâmüle karşı hareketsizlik, modernizme karşı gelenek, tarafsızlığa karşı dogmacılık olduğunu belirtiyor. Entegrizm dediğimizde bunun içine ham yobaz kaba softa da, reformcu da giriyor. Üstad Necip Fazıl’ın tanımıyla “…Yobaz, her sahada, asla anlayamadığı ve iç yüzünü göremediği tecelliler karşısında papağan gibi hep aynı aksülamelleri gösterip Nuh diyen, fakat Peygamber demeyen; ve insanda en büyük İlahi nimet, ruh ve fikri, bekçi sopası, tulumbacı narası ve yurya çığlığıyla boğmaya kalkışan, böylece inanışları kör ve havasız nefsaniyetine indiren insan kılıklı insan tersidir. Reformacı ise bir şekilde mensubiyet htiği eski şeklin ismini koruyup, onu dış dünyanın dayattığı bazı ihtiyaçlara göre yenileştirmek isterken bocalayan, hiçbir davayı tam olarak benimseyemeyen ancak ezip büzebilen bir biçare idrak bünyesidir. Hangi neviden olursa olsun Reformacı İslam’ı çökmeye mahkûm bir bina olarak gören ve onu dış desteklerle ayakta tutuğunu vehmeden bir fikir haini ve iman yoksunudur! Reformacı eksiklikten münezzeh olan İslam’ı aklınca dışardan güzelleştirici unsurlar katarak tamam edeceğini sanırken nefsani tefsirci dış unsurlara tenezzül etmez. O, dinin zati hükümlerini heva ve hevesine uygun olarak tefsire yeltenir.”

 

Entegrizm, toplumlarda var olan kültürün donuklaşmasına sebebiyet verir. Nötr terimiyle de izah edebiliriz. “Hiçbir yanı tutmayan, yansız kalan” manasına gelen nötr kelimesi Grand Robert, “Ne o, ne bu, aslında bir insanın tamamen fıtrî olan yönlerinin iğdiş edilmesini çağrıştıran garip bir ideal. …Zooloji’de ise bazı türlerde cinsi olmayan varlıklar için söylenir” diyerek tanımlıyor. Donuklaşma, tutulma, kalakalma, kendi doğrusunu hakikat görme gibi eğilimler insanın fıtratını da etkiliyor ve bozuyor. Günümüz dünyasında erkekleşme ve kadınlaşma temayüllerine, taklit çılgınlaşmasına dikkat ettiğimizde entegrizm, kültürel intihar boyutuna ulaşmış vaziyette olduğumuzu görürüz. Garaudy de bu durumun kültürel intihar olduğunu kitabında misalleriyle gösteriyor. Garaudy, eserinde entegrizmi çeşitlendirirken; Roma Entegrizmi, Stalinci Entegrizm gibi isimlendirmeler yapıyor. Entegrizmin karşısında ise diyalogun bulunduğunu söylüyor Garaudy. Kendi içinde hiçbir meseleye temas edememiş, eşya ve hadislerin nakşında herhangi bir bakış sahibi olamamış entegrist zihni yapılar, içine kapanık ve donuk vaziyettedir.

 

Garaudy, entegristlerin durumuna Fransa’nın Cezayir’e uyguladığı sömürüyü örnek gösteriyor. 20 senelik bir Fransız varlığından sonra bağımsızlığını ilan eden Cezayir halkının yüzde 65’i cahil kalmış ve öz kültürlerinden koparılmış olarak, sömürge kültür anlayışına göre yaşamışlardır. Bu durumu Kemalizm oligarşisi altında bir asırdır cefa çeken Türk milleti için de söyleyebiliriz. Tarihinden diline, kitabından ilmine, konuşmasından hayat tarzına kadar neyi varsa değiştirilmiş olan Türk Milleti, daha sonra da Batı tarafından yok edilme ve kültürel intihar tehdidi altında can çekişmeye devam etmiştir. Kendi kültürüne geri dönemeyen milletimiz bugün karşı olduğu düşmanın kavramları ve duygularıyla inkişafa kapalı bir şekilde yaşamakta; bu durumdan kurtulmak isterken dahî geleneğin kalıplarına göre düşünmekten kendini alamamaktadır.

 

Garaudy, bir metodu, bir inancı, bir politikayı tarihin bir önceki döneminde büründüğü kalıp içine icra etmekle oluşan dogmacılığın engizisyon ile neticeleneceğini belirtiyor. Bu çerçevede, ilerlemeyi engizisyonla engellemeye kalkan “Kilise”ye karşı gerçekleştirilen Rönesans hamlesi, entegristlere karşı gerçekleştirilen bir devrim niteliğindedir.

 

Entegrizmin bir farklı örneğini de şöyle tanımlar Garaudy: “Batı’nın kendi hayat tarzını bütün dünyaya kabul ettirmesi ve kendi dışındaki ulusların getirecekleri özel katkıları hiçe sayarak ‘kendine benzetmeye’ çalışması da, entegrizmdir.”

 

Garaudy tarihi olaylarla entegrizmi misallendirip İslam entegrizmi adı altında gelenekçilerin entegrist kalıba büründüklerini de söylüyor. Kitapta bir de Garaudy’yi bu yönüyle tenkit etmeye çalışalım.

 

Garaudy, İslam âleminde gördüğü asırlık çatışmalar, itikadi savaşlar, tasavvuf, mezhep, sünnet, hadis vb adı altında yapılan sahtekârlıkların ve İslam’ı kendi yorumlamalarına esir etmeye kalkışan reformcuların etkisiyle sünnetin ehemmiyetini fark edememiş, meseleye sadece ve sadece Kur’an bağlamından bakarak Allah Resulü’nün sözlerini (Hadisi şerifler) diskalifiye ederek, günümüz modernist-deist-mutezilelerin diliyle Allah Resulü’nü sadece vahyi ulaştırıcı pozuna sokmaya çalışmıştır. Geleneği sünnet olarak gören Garaudy, sünneti savunanları ise entegrist kalıba girmiş olarak lanse etmektedir. Peygamberimizin vefatından sonra kendisine atfedilen sözlerin dine sokulduğunu ve birkaç hadisin dışında hadislerin olmadığını, günümüze kadar gelen hadislerin hadis enflasyonu olduğunu söylemektedir. Hâlbuki Garaudy, araştırmalarını Hadis Usulü bağlamında yapmış olsaydı, hadisler mevzuunda titiz bir çalışmanın yapıldığını, aynı ayetler gibi günümüze nasıl geldiyse, hadislerin de raviler kanalıyla kusursuz olarak günümüze gelmiş olacağını fark edecekti. İçtihat kapılarının kapatılmasından dolayı (ki kapatılmış değildir, ancak içtihat yapabilecek vasıflara sahip insan yoktur) dini sorgulama cesaretini de kaybettirdiğini söyleyen Garaudy, aslında İslam’ın yenilenmez ama anlayışın yenilenebilir olacağını fark etmiş olsaydı, problemin burada değil, Müslümanlarda olduğunu anlamış olacaktı. Her meselenin çağına göre tekrar ele alınması gerektiğini savunan Garaudy bu işi nedense reformculara bırakmaya çalışıyor.

 

Kur’an’ın dini ve ahlaki bir çağrı olduğunu, hukuki bir kanun kitabı olmadığını söyleyen Garaudy, her devirde toplumun ihtiyaçlarına uygun düzenlemelerin yapılabilmesi için ahlaki prensipler verdiğini dile getiriyor ve şeklin nasıl olacağı hususunun insanlara bırakıldığını söylüyor. Buraya kadar söyledikleri uygun olsa da dindeki fıkhi tanımlamaların mecburen hadisler üzerinden yapılabileceğini ise uygun bulmuyor. Fıkhın şeriata sadık kalabilmesi için tarihi durumların hesaba katılması gerektiğini söylüyor.

 

Aslında Garaudy, her dönemin kendine göre şartlara uygun anlayışı olması gerektiğini savunuyor. Burada Garaudy’ye katılıyoruz ki, “…hep aynı hedefe varmak gayesiyle yeni bir realite karşısında vasıtaların değiştirilmesi” gerektiğini savunuyor. Gayenin hep aynı fakat vasıtalara kör kütük sarılarak ve vasıtaları entegrist kalıplar içine koyarak gayeye varılamadığını anlatıyor.

 

Dinin yorumlanması meselesinde ise Garaudy, içtihat tekelinin milyonlarca inanan insanın hayatını düzenleme ve İslam topraklarında entelektüel bir çöl yaratmak hakkının, fosilleşmiş ve zararlı oligarşinin elinden sökülüp alınması gerektiğine temas ediyor. Yobaz ve reformacılara baktığımızda bu sözün tam yerinde olduğunu söylüyor olsak da, Garaudy, her Müslüman’ın her hangi bir din adamının aracılığı olmadan kendi başına düşünmesi gerektiğini savunuyor. Garaudy’nin bu düşüncesinden iki mana çıkıyor: Düşünmekten maksat insanın kendi kendine içtihatta bulunması veya Müslümanın tahkiki iman ile Müslüman olması… Bunu ise okuyucunun anlayışına bırakıyoruz.

 

Tarihe baktığımızda Afgani, Abduh, Ali Şeriati, Muhammed İkbal, Fazlur Rahman gibi isimleri “reformcular” diye damgalayabiliriz. Garaudy de bunların etkisinde kalmış ve İslam’ın tarihselliği düşüncesine kapılarak zamanın şartlarına göre akla dayalı bir din anlayışının ortaya çıkmasını istemiştir.

 

Garaudy’nin genel fikir çerçevesine baktığımızda İslam adı altında insana dayatılan şeyin birilerinin entegrist düşünceleri olduğu ve İslam’ın da bir kurtuluş teolojisine ihtiyacı olarak yeni bir anlayışın olması gerektiğidir. Garaudy, entegrizm kanserinin yok edilebilmesi için politikalarda radikal değişikliği ve tüm kültürlere karşı bakışın değiştirilmesini önerir. Entegrizmin karşılığı olarak diyaloğu sunan Garaudy, diyalog meselesine de eleştiri getirir: “Diyaloğu olumlu kılacak şartları meydana getirmeden diyalogdan bahsetmek abesle iştigaldir. …Fakat gerçek diyalog, herkes diğerinden öğrenilecek bir şeyler olduğuna inanıyorsa vardır.” Bugün Batı bile bunun imkânsız olduğunu kabullenmişse Müslümanların buna inanması düşünülemez zaten.

 

Bunun şartlarını meydana getirecek hususiyetler kitapta yer almıyor. Çünkü dünyanın da artık birleştiğini söyleyen Garaudy, hiçbir problemin bundan sonra tek bir millet çerçevesinde veya tek bir dini veya ruhani cemaatin görüşleri doğrultusunda çözümlenemeyeceğini savunuyor ve her çağın ihtiyacının farklı olduğunu belirtiyor.

 

Oysaki, çağımızın ihtiyacının ne olduğunu düşündüğümüzde, diyalogdan ziyade İslam’ın eşya ve hadiselere tatbik edileceği bir dünya görüşünün eksikliğini fark ediyoruz. Mevzu bahis dünya görüşü İslâm’ın emir ve yasaklarına riayet etmek suretiyle, onları çağın hayatına tatbik etmeyi sağlar ki; bu Roger Garaudy’nin iddia ettiği gibi entegrist bir bakış değildir. Aksine kurallara sadık kalmak şartıyla yepyeni bir anlayıştır; donuklaşmadan kurtulmanın çaresidir.

 

Garaudy’nin bu eseri, her ideolojiyi entegrist kalıplarla sokarak dünyayı sömüren Batı’nın hâlini görmek açısından bizlere bir örnek teşkil edecektir.

 

Aylık Dergisi 163. Sayı

 
Etiketler: roger garaudy, kültürel intihar, entegrizm,
Yorumlar
Haber Yazılımı