Haber Detayı
01 Ağustos 2021 - Pazar 01:48
 
Murat Akan: Devletler Üstü Yapılanma İnsanlığı Dijital Faşizme Götürüyor
Devletler üstü yapılanma, küresel sermaye gücünü elinde bulundurmak için koronavirüs sürecini kaldıraç olarak kullanıyor. Devletler üstü bir yapılanma, insanlığı dijital faşizme, diktatörlüğe götürüyor.
Söyleşi Haberi
Murat Akan: Devletler Üstü Yapılanma İnsanlığı Dijital Faşizme Götürüyor

Son günlerde koronavirüs pandemisinin bir plandemiye dönüştürüldüğü birçok kişi tarafından vurgulanıyor. Salgın hastalık etrafında şekillenen planı kim kurguluyor ve bu planın amacı nedir?

 

Bu işin başından beri biz bu koronavirüsün laboratuvar ortamında üretildiğini söyledik. İlgili TV programlarında belgelerini gösterdik. Şimdi bazıları sorabilir doğal olsa ne olur, üretilmiş olsa ne olur? Esasında çok şey fark eder, eğer bu virüs üretildi ise bu virüsü üretenlerden mutlaka hesap sorulması gerekir. Nitekim bu konuda ciddi çalışmalar var, mesela Almanya’da bir STK’nın adı Koronavirüs Araştırma Kurumu. Bu kurum bin avukat, 10 bin bilim adamı ve tıp doktorundan oluşuyor. Bunlar bir buçuk yıldan beri meseleyi Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşımak için delil topluyorlar. Yani bu virüsün üretilip üretilmediği konusu önemli çünkü bu konuda çalışma yaparak korona virüsünü üreten kişi ya da kişiler cezalandırılmadığı sürece insanlığı kontrol altına almak için işletilen bu süreç devam eder.

 

Virüs laboratuvar üretimi dediniz, virüs üretilmiş olsa bunu üretenlere bulaşmamasının garantisi var mı?

 

Bugün, o bahsetmiş olduğum elitlerin hiçbirisi bu virüse yakalanmadı. Geçende bir belge yayımladım. Koronavirüs henüz ortaya çıkmadan, mRNA aşılarını önceden sipariş etmişlerdi zaten. Bunun belgesi var. Antony Fauci bunu itiraf etti zaten. Dolayısıyla bu küresel çeteden hiç kimse koronavirüs sürecinde enfekte olmadı, ölmedi. En güzel delil bu. Zaten koronavirüsü bir deney olarak kullanıldı. Bazıları diyor ki, bunlar üretmiş olsaydı daha öldürücü bir virüs ortaya koyardı. Bakın bu bir deney. Bütün insanlığı enfekte ederek, evlere sokarak, o dijital diktatörlüğü uygulamaya soktular. Tamamen insanları öldürmek için üretilmedi. Sadece sosyal bir deneydi. Dijital diktatörlüğü oluşturmak için bir adımdı.

 

Aşılar işe yarıyor mu?

 

Bu ayrı bir tartışma konusu ama İngiltere yetişkinlerin yüzde 60’ından fazlasını aşıladı ama bugünlerde vakalar tavan yapmış durumda. Günlük 14 bin vaka beliriyor oralarda. Yine Şili’de halkın yüzde 65’i aşılanmış. Buna rağmen vakalar tavan yapmış. Dolayısıyla aşıların bu virüsün ya da vakaların azalmasında bir etken olduğu konusunda net bir bilimsel çalışma yok. Yalnızca “Aşılar sadece yoğun bakıma düşme oranlarını düşürüyor.” diyorlar. Net olarak söyledikleri şey bu. Onun dışında siz aşı olduğunuz halde size virüs bulaşabiliyor, siz başkasına virüs bulaştırabiliyorsunuz. Yani etkili olsaydı size virüs bulaşmazdı. Aşı olduysan virüse yakalanmaktan niye korkuyorsun. Çok çelişkili durumlar söz konusu. Bugün 20 yaşının altını aşılamak istiyorlar. Net söylüyorum bu cinayettir. Bunu mRNA teknolojisinin mucidi Dr. Robert Malone söylüyor. Diyor ki, bu aşıların yan tesirleri devletlerce gizleniyor. İnsanlara açık açık anlatılmalı diyor. İleride sıkıntı olursa devletlerin başı belaya girer diyor. Özellikle 26 yaş aşağısını aşılamak karlı bir iş değil diyor. Koronavirüsün 20 yaş altında öldürücülük oranı 0,03’tür. 0,03 oranına rağmen gençlere neden aşı yapıyorsunuz? Çünkü ABD Hastalık Kontrol Önleme Merkezi’nin verilerine göre bu kalp iltihabı yapıyor. Peki, tıbbın asıl görevi ne? Tedavi ederken insana zarar vermemek. Bunları iyi düşünmek lazım.

 

İşletilmek istenen sürece gelirsek…

 

Kovid-19 süreci kullanılarak insanlık kontrol altına alınmak isteniyor. Bu kontrol etme çabasının sebebi dijitalizmi sağlamak geliyor. Şimdi her ülkede ve bizde HES kodu uygulaması var, bu uygulamanın İsrail’de ismi farklı, İngiltere’de farklı vs. yani her ülkede ismi farklı farklı. Sözde kovidli insanları takip edebilmek için dijital takip sistemi var değil mi? Esasında bu dijital takip sistemleri insanlara iyi bir şeymiş gibi sunulabilir. Mantıklı baktığın zaman bu dijital takip sistemleri kovidli kişileri salgın yayılmasın diye takip eden güzel bir sistem gibi takdim edilebilir. Ancak 2016 yılında IB 2020 diye bir proje sunuldu. IB 2020 projesi bütün insanlara bir kimlik verilmesini isteyen bir proje. Bu projeyi kim destekliyor? Uluslararası Aşı İttifakı, Bill Gates Vakfı, Rockfeller Vakfı vs. destekliyor. Dolayısı ile bugün koronavirüslü kişileri takip etmek için kullanılan o sistem IB 2020 projesinin alt çalışması. Kovid-19 sürecinde bütün dünya insanlarını tek merkezden yönetebilmek için bir dijital sistem oluşturulmak isteniyor. Bunun örnekleri Çin’de var, Çin’de dijital kredi sistemi var mesela. Bu sistem şöyle işliyor; telefonunuza bir uygulama indiriyorsunuz, bu uygulamayı her indiren vatandaşa bin puan veriliyor. Kişi o bin puanı aşağı doğru 5 yüz kadar düşürürse git gide kötü vatandaş oluyor. Siz devletin koymuş olduğu kurallara uyarsanız iyi vatandaş, uymazsanız kötü vatandaşsınız. Şimdi şöyle denilebilir, “Elbette devletin kuralları olabilir ve bunu denetlemesi normaldir.” fakat iş bu kadar basit değil sen mevcut hükümeti ne olursa olsun eleştirdiğin vakit kötü vatandaş oluyorsun. Puanınız 5 yüzün altına inerse otellere gidemiyorsunuz, seyahat edemiyorsunuz, bir işe giremiyorsunuz vesaire. Yani dijital sistemle birlikte seni iyi insan yahut kötü insan rolüne sokuyorlar. İtiraz hakkımız ortadan kalkıyor bu şekilde. Dijitalizmde itiraz hakkınız yok. İşleri yapan yapay zekâ, yapay zekayı insan faaliyetlerinin yerine koyma planları var.

 

Çin’de virüsün kontrol altına alınması adına insanların vücut ısılarını ölçebilen, onları her an gözetleyebilen 200 milyon kamera ile, karantinaları denetleyen dijital sistemler ve insanlara uyarılar yapan İHA’lar vasıtası ile denetim yaptılar. G. Orwell’in ütopya kabul edilen 1984 romanının Çin’de gerçekleştiği bir dehşet manzarası görüyoruz öyleyse...

 

Ben de tam oraya gelecektim o yüzden Çin’i örnek verdim. Çin’deki bu sosyalist diktatörlüğü, dijital diktatörlüğü küresel alana yaymak istiyor, küresel bir nizam haline getirmek istiyorlar. Niye? Çünkü artık insanlarla uğraşmak istemiyor küresel elitler. Peki ne yapmak istiyorlar bunun yerine? Bir düğme ile herkesi uydudan takip edip insanları bu iyi, bu kötü vatandaş tanımlamaları yaparak adeta hapsetmek istiyorlar. Çin’deki dijital sistemi küresel alana yayarak bunu yapacaklar. İnsanların buna karşı çıkması lazım, koronavirüs burada bir kaldıraç olarak kullanılıyor. Dünya Ekonomik Forumu “Great Reset-Büyük Sıfırlama” diye bir proje başlattı. Neyi sıfırlayacak bunlar? 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan küresel nizamı sıfırlayacaklar. Bunu sıfırlarken de dijitalizmi ön plana çıkarıyorlar. Yani her şeyi robotlaştırmak istiyorlar. Çoğu insan faaliyetlerini artık robotlar yapacak. Dolayısıyla insanoğlu sosyal hayattan çekilecek. Koronavirüs sürecinde mesela insanlar eve kapatıldığında bir sürü firmalar ortaya çıktı. Siz ne isterseniz evinize geliyor artık sosyal alan bitti her şey dijital alana döküldü ve buradan her ihtiyacınızı görüyorsunuz. Getir-götür vs. bir sürü firma meydana çıktı bunların görevi insanları hapsederek her türlü sosyal bağdan soyutlamak.

 

Koronavirüsten sonra da iklim pandemisi gelecek. Küresel ısınma, iklim falan diyerek insanları küresel ısınmayı önlemek için eve tıkacaklar, trafiğe çıkarmayacaklar. Bunlar hep bir plana, bir projeye hizmet ediyor. Şimdi diyeceksiniz ki; insanoğluna bu zulmü, bu dayatmaları niye yapıyorlar? Bakın bugün dünya nüfusunun yüzde birlik bölümü ki, bu yüzde 1 bahsetmiş olduğum küresel sermayeyi elinde bulunduranlar, yani devletler üstü elit yapılanma. Bunlar para akışını ellerinde bulunduran kesim. İngiliz yardım kuruluşu Oxfan’ın yapmış olduğu araştırmaya göre; o yüzde 1’in geliri dünya nüfusunun yüzde 50’sine eşit. Yani korkunç bir uçurum ve adaletsizlik var. Belirli bir kesim elinde tuttuğu sermayeyi, teknolojiyi, gıdayı, ilaç sektörünü, yazılım sektörünü kullanarak ulus devletleri yönetmeye, kontrol altına almaya çalışıyorlar. Bunu yaparken de “şirketokrasi” dediğimiz bir sistemi getirmek istiyorlar. Diyorlar ki; “Ulus devletlerin başına gelecek liderler eninde sonunda gidecekler yani geçiciler ama bizim küresel çapta kurduğumuz şirketler ebedi devam edecek. Biz kalıcı olarak bu dünyayı yönetebiliriz.” İşte bu elit kesim bu nedenle bir dijital diktatörlük kurmak zorunda çünkü insanların iradelerini, kararlarını yok ederlerse daha kolay yönetilebilecekler. Ülkelerin liderlerini de yönetiyorlar.

 

Siyasi mevzuya değinmeden önce bu konu ile alakalı şu soruyu sorayım; gerçek dünyadan koparılarak sanal dünyaya itilen insan, artık tüm hayatını burada yaşıyor. Gerçek dünya ile sanal dünyanın ayırt edilemeyeceği kadar kayıp yaşandı. Bunun ruhi bir bunalıma yol açması kaçınılmaz değil mi?

 

Yapay zekayı her alanda kullanarak insanın iradesini ortadan kaldırıyorlar. Mesela size bunla alakalı bir şey söyleyeyim. Trafik lambalarına yapay zekâ getirildikten sonra yapay zeka bir trafik polisi getirildiğinde yahut mahkemelerde hakimler savcılar yerine bir yapay zeka koyduklarında sizin bir hakkınız, iradeniz kalmıyor. Çin’de buna başladılar. Bu şekilde sizin hiçbir irade ve itiraz hakkınız yok. Yapay zekâ “siz suçlusunuz” dediği anda hiçbir insani düşünce kalmıyor. Bu insani değerleri yıkıyor, geleneksel şefkati öldürüyor.

 

Yapay zekânın manipüle edilme ihtimali yok mu?

 

Elbette var. Bu yapay zekayı yapan, kontrol eden neticede insan. Ama bilim adamları şunu söylüyor; yapay zekayı bir müddet sonra kontrol edemeyebilirsiniz. Bir müddet sonra bu yapay zekâ kendini yenileyebilir, geliştirebilir. Mesela geçtiğimiz günlerde bir robot köpek gördüm, doğal köpeklere saldırıyor. Onların kendine bir tehdit olduğunu algılayabiliyor. Şimdi, dünya nereden nereye geliyor. Mesela size bir örnek daha vereyim, İngiltere ordusu 2030 yılına kadar 30 bin robot asker üretmeyi düşünüyor. Hatta bunun projesinin altyapısını hazırlıyor. 2030 yılında 30 bin robot, İngiliz ordusunun en ön safında yer alacak. Bunlar yapay zekayla çalışan, dijital dünyaya entegre varlıklar, robotlar.  Mesela Elon Musk uzaya uydular gönderiyor değil mi? Bize ne diyorlar “herkese bedava internet…” Siz gerçekten buna inanabiliyor musunuz? Esasında kimse kimseye bedava bir şey vermez. Bu nedir? Yakında 6G’yi başlatacaklar. 5G nesnelerin interneti, 6G insanların interneti. Yani 5G ile nesneleri robotlaştırdılar, 6G ile de insanları robotlaştıracaklar.

 

Bu mevzuyu biraz açabilir misiniz?

 

Şöyle, nesnelerin interneti dediğimiz bir şey var. Bu nedir, bütün elektronik araç gereçleri internette entegre etmek. Yani evinizdeki her türlü cihazı, aleti internete entegre ederek onları birbirleriyle bağlantılı hale getiriyorlar. Yani sizin evinizdeki bütün elektronik eşyaları artık bir haberleşme aracı, casusluk aracına dönüştürüyorlar. Onu kullanıyorlar. Şimdi 6G ile de insanı alıcı-verici durumuna getirecekler. Yani artık üzerinizde bir elektronik cihaz veya telefon bulundurmanıza gerek yoktur. Giymiş olduğunuz elbiseden tutun, afedersiniz, iç çamaşırınız da dahil sizi alıcı verici durumuna sokacaklar. Bu da 6G ile mümkün olacak. İşte Elon Musk’un uzaya gönderdiği uydulara tekrar dönecek olursak bunun altyapısını hazırlıyorlar. Elon Musk uzaya 42 bin uydu gönderecek. Bu ilerde bütün eşyayı, insanları bilgisayara, internete entegre edecek bir sistemin altyapısıdır. Mesela yine Elon Musk’ın Nöroling projesi var. Bu nedir? İnsan beynindekileri bilgisayara, bilgisayardaki verileri de insan beynine aktarmak.  Bu korkunç bir şey. Bu ne demek? İleriki zamanlarda da insan beyni hackelenebilir duruma gelecek demektir. Bakın Fransa savunma bakanlığı çipli asker konusunu tartıştı. Fransa savunma bakanlığının etik kurulu ise bu çipli asker projesi uygulamasını etik buldu. Neden? Diyorlar ki dünya artık farklı bir noktaya gidiyor, devletler savaş stratejilerini değiştiriyor. Dolayısıyla her ne kadar bu çipli askerlerin askerlik sonrası hal ve hareketlerini kontrol altına alabilme zor olsa da, bu şimdilik diğer devletlerle rekabet etmek için gerekli bir durumdur. Yani bu ne demek? Hani diyoruz ya insanlara çip takacaklar vs. bakın bu komplo teorisi falan değil. Bu ABD ordusunda var, Çin ordusunda var, İngiltere ordusu üzerinde çalışıyor, Rus ordusunda var ve Fransız ordusu da buna karar verdi. Yani askerlerin kafa kısmına bir çip takarak artık bütün elektronik haberleşmeyi o çip üzerinden gerçekleştirmeyi düşünüyorlar. Ve askerleri savaş meydanında adeta bir canavara dönüştürmeyi planlıyorlar. Öyle bir dünyaya doğru gidiyoruz. İşte bunların hepsi de bu dijital diktatörlüğün içerisinde olan şeyler. Çünkü insanları artık zombileştiriyorlar. Yani kim yapıyor bunu, bahsettiğimiz gibi koronavirüs sürecini kaldıraç olarak kullanan, küresel sermaye gücünü elinde bulunduran devletler üstü yapılanma. Bunun adına birileri üst akıl diyor, birileri şeytani akıl diyor, stratejik akıl diyor. Ne derseniz deyin ama devletler üstü bir yapılanma, insanlığı dijital faşizme, diktatörlüğe götürüyor.

 

Mevcut şartlar içerisinden baktığımızda, günümüzde insan hayatını bir taraftan kolaylaştırırken diğer taraftan ise abluka altına alan bu dijital teknoloji, ferdi ve içtimai manada insan üzerinde nasıl bir değişime yol açıyor?

 

Çok güzel bir noktaya temas ettiniz. Teknolojinin gelişmesi insanoğlunun yararına olduğu sürece faydalıdır. Fakat bugün teknoloji şeytanlaştırılıyor. Bunlar teknolojiyi şeytanlaştırırken kendilerini de ilahlaştırmak istiyorlar. Bill Gates’in yapay bulut projesi var. Bu proje nedir? Mesela diyor ki Gates, küresel ısınmanın ortadan kaldırılması için güneş ışınlarının engellenmesi gerekiyor. Bunun için de yapay bulut projesini geliştiriyor. Bu projeye göre, tebeşir tozunu bir balonun içine koyarak stosfere fırlatıyorlar. Bu güneş ışınlarını yeryüzüne inmesini engelliyor. Çok ilginç deneyler yapıyorlar. İstedikleri takdirde bir ülkenin güneşini kesebiliyorlar. Yine Çin’in yapay güneş projesi var. Güneşin çekirdeğinden tam 15 kat daha fazla ısıyı elde ettiler. Çekirdek kısmından, yani 160 milyon santigrat derece bir ısı ürettiler. Bu yapay güneş. Allah’ın yarattığı dünyaya alternatif dünya arıyorlar. Bu tanrılaşma iddiasıdır. İşte tanrılaşmak isteyen bu elitler aynı zamanda da bütün insanları köle olarak görüyorlar.

 

Dijital dünya tasavvurunun felsefesinden bahsedebilir miyiz, bunun temelindeki ana fikir nedir?

 

Ana fikir şudur; piramidin tepesinde herkesi gözetleyen, kontrol altında tutan bir göz var. O piramidi gerçek hayatta uygulamak istiyorlar. Herkesi uydularla, dijital araçlarla gözetleyen, kontrol altında tutan ve takip eden bir sistem.

 

Horus'un gözü…

Evet. Onlara göre bizler onların kullarıyız. Özgürlüğü istedikleri zaman verip istedikleri zaman alıyorlar. Böyle bir sisteme doğru gidiyor. Rothschildlerle Sosyalizmi bir araya getirmek mümkün değildir; ama Mayer Amschel Rothschild “Küresel sosyalizme hiç olmadığımız kadar yakınız.” dedi. Yani Çin’deki kredi sistemini bütün dünyaya yaymak istiyorlar. İnsanlara belirli bir evrensel temel gelir diyorlar. Evrensel temel gelire bağlayarak insanları kendilerine bağımlı hale getiriyorlar. Yani sözde mutlu bir insan ve onu süründürmeyecek bir maaşla kontrol altında tutan bir sistem. Bu aynı zamanda dijital para sistemiyle olacak. Dijitalizm derken sadece insanları takip eden sistem akla gelmemelidir. Bugün bütün ulus devletlerin merkez bankaları dijital paralara alt yapı hazırlıyorlar. Bizim ülkemiz de dahil. Bu ne demek, sizin her şeyiniz dijital bir cüzdanda olacak ve onunla istediğiniz zaman sizin her türlü hesaplarınıza el koyabilecekler. Bir sabah kalktınız ki her yer hacklenmiş. Tamamen bittiniz. Hiçbir maddi varlığınız olmuyor. Bu kölelik sistemi. Bir yerde altın bulsanız, gidip bozdursanız, karşılık olarak size dijital para verecekler. Böyle bir yere doğru gidiyoruz. Ulus devletler bunun farkında ama buna karşı çıkamıyorlar. Çünkü ellerinde sermaye gücü var, ellerinde bahsetmiş olduğum gibi yazılım gücü, teknoloji gücü, gıda gücü var. Yani dünyayı şekillendiren bütün enstrümanlar para gücünü elinde bulunduran azınlıkta. O yüzden de ulus devletleri bertaraf etmeye çalışıyorlar. Nihai hedefleri tek dünya düzeni, tek dünya devleti kurmak.

 

Dünya düzeni siyasi güçler yani devletle sermaye arasındaki mutabakat çerçevesinde inşa edilmiş ve bugüne kadar böyle gelmişti. Bugün sermayenin siyasete tahakküm kurduğunu görüyoruz açık bir şekilde. Dijital dünya tasavvurunda devletin rolü ne olacak? Askeri gücü elinde bulunduran devlete karşı sermaye zafer kazanabilir mi, tamamen onu devre dışı bırakarak?

 

Mayer Amschel Rothschild ne diyordu: “Ülkelerin ekonomilerini bana verin, kanunlarını kim yaparsa yapsın.” Bu ne demek, yani ülkelerin ekonomilerini ele geçirirseniz, aynı zamanda da hukukuna hükmedersiniz. Yönetim şekline hükmedersiniz. İradelerine hükmedersiniz. Dolayısıyla bugün baktığınızda şirket dediğimiz şey odur. Yani bütün ulus devletler şirketler vasıtasıyla yönetiliyor. Bugün küresel şirketleri saymaya gerek yok. Bugün beş teknopolis şirketi var. Yani dijital gücü elinde bulunduran şirketlere bakın, koronavirüs sürecinde en çok kazanan şirketler. Bütün orta ve küçük işletmeler batarken, beş teknopolis şirket, Google, Facebook gibi... Bunlar sermayelerine sermaye kattılar ve koronavirüs sürecine baktığınızda, bu koronavirüs korkusunu yayan o elit grubun milyar dolarları kazandığını ve normal halkla arayı daha da açtığını görürsünüz. Koronavirüs sürecinde tam 50 trilyon dolar para yer değiştirdi. Kimin cebine girdi, büyük firmalar hep küçük firmaları yuttu, aldı. Dolayısıyla siz bir ülkede bütün köşeleri tutmuş ve o ülkedeki bütün ana firmalara sahipseniz, işte milyonlarca çalışanınız varsa o ülkeyi yönetmeme şansınız yoktur. Zaten o ülkeyi ekonomik olarak avuç içine almışsınızdır ve istediğinizi yaptırıma gücünü yakalamışsınızdır. O yüzden ekonomiler çok önemli. Ulus devletlerin en zayıf bölgeleri de budur. Adam doları istediği zaman size karşı koz olarak kullanıyor. Dijital parayı da bu şekilde kullanacaklar. O yüzden elbette sermaye ile yönetim arasında bir bağlantı var. O bağlantının da açıklamasını Mayer Amschel Rothschild yapmış: “Ülkelerin ekonomilerini bana verin, kanunlarını kim yaparsa yapsın.”

 

Biz Müslümanlar olarak bu mevzuları mukadderat içerisinde görüyoruz. İşin bu raddeye gelmesi gerekiyormuş. Bir de Mekr-i İlahi var, buna da iman ediyoruz. Nemrut gibi, Firavun gibi olmaya özenen bu insanlara karşı Allah’ın hükmü gerçekleşecektir. Peki biz ne yapacağız?

 

Güzel bir nokta. Biz bunları anlatırken küreselcilerin propagandası olsun diye anlatmıyoruz. Ya da bunların bu gücü kullanarak her şeye muktedir olabileceklerini kastetmiyoruz. Kaderin üzerinde bir kader vardır diyoruz ya, işte asıl plan Allah’ın planıdır. Elbette bunlar yüzde 100 başarılı olacak diye bir şey yoktur; fakat karşımızdaki düşmanı tanımadan düşmanımızla mücadele edemezsiniz. Bunların amaçlarını ve dünyayı nereye götürmek istediklerini bilmeden mücadele edemezsiniz. Burada Müslümanlara çok önemli görevler düşüyor. Çünkü ciddi anlamda insan iradesini, şefkati, duyguları ortadan kaldıran bir sürece doğru gidiyoruz. Buna alternatif nedir; şefkati, merhameti, iradeyi savunan bir düşünce tarzı, bir ideolojidir. O da Müslümanlarda var. Hatırlayın, koronavirüs sürecinde bütün ülkeler maske, solunum cihazı çalma yarışına girerken, Türkiye diğer ülkelere maske yardımı yaptı, solunum cihazı yardımı yaptı. Bu işte Türk İslam Medeniyet’nin şefkatini, kültürünü, insani duygularını ortaya koydu. Bütün dünyaya bunu bir medeniyet olarak sunabilirsek, burada yeni dünya düzenini kabul ettirebiliriz. Ümitsiz, karamsar olmamak lazım, yeter ki onların yapmış olduğu teknolojiyi biz üreterek ahlâkımıza uygun hâle getirirsek onların planlarını alt üst edebilirisiniz. Bugün Türkiye İHA’lar ve SİHA’lar konusunda üst konumdadır. Bunu diğer sektörlerde de yaygınlaştırmak lazımdır. Milli olarak üretirsek küresel çeteye mecbur kalmazsınız. Alt yapınızı yerli ve milli yaparsanız küresel çetenin dijitalizm diktatörlüğü içerisinde olmazsınız. Siz bir kere savunmanızı, silah sanayinizi, yardımınızı, gıda ve tarımınızı yerli ve milli yapmak zorundasınız. İnsanı insan yapan, robotik bir düşünce tarzına karşılık, insani değerleri, o düşünce tarzını ortaya koyarsanız onları geçmiş olursunuz.

 

Teşekkür ederiz.

 

Ben teşekkür ederim.

 

Aylık Dergisi 202. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: murat akan, dijital faşizm,
Yorumlar
Haber Yazılımı