Yazı Detayı
29 Ekim 2018 - Pazartesi 15:51
 
Beklentinin Tatlı Tuzağında Yiten “Cennet” Hayali
Mevlüt Koç
 
 

“Aydınlanma” meşalesinin aydınlığında “ilerleme”, evrensel ölçekte bir medeniyet getirme, yeryüzü cenneti müjdesiyle yola çıkıp, dünyayı ateşe veren, kendi yapmadığı her şeyi yıkan, anlamadığıyla alay eden bir medeniyeti hâlâ kutsuyor olmanın hiçbir haklı gerekçesi olmadığı gibi; felsefeci yahut bilim adamı kisvesiyle ortaya çıkıp, yabancı kültürlere ancak Hıristiyan olmaları ve Batı normlarına uymaları şartıyla var olma hakkı tanımanın, denetiminden sorumlu olduğunuz bir sistemin kusursuz bir biçimde çalışmasını engelleyebilecek her tür düşünceyi daha doğmadan kaynağında boğmanın da bilim adamlığıyla, çağdaşlıkla, demokratlıkla hiç bir alâkası yoktur. Olsa olsa; güçlü olanın haklı da olduğuna hükmeden Darwinci prensiple kendi varlığını meşru kılma, dünyevî kaygılarla Batı’nın keyfî vandalizmine çanak tutma şarlatanlığıdır ki, bayağı ve sıradan olanı öne çıkaran, en ulvî mânâları en suflî anlamsızlıkların ortalamasıyla ulaşmaya çalışan kaba bir yaklaşımdır. Benzer biçimde, “meçhûle hürmet tavrı” içinde olmaktan uzak bir anlayışın tezahürü halinde diğer kültürleri dışlayarak, sadece Batı bilimi etrafında gelişen her türlü değişimi peşinen bir iyiye gidiş kabul etmenin, hayatın devamını sadece bu kültürün yetiştirdiği insan modelinde görmenin de gerçeklikle hiç bir bağı yoktur. Her iki yaklaşımda, sırrını anlamadığı bir dünyaya karşı umutsuz bir savaş yürüten, kendi dünyasının normlarının dönüştüreceği toplumlarda kabul görmesini ise sadece bir kural ve metod yokluğuna bağlayan, böylelikle de her türlü hukuksuzluğu yapmayı kendinde bir imtiyaz olarak gören modern bireyin portresini yansıtmaktadır. Diğer kültürleri dışta bırakarak sadece Batı bilimini seçiyor olmaları hasebiyle, iddia edildiği gibi hiç de bilimsel bir tercih değildirler. Zira insanın hayata ve çevre şartlarına adaptasyonu, güçlü olanın ayakta kaldığına hükmeden Darwinci teorinin öngörülerinden çok daha esrarlı bir şeydir. Ölçüp biçme çılgınlığı içinde bilimsel zihniyetinde boğulanların, iptidaî gördükleri insanlara bakıp eğlenenlerin şayet hâllerine şuurları olsaydı, aslında kendilerinin acınacak hâlde olduklarını görür, gülmeyi bırakırlardı. Dolayısıyla, bilimi akılcı bir metoda ircâ ederek bir iktidar odağı haline getiren, kuru aklın önderliğinde bilgi edinmeyi, bilgi sahibi olmayı yeniden düzenleyen, gelişimini, şartlarını ve sınırlarını yeniden belirleyerek “akademi”nin tekeline veren Batı bilimciliğinin radikal bir yenilik mahiyetinde sunduğu pek çok bilgi, keşif ve buluş hem şaibeli hem tehlikelidir; yapıcı değil, yıkıcıdır, aksi ispatlanana kadar da yanlıştır.

 

Nitekim, Batı dışında kalan toplumlarda, Batı’nın tasallutuna maruz kalmadan önce bolca bulunan kimi mal ve hizmetlerin giderek kıtlaşması, buna bağlı olarak yaşadıkları açlık, hastalık, şiddet, yabancılaşma; sosyo ekolojik sistemlerindeki bozulma, temel ahlâkî ve estetik değerlerin yüzlerce yıl üzerinde taşındığı yapıların keyfî bir biçimde terk edilmesi, Batı bilim ve teknolojilerinin bu kültürlere nüfuz ve sirayetinin sebep olduğu tahribat neticesinde gerçekleşmiştir. Batı bilimi bunu kendi ürünlerinin üstünlüğüne vehmetse de, bu doğru değildir. Zira Batı biliminin insanlığa bir başarı olarak sunduğu pek çok keşif ve buluş sistematik, mukayeseli araştırmaların bir neticesi olmaktan ziyade, metalaştırmaya, kâr amacına yönelik çıkar çatışmalarının, siyasî baskıların ve iktidar oyunlarının abartılmış komik delillerinin sonucudur. Yani, Batı biliminin başarıları gözlerimizin içine sokulurken, başarısızlıkları kelimenin tam anlamıyla gömülmekte, işgalci, sömürgeci atalarının başka kültürlerle kurduğu köleleştirme yok etme ilişkisi neo-kolonyal biçimiyle; hümanist, demokrat, liberal evlatları üzerinden, atalarını aratmayacak biçimde devam etmektedir. Dahası, Batı’nın önemli düşünür ve siyasetçileri bu soykırım işleminin emperyalist metodlarla yapılmasında hiç bir beis görmemekte; emperyalizmin Batı dışında kalan “ilkel kültürler”i tarih sahnesinden silerek, uygarlığa hizmet ettiğini düşünmektedirler. Böylelikle, Batı vandalizminin, demokrasi idealleriyle uygulamalarının geçirdiği büyük değişime paralel olarak, her değişim ve yeniden yapılanma döneminde ferd ve toplumun üzerinde tuttuğu ışık da değişmekte, bir kandırmacadan ibaret demokrasinin oligarşi ve radikalizmle itiraf edilmemiş ilişkisi gizlenmekte, insanlık uyulması gereken yeni kurumların, kuralların ve yeni davranış alışkanlıklarını zorbalığı altında yaşamak zorunda kalmaktadır.

 

Netice itibariyle, insanlık tarihinde iki yahut üç yüzyıl kısa bir süredir. Dolayısıyla hiç bir insan aklı, bu süre zarfında, yapılan keşif ve buluşların ve bunların ürünü mahiyetinde gelişen yeniliklerin sonuçlarını tüm uzantılarıyla kuşatamaz; bunların insanlığa hangi faydaları yahut hangi belâları getireceğini de öngöremez. “Modern ikon”lar aksini iddia etse de hakikatin mayası gizlidir, her bakan göze sırrını vermez. Ortaya çıkması için İlâhî yardım gereklidir. “İlim mâlûma tâbidir” doğrusu bağlamında söylersek; Hakk’tan bir olarak çıkan bilgi âlemin suretlerinde çoğalırken, bilinene de bilinenin üzerinde bulunduğu hâle göre ilişir ve zahir, mazharın istidadının hükmüyle sınırlanmış olarak tezahür eder. Dolayısıyla hakikatleri bulundukları hâl üzere görmek için, bilginizin de keşfî olması, aslî bağlamından koparılmamış olması gerekir. Bunun aksi, varlık ve bilgiyi karşı karşıya getiren bir bilme biçimidir; eşya ve hadiselerin teshirinde tam bir tanıma sağlamaz, huzur ve mutluluk getirmez, yapıcı değil yıkıcıdır. Böylesi toksik bir bilgiyle insana, eşya ve hadiselere müdahale etmenin bedeli ise çok ağırdır. Bilginiz arttıkça zihin karışıklığınız, cahilliğiniz, narsisizminiz de artar, bilginizin niteliği hususunda yanılır, bilgisizliğinizi değil, bilginizi onaylayan şeylere bakar hâle gelirsiniz. Doğu’su ve Batı’sıyla yeryüzü cenneti beklentisinin tatlı tuzağına düşen, inanmaya programlanmış olduğu şeyden başka hiç bir şeyi göremez hâle gelen insanlık, bilimini, tekniğini insana karşı, insanı yok etmek için kullanan bir kültürün “buharlaşan cennet”inde hâlâ “ilerleme”nin, “gelişmişliğin” bu ağır bedelini ödemeye devam ediyor.

 

Her şeyin içiçe geçtiği ve ağ etkisiyle birbirine bağlandığı bir ortamda yaşıyoruz. Ve bu çevre, hayatlarımız üzerinde büyük etkisi olan sıradışı hadiselere zemin hazırlıyor; küresel çöküş tehdidini de artırıyor. Dahası, sıradan insanların hakkında hiç bir şey bilmediği, finans dünyasındaki karmaşık ilişkiler ağı, entelektüel şarlatanlık ürünü düzmece metodlar, insanlık için büyük bir risk taşıyor. Bu ölçümlerin yanlış bir yerde kullanılması hâlinde sebep olabileceği felâketleri düşünmek bile insanın tüylerini diken diken etmeye yetiyor. İnsanlık sanki, ufacık bir kıvılcım karşısında bile patlamaya hazır bir barut fıçısının üzerinde oturuyor.

 

Görünen o ki, dünya, yanlış tezlerden hareketle kusursuz bir muhakeme yürüten “Locke’un delisi” misâli, “birileri” eliyle koyu bir bunalım, bir kaos ortamına doğru sürükleniyor. Sanki herkesi içine alacak, hiç kimsenin hiç bir yerde kendini güvende hissedemeyeceği bir savaşın eşiğindeyiz. Bu savaşın göbeğinde de İslâm dünyası ve Türkiye var. Hatalarını görüp, kendine gelinceye kadar da olacak. Şayet hatalarımızı görüp, bunlardan ders alma istidadını yitirmişsek, yaşamamızın da bir anlamı yok demektir.

 

Aylık Dergisi 169. Sayı

 
Etiketler: Beklentinin, Tatlı, Tuzağında, Yiten, “Cennet”, Hayali,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Kasım 2019
Sanat İnkarın Değil, İnanmanın Yeridir
02 Ekim 2019
Düşünen Şuurun Kendine Şuuru Yoksa...
01 Eylül 2019
Hakikate Ulaştırmıyorsa Hatta Uzaklaştırıyorsa Ay’a Gitmenin Anlamı Ne?
02 Ağustos 2019
Çareyi Yanlış Yerde Aramak
26 Haziran 2019
Oluşunu Zirvede Tamamlayan İki Büyük İnsan
01 Mayıs 2019
Evrensel Değerler mi, Vahşiler Sürüsüne Verilmiş Tavizler mi?
01 Nisan 2019
Üzerinden Yürüdüğünüz Kültür, Varacağınız Yer Üzerinde de Belirleyicidir
01 Şubat 2019
Modern Devlet Artık Daha Saldırgan
08 Ocak 2019
Kaynak Değil, İdrak Sorunumuz Var
06 Aralık 2018
Bundan Büyük Kriz mi Olur?
01 Ekim 2018
Yitik Ruhlar-Anlamsız Yüzler
02 Eylül 2018
Bir Başına
02 Ağustos 2018
Geçmişi Olmayanın Geleceği de Olmaz
01 Temmuz 2018
Ölüm Ruhun Hurucu, Hayat Öte Yakada
01 Haziran 2018
Bilgi ve İlgileri
01 Mayıs 2018
Soğuk Savaş Sıcağa, “Aydınlanma” Yanmaya Dönüyor
05 Nisan 2018
Formların Varlık Giymesi ve Varlığı Kaybetmesi Süreklidir
01 Mart 2018
Bütüne Duyulan Arzu
27 Ocak 2018
Sadece Olayları Görüyor, Kuralları İse Hiç Görmüyoruz
27 Aralık 2017
Kategorilerin Keyfiliği
24 Ekim 2017
Varlık Sayılarla Değil, Ruhla Bilinir!
03 Ekim 2017
“Bütün”ün İdaresi Elden Kaçınca…
05 Eylül 2017
Hayatın Kökeni Sırdır, Sır İdraki Güzellik İdrakidir
31 Temmuz 2017
Dinden Çıkış Sürecinde Yeni Safha
27 Haziran 2017
Karmaşık Sistemler, Gerçek ve Uyduruk İstikrar
03 Haziran 2017
Geleceğe Dönük Bir Hamle Olarak 16 Nisan
14 Nisan 2017
Gerçek Yenilik İlâhîdir
05 Nisan 2017
Gelecek Geçmiştedir
03 Şubat 2017
İlerleme İlleti
04 Ocak 2017
Aydınlanma(K) Mı – Ateşte Yanmak Mı?
30 Kasım 2016
Yeni Sistemin Yeni Yapılarını İnşa Süreci
06 Kasım 2016
İllegalite Artık Batı’nın Resmî Politikası
03 Ekim 2016
Modern Haramiler Uşaklarıyla Pusuda
05 Eylül 2016
Hadlere Riayet
04 Temmuz 2016
Zevk'e Dair
05 Mayıs 2016
Tanrı’yı Oynamanın Ağır Bedeli
05 Mayıs 2016
İnsanlık Okka Hesabı Tek Haysiyetli Ses Türkiye!
01 Şubat 2016
Gözden Öz’e
03 Aralık 2015
Ortalama İnsan
04 Eylül 2015
Bilgiye Giden Yolda Dil
29 Mayıs 2015
İmkânsızlığın Dünyası
30 Nisan 2015
Zayıfın Kuvveti
06 Şubat 2015
Oyun Büyük, Plan Şeytanî
16 Ekim 2014
“Kötü Bir Orkestranın İçinde Kalan Usta Şef“*
28 Ağustos 2014
Geçmiş Geleceği Aydınlatmadığı Zaman
01 Ağustos 2014
Dünya Düzenine Dönüşen Yalan
04 Temmuz 2014
İşlenmedik Suçun - İşlenmedik Günâhın Bedelini Ödemek
29 Ocak 2014
Beklenmedik Olanın Gücü
25 Kasım 2013
"Esatir ve Mitoloji" Vesilesiyle
07 Kasım 2013
Kültürün Nüfuz Ve Sirayet Edebilirliği
06 Kasım 2013
Bir Fikir Nasıl Temsil Edilemez
11 Şubat 2013
Gelecek Yeni Kültür
01 Kasım 2012
Öngörülemezlik - Tümlenemezlik
01 Ekim 2012
İzafiyetin Kısır Döngüsü
01 Eylül 2012
“Dünya Görüşü” Üzerine
01 Ağustos 2012
Münasip Görmek ya da Uşaklığa Özenmek
01 Haziran 2012
Meçhule Hürmet Tavrı
01 Mayıs 2012
Halleri Suretlere Giydirmek
01 Nisan 2012
Peşin Fikir Hikmeti ve Peşin Hükümcülük
01 Nisan 2012
Doğrulama Hatası/Doğrulayıcılık Mihrakı
01 Mart 2012
Sivil Toplumun Temel Çelişkisi
01 Şubat 2012
Yönlendirici İlke
01 Ocak 2012
Alemşümul Sistem Olmadan, Alemşümul Siyaset Olmaz!
01 Aralık 2011
Kılavuz Yıldız Olmak
Haber Yazılımı