Yazı Detayı
06 Temmuz 2021 - Salı 10:30
 
I. Meclis ve Teşkilat-ı Esasiye Anayasası
Zekeriya Koç
 
 

1921 Anayasası’nın içeriğini değerlendirmeden önce bu anayasanın hangi koşullar altında oluşturulduğunu incelemekte fayda vardır. Şöyle ki:

 

II. Meşrutiyet’in ilanının ardından İttihat ve Terakki Partisi otoriter uygulamalara gitmiş ve bu dönem Kanun-i Esasi Anayasası fiilen askıya alınmıştır. İttihatçı maceraperest kadroların ülkeyi I. Dünya Savaşı’na sokmasıyla oluşan olağanüstü durum içerisinde İttihat ve Terakki ülkeyi tek parti olarak yönetmeye devam etti.

 

Nisan 1914’te Parti’nin tek başına katıldığı plebisit tarzı seçimlerle yeniden bir meclis teşekkülüne gidilmiş ve Anayasa’nın 1876’daki ilk halinde öngörülen fakat II. Meşrutiyet ile kaldırılan padişahın fesih yetkisi, yeni bir anayasa değişikliğiyle geri getirilmişti. Zira bu sayede Parti, mecliste kendi iradesi dışındaki sapmaların önüne geçmeyi hedeflemekteydi. Ne var ki zaten tek hâkim konumunda olan Parti, böyle bir yetki kullanımına ihtiyaç duymayacak, I. Dünya Savaşı’nda alınan hezimetin ardından galip devletleri yatıştırmak isteyen Sultan Vahdettin, 21 Aralık 1918 tarihinde meclisi fesih edecekti.Bu tarihten sonra Sultan Vahdettin, idareyi tek başına devralsa da 12 Ocak 1920’de işgale karşı Misak-ı Milli sınırlarını ilan edecek olan Meclis-i Mebusan kurulmuş, ancak bu meclis 16 Mart 1920’de İngiliz zoruyla faaliyetlerine ara vermiştir.

 

İstanbul’daki bu olay üzerine Milli Mücadele’nin öncüsü ve meşruiyet kaynağı mahiyetini kazanacak olan meclis, “Büyük Millet Meclisi” adıyla 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da teşekkül edecektir. Mustafa Kemal, 24 Nisan’daki konuşmasında daha evvel Sivas Kongresi’nde Sultan Vahdettin’e gönderdiği telgraftan okuduğu “Dil-hah-ı milkdarilerinden mülhem azim ve iman ile vazife-i acizanemde müdavim bulunuyorum. (Mülkün sahibinin –padişahın- arzularından ilham aldığım azim ve imanla aciz görevime devam ediyorum.)”2 cümlesi, ideolojik tarih anlatılarına muarız olarak Ankara’da kurulan Meclis’in İstanbul’a bir protesto mahiyetinde değil, bilakis padişahtan alınan bir ilhamla kurulduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Yine Mustafa Kemal, Erzurum Kongresi’nde İstanbul’dakilerin milli bir yönetimin ortaya çıkmasını Anadolu’dan beklediğini ifade etmekteydi.3

 

5 Eylül 1920’de Meclis’in iç işleyişine ilişkin çıkartılan Nisab-ı Müzakere Kanunu, “Meclis, hilafet ve saltanatın ve vatan ve milletin istihlas (kurtarılması) ve istiklalinden ibaret olan gayenin husulüne değin şeraiti atiye (ileriki koşullar) dairesinde müstemirren (aralıksız) inikad eder (sürekli toplanır).” hükmüne yer vermekle birlikte üstü kapalı anlamda meclis ve hükümetin geçici sayılması ve hilafet kurtarılınca bunların yerini tekrardan padişah ve Osmanlı hükümetinin alacağını öngörmekteydi.4 Çünkü halihazırda işgal altında bulunan İstanbul’daki yönetim, Sultan tarafından Ankara’ya gönderilen Fevzi Çakmak’ın 27 Nisan’da mecliste kullandığı ifadeyle “İngiliz süngüsü altında”5 kararlar almaktaydı. Bu anlamda Ankara’daki Meclis, yasama ve yürütme salahiyetlerini kendi uhdesine alarak 2 Mayıs’ta çıkartılan bir kanunla kendi içerisinden oy çoğunluğuyla seçtiği vekillerden bir yürütme kurulu, “İcra Vekilleri Heyeti” oluşturdu.

 

Yukarıda belirtilen kanun çalışmalarından sonra iki ay süren görüşmelerin neticesinde özel bir karar yeter sayısı aranmaksızın 20 Ocak 1921’de yasama ve yürütme organlarının işleyişine dair genel- çerçeve hükümler içeren ve bir anayasa niteliğini haiz olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edildi. Bu manada yeni bir anayasa ortaya koyan Meclis’in “kurucu iktidar” rolünü üstlendiği belirtilebilir. Ayrıca Teşkilat-ı Esasi’ye nispetle daha fazla sayıda ve daha detaylı hükümler içeren Kanun-i Esasi Anayasası, Mustafa Kemal’in Sadrazam Tevfik Paşa’ya yaptığı bildirimden anlaşıldığı üzere kanun mertebesine indirilmektedir.6 Yine mecliste farklı kesimlerden vekillerin varlığı dolayısıyla oluşan “çok sesli” yapı göz önüne alındığı takdirde geniş bir toplumsal uzlaşı mahiyeti arz ettiği gözlenmektedir. Nitekim meclis üyelerinin 34,2’si sivil bürokratlardan, 24’ü serbest meslek sahiplerinden, 13,2’si askerlerden, 12,7’si yerel yöneticilerden, 8,6’sı din âlimlerinden, 4’ü doktor ve eczacılardan, 1,2’si aşiret reislerinden ve 1’i teknik elemanlardan oluşmaktaydı (DİA). Anayasa’nın içeriğine gelecek olursak:

 

Madde 2’de icra (yürütme) ve teşri (yasama) salahiyeti meclise verilmektedir. Türkiye Devleti, BMM tarafından idare olunacaktır (md3). Daha önce de temas edildiği üzere İcra Vekilleri Heyeti, meclis tarafından seçilecek ve yine meclis ihtiyaç görürse görevden alınabileceklerdir. Devlet, meclis tarafından idare edilecektir (md 8) . Meclise başkan olarak seçilen aza, aynı zamanda Vekiller Heyeti’ne de başkanlık edecektir (md 9). Yürütmenin oluşum ve işleyişine dair bu maddeler, esasında bağımsız bir yürütme organından ziyade teşri ve icra yetkilerini elinde toplayan meclisin emrinde bir kurulun varlığına, dolayısıyla “kuvvetler birliği” ilkesine işaret etmektedir. Buna gerekçe olarak zaten mevcut olan İstanbul yönetiminden bağımsız bir yürütme organına ihtiyaç duyulmadığı belirtilmektedir. Yani Mustafa Kemal’in deyimiyle hilafetin esaretten kurtarılmasına kadar geçici “reissiz bir hükümet” kurmak gerekmektedir.7

 

Madde 1’de “Hakimiyet milletindir.” hükmü, toplumu herhangi bir sınıf veyahut zümre ayrımına götürmeksizin millet egemenliği mantığını esas almakla liberal demokratik bir anlayışı yansıtmaktadır. Buna mutabık olarak “Büyük Millet Meclisi vilâyetler halkınca müntahap (seçilmiş) âzâdan mürekkeptir. (md 4)” hükmü, temsili demokrasiye işaret eder. İlgili maddeler yasama ve yürütme arasındaki ilişkiler bakımından “meclis hükümeti sistemi”nin benimsendiğini göstermektedir. Sair hükümler, meclisin yetkilerine ve idari teşkilata ilişkin olup yargı erki ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin herhangi bir noktaya yer verilmemiştir.

 

Meclis, başlarda çok farklı fırkaları içerisinde barındırsa da bir zaman sonra Mustafa Kemal öncülüğünde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu (Birinci Grup) , buna karşılık ise muhalif kesimi temsil eden “İkinci Grup” kurulmuştur. Birinci grubun Batıcı-inkılapçı, ikinci grubun muhafazakâr tavrı yer yer çok sert geçen tartışmalara yol açmıştır. Sözgelimi meclisin aldığı en radikal kararlardan biri olarak saltanatın kaldırılması meselesi iki fırka arasında sert tartışmalara yol açmıştır. Yine Lozan görüşmeleri vesilesiyle tartışmalar tekrardan alevlenecekti. İkinci Grup’un mecliste ağırlığını koymaya başlamasına (1922 başında 337 vekilden 120’si İkinci Grup’a dahil olacaktı)8 binaen muhalefetin en önemli ismi Ali Şükrü Bey, 27 Mart 1923’te suikastla öldürülecek ve bunun akabinde muhaliflerin tasfiye ve sindirilmesinin yolu açılmış olacaktı.9 Nitekim bu suikasttan birkaç gün sonra 2 Nisan 1923’te, Teşkilat-ı Esasi’de meclisin ilgası için aranan 2/3 çoğunluğu esasına uyulmaksızın meclis feshedilecek ve adayların tamamının Mustafa Kemal tarafından belirlendiği II. Meclis kurulacaktı. Bu sayede yeni kurulan Meclis ile Lozan Anlaşması onaylanacak (23 Ağustos) ve Batıcı inkılaplar yapılmasının önünde hiçbir engel kalmayacaktı. Bu pencereden bakıldığında II. Meclis’in bir darbe meclisi olduğunu rahatlıkla söylenebilir.

 

Kaynaklar:

1-Bülent Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, YKY Yay. s. 202-207

2-Mustafa Armağan, Küller Altında Yakın Tarih, Timaş Yay. s. 180. Belge: TBMM Zabıt Ceridesi, Cilt 1, Ankara 1940, s. 9)

3-Armağan, Cumhuriyet Efsaneleri, Timaş Yay. s. 87-88, Alıntılanan: Fahrettin Kırzıoğlu, Bütünüyle Erzurum Kongresi

4-Tanör, a.g.e, s. 239-240: Nutuk, c.2, s.97

5-https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d01/c001/tbmm01001005.pdf

6-Abdurrahman Eren, Anayasa Hukuku Ders Notları, On İki Levha Yay. s. 104-105

7-Tanör, a.g.e, s. 235: Söylev ve Demeçler, c.1, İstanbul 1934, s. 4-5

8-Necmettin Alkan- Uğur Üçüncü, Ali Şükrü Bey Mücadeleyle Geçen Bir Ömür, Kronik Yay. s. 98-99

9-Alkan-Üçüncü, a.g.e, s. 243

 

Aylık Dergisi 201. Sayı

 
Etiketler: I., Meclis, ve, Teşkilat-ı, Esasiye, Anayasası, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı