Yazı Detayı
27 Aralık 2017 - Çarşamba 14:24
 
“Engelli” Kavramı Üzerine
Hanife Kındır
 
 

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu “Adalet Mutlak’a” isimli konferansında demişti ki; “Kavramların suyunu çıkarın.”… Konferans esnasında en çok etkilendiğim cümlelerinden biri de buydu. Konferanstan sonra arkadaşlarımla ve çevremle yaptığımız sohbetlerde, kavramları nasıl algıladığımızı ve nasıl kullandığımızı daha dikkatli takip ettim. Anladım ki; haddinden fazla kavram kargaşası yaşıyoruz. Bu yüzden de birçok duyguyu düşünceyi hissedemiyoruz. Ya da hissediyoruz fakat manalandıramadığımız için anlayamıyoruz. Tabiî ki bu durumun tam tersi de olabilir: Bir kavramı anlayıp, manalandırabildiğimiz halde hissedemeyebiliriz. Fakat günlük konuşmalarımızda manalarını bilmediğimiz kelimeleri telaffuz etmemiz korkunç bir durum… Mütefekkir, “Kelime klişelerine yüklenerek muhataba gönderilen mânâ, onun ruh yuvasında yerini bulduğunca anlaşma gerçekleşir.” der. Dolayısıyla tam olarak manasını bilmediğimiz kelimeleri kullanmamız, bu kavramlar hakkında ne kadar az şey bildiğimizi göstermesi açısından manidar.

 

Ben de yazımda bu konuya misal olacak bir kelimeden bahsetmek istedim. “Engelli” kavramı… İlk önce “engelli” kelimesinin nasıl ortaya çıktığına bakalım. Uluslararası metinlerde kullanılan, “disabled person” ve “people with disabilites” ifadeleri resmi çevirilerde 1990’lı yılların sonlarına kadar “sakat” biçiminde verilmiş. Sonrasında ise ağırlıklı olarak “özürlü” kelimesi kullanılmış. Daha sonra, BM Genel Kurulu tarafından 2006 yılında engellilerle alakalı bir sözleşme kabul edilmiş. Bu sözleşmenin resmi çevirisi şöyle yapılıyor; “Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme”, böylece ülkemizde ilk kez “engelli” kelimesi kullanılmış oluyor. Ancak yine de engellilere ilişkin en üst düzey kamu kurumu olan, Özürlüler İdaresi Kurumu’nun tabelasında “engelli” ifadesi mevcut değil. Bu duruma başka örnekler de verilebilir tabiî. Yani, hâlen kavram tercihindeki tutarsızlık devam etmekte…

 

 Halk arasındaki günlük konuşma ve yazı dilimizde de durum böyle… Herhangi bir yetersizliği bulunan insanlara daha önce “sakat” sonra “özürlü” denilmiş. Ve şu anda yaygın olarak “engelli” kavramı kullanılıyor. Aynı anlamı ifade etmek için kullanılan bu kavramlar, aslında farklı içerikler barındırıyor. Ancak, özellikle de “özürlü” ve “engelli” kavramlarına dair açık, standart ve genel kabul görmüş tanımlar mevcut değil. Öte yandan, “özürlü” kelimesinin olumsuz bir anlam ve değer yüklü olduğu gerekçesiyle “engelli” kelimesi kullanılıyor. Fakat engelli kavramı da tam olarak yeterli olmuyor. Çünkü burada daha çok topluma bir atıf var. Yani bu kavram o ferdin toplumun diğer fertleriyle eşit fırsatlara sahip olmadığını, engellendiğini ifade ediyor. Mesela ülkemiz özellikle son yıllarda sosyal bir devlet olma yolunda ciddi adımlar attı, önceki yıllara göre engelli olarak ifade edilen fertlerin toplumda nispeten daha az oranda engellendiğini görüyoruz. Yeni katıldıkları bir toplumun fiziksel ve kültürel şartlarını bilmeyen bir insan da uyum sağlamada güçlük çeker. Bu kişiler de birçok topluma göre “engelli” sayılması gerekmez mi?

 

Engelli kavramına dair; TDK’nın belirlemiş olduğu sözlük manasına baktığımızda; “engeli olan, mânialı, vücudunda eksik ya da kusur bulunan kimse” açıklamalarıyla karşılaşıyoruz. Şimdi bu tanım üzerinde konuşalım. “Engel” kavramını TDK, 5 şekilde tanımlıyor. Konuyla alâkası olan manası şu şekilde; “bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, pürüz, mânia, handikap” Mesela yürümeyi beceremiyorsa yürüme engelli, göremiyorsa görme engelli, duyma güçlüğü çekiyorsa işitme engelli gibi çeşitlere ayrılırsa zihnimizde bir şeyler uyanıyor. Zaten sosyologlar da bu konuyla alâkalı tek bir kavram kullanmanın her zaman ve her yerde geçerli olamayacağını belirtiyor. Aynı zamanda farklı disiplinlerin de konuya bakışları farklı olduğu için aynı kavram farklı şekilde tanımlanabiliyor. Mesela hukuk alanında, TC Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın mevzuat çerçevesindeki kanun tanımı şöyle; “özürlü ya da engelli, doğuştan veya sonradan meydana gelen hastalıklar, sakatlıklar (vücudun görsel/işlevsel/zihinsel/ruhsal farklılıkları) öne sürülerek, toplumsal - yönetsel tutum ve tercihler sonucu yaşamın birçok alanında kısıtlanan, engellerle karşılaşan, koruma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişi demektir.”

 

-Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımı; “engelli, bir yetersizlik veya özür nedeniyle yaşa, cinsiyete, sosyal ve kültürel faktörlere bağlı olarak, kişiden beklenen rollerin kısıtlanması ya da yerine getirilememesi durumudur.”

 

-Uluslararası Çalışma Örgütü’nün tanımı ise şu şekilde; “özürlü ya da engelli, uygun bir iş bulabilme ve iş tutabilme konusunda beklentileri, fiziksel veya zihinsel özrü sonucu önemli ölçüde azalmış olan bir bireyi ifade eder.”

 

-Engelli kavramına ilişkin bu yansımalar doğal kabul ediliyor.

 

“Özürlü” kavramını incelediğimizde ise herşeyden önce bu kelimenin Arapça kökenli olduğunu görüyoruz. Sözlük mânâsı çok net değil. “1-Özrü olan. 2-Engelli 3-Kusuru olan, defolu” açıklamalarıyla karşılaşıyoruz. Özür ise; “sakatlık, bozukluk, eksiklik veya elverişsizlik” anlamlarında… “Sakat” kelimesi de “düşük, döküntü, kıymetsiz şey, ürün veya yiyeceğin düşük nitelikli olanı” mânâlarındaki Arapça bir kelimeden alıntı… Etrafımızda gördüğümüz ya da tanıdığımız engelli denilen fertler kesinlikle düşük, döküntü değil. Ve asla bu kelimelerle nitelendirelemez. Belki de bunlar, çok ucuz karşılıklar olduğu için izah edilemiyordur. Sözlük anlamı şöyle; “1-vücudunda hasta veya eksik bir yanı olan, engelli, özürlü. 2-bozuk veya eksik” Gördüğümüz gibi; “sakat” kelimesine atfedilen anlamlar da net değil.

 

Sonuç olarak; günümüzde engelli olarak ifade edilen bu bireylere, yukarıda beraber incelediğimiz 3 kelimeden hangisiyle hitap edilirse edilsin, kavrama yüklediğimiz mana değişmediği sürece kelimenin değişmesi ya da değişmemesi çok önemli olmayacaktır. Çünkü Mütefekkir şöyle der; “Sözden gaye mânâdır.” Engelli bireylerle karşılaştığımız zaman o insana dair zihnimizde nasıl bir düşünce ya da duygu canlanmalı? Hangi bakış açısıyla bakmalıyız? Herşeyden önemlisi de, belirlediğimiz bu bakış, ölçümüz doğrultusundaki fikre ne kadar uyuyor? Bu kavrama nasıl bir mânâ yüklediğimizin ne kadar farkındayız? Engelliden, özürlüden ne kastediyoruz? Bu mevzuuyu başka bir sayımızda ele alabiliriz. Son olarak; kavramlarla ilgili, İbda Mimarı’nın “Dil ve Anlayış” isimli eserinden öğrendiğimiz kadarıyla diyebiliriz ki; kelimelere yüklediğimiz mana çok önemli… Kelimeleri manasına uygun kullanıp kullanmadığımız da…

 

İstifa Edilen Kaynaklar

-Salih Mirzabeyoğlu (2013). Dil ve Anlayış, İstanbul: İbda Yayınları.

-Yrd. Doç. Dr. Yener Şişman. "Özürlülük Alanında Kullanılan Kavramlar Üzerine Genel Bir Değerlendirme.” Sosyal Politika Çalışmaları. 12:7 (2012 Haziran)

-Türkçe Sözlük. Türk Dil Kurumu. Ankara 2011, 11. Baskı

- http://www.osmanlicaturkce.com

- http://www.nedirnedemek.com/

 

Aylık Dergisi 159. Sayı

 
Etiketler: , “Engelli”, Kavramı, Üzerine,
Yorumlar
Haber Yazılımı