Haber Detayı
20 Nisan 2018 - Cuma 14:00
 
İslam'a Muhatap Anlayış Davası
İslâm’a Muhatap Anlayış Davası nedir? Kısaca asılın yenilenmediği, ona bakan gözün yenilendiği ve bu bakış neticesi içinde bulunduğumuz çağda “yaşanmaya değen hayat tarzı”nın terkibi hükümler halinde örgüleştirdiği ve sürekli olarak -ilahi anlamda- en iyiyi yakalama ve yaşatma arzusu ile hareket edildiği bir idrâk analizi ve terkibi…
Büyük Doğu-İbda Haberi
İslam'a Muhatap Anlayış Davası

Büyük Doğu-İbda mimarlarının seneler önce meydan yerine diktiği, bayraklaştırıp mücadelesini yaptığı ve İslâm coğrafyasının kurtuluşu için samimi kulaklara çığlıklar atarak haykırdığı fakat çoğu zaman muhatap bulmadığı “tatbik fikir-dünya görüşü” meselesi şimdilerde Müslümanların baş gündemine oturmuş yahud oturmak üzeredir. Mısır’da hali hazırda süren ABD-İsrail destekli katliamlar, Müslümanların “demokratik dünya görüşü” ile dahi iktidara gelmesine tahammülsüzlüğün neticesidir. Bu “musibet” şu sonucu doğurmuştur; Müslüman kendi öz kültürüne ve inancına dönmeli… Kısaca İslâm’a Muhatap Anlayış davasını gündeminin başköşesine yerleştirmeli…

 

İslâm’a Muhatap Anlayış Davası nedir? Kısaca asılın yenilenmediği, ona bakan gözün yenilendiği ve bu bakış neticesi içinde bulunduğumuz çağda “yaşanmaya değen hayat tarzı”nın terkibi hükümler halinde örgüleştirdiği ve sürekli olarak -ilahi anlamda- en iyiyi yakalama ve yaşatma arzusu ile hareket edildiği bir idrâk analizi ve terkibi… Biraz biz açalım biraz da siz gayret edin.

 

İslâmı hâkim kılmak, eşya ve hadiselere tatbik etmek, insan ve toplum meselelerine çözüm üretmek, siyaset ve hukuk dünyasına İslâm’ın mührünü vurmak dendiğinde akla hemen “İslâma Muhatap Anlayış” gelir. Açıktır ki; Kur’an ve Hadis hiç günümüzde hiç kimsenin yapıp etmelerinin ürünü değildir. Kişi yahud kişiler “Bütün Fikir Şart” esasına bağlı olarak Edille-i Erbaa- Dört Delil (Kur’an-Sünnet-İcma-Kıyas) siyasetten hukuka, iktisattan edebiyata, cemiyet hayatından aile hayatına içtimai kurumları düzenleyen, örgütleyen, fertleri bağlayan ve yetiştiren kuralları koyan ve bütün bunları İslâm ölçülerini zedelemeden yaparlar. Mesala “Anayasa” denilen olgu… Demokratik rejimlerde “toplumsal sözleşme” nevinden bir dünya görüşü, bir “muhatap anlayış” belirtir. Demokratik sistemlerde bu muhataplık “liberalizm-sosyalizm-kapitalizm-Feminizm” gibi beşeri ve menfi fikir kaynakları üzerinden giderken Müslümanların fikir ve idrâk dünyasında “İslâm” üzerinden gider. Dolayısıyla Müslümanlar şimdi bu dünyada müslümanca yaşama adına “yaşanmaya değer hayat tarzı”nı “İslâm’a Muhata Anlayış” zaviyesinden değerlendirmeli ve ortaya koymalıdır. İslâm coğrafyasında yaşanan sıkıntı ve bir türlü içinden çıkılmayan karanlık çıkmazların sebebi de İslâm’a Muhatap Anlayış Davası”nın yeterince idrâk edilemediğidir. Ancak “bir musibet bin nasihatten hayırlıdır” hikmeti mucibince bu engel aşılmış, idrakler açılmaya yüz tutmuş, kalpler üstünde derin karanlık perdeler kalkmaya başlamıştır. Şimdi FİKİR ÇAĞI-İBDA ÇAĞI başlıyor, her şey onu müjdeliyor, herkes onu bekliyor.

 

Muhatap Anlayış meselesine bir misalle devam edelim… Namaz ilahi emir, farz… “Namaz nasıl kılınır”a dair az veya çok ön bilgim yoksa Namaz kılmam mümkün değil. Yine Oruç ve diğer ibadetler… Onlar hakkında tek tek “Nasıl yapılır, nasıl yaşanır?”a dair bir bilgim yoksa denilenleri gerçekleştirme imkânım yok. Fıkıh ve itikadî eserler bu manada yukarıda bahsini ettiğimiz edille-i erbaa’dan “bütün fikir” şuurundan hareketle “Niçin ve Nasıl”a dair terkibi hükümler ortaya koyar. Biz ancak ondan sonra “Namaz nasıl kılınır” öğrenir ve bu işin nasılını icra etmeye başlarız… Tatbikteki güzellik, samimiyet, sadakat, ihlâs gittikçe şahsiyetimizi, ibadetimizi ve çevreyle olan ilişkilerimizi güzelleştirir. Şimdi buradan yola çıkarak “İslâmi Devlet-Yaşanmaya değer hayat” mücadelesi yapanların elinde bunun “Niçin ve Nasıl’ına dair ellerinde herhangi bir “tatbik fikir-dünya görüşü” yoksa afallayıp kalıyor ve sözde karşı olduğu ve yıkmak istediği laik demokratik sistemlerin argümanlarını, kurumlarını, bu defa kendisi gönüllü olarak kullanmaya başlıyor. Oysa ilk yola çıkışları “İslâm”dı ve ezberden söyledikleri ki hala da söylenir; “anayasamız Kur’an, kanunumuz falan” diye. Tıkandıkları nokta ise yine aynı nokta “Kur’an senin yapıp etme verimin mi ki? Sen ondan böyle bahsediyorsun?” Oysa “Muhatap Anlayış” zaviyesinden hadiseye yaklaşılsa, bir dünya görüşü gerekliliği tam açıklığı ile ortaya çıksa, hem mücadele anında “ideolojik sapmalar-kaymalar” olmayacak, hem işbirlikçi hain zümrenin ideolojik mücadele esnasında elenmesi kolaylaşacak hem de yıkmak istediğin düzeni yıkıp yerine kendi “tatbik fikri”ni yerleştirmiş olacaksın.

 

İdeoloji nedir? Buna açıklama getirelim. Andrey Heywood ideolojiyi şöyle tanımlıyor; “İdeoloji, mevcut iktidar sistemini muhafaza, biraz değiştirmeye, ortadan kaldırmaya yönelmiş örgütlü siyasal eylem için zemin oluşturan, az çok tutarlı fikir kümeleridir. Bundan dolayı tüm ideolojiler, (a) genellikle “dünya görüşü” biçiminde mevcut düzene ait bir açıklama sunarlar, (b) arzulanan geleceğe ilişkin bir model, bir “iyi toplum” görüşü geliştirirler ve (c) siyasal gelişmenin nasıl yapılacağı ve yapılması gerektiğini, (a)’dan (b)’ye geçişin nasıl olacağını açıklar.”(Siyasi İdeolojiler,15)

 

20. yüzyılın sonu 21. yüzyılın başından beridir dünya şekil değiştiriyor, tutunamıyor ve bir dizi içtimai, siyasi ve ekonomik krizler yaşıyor. Diğer taraftan “tarihin hızlanması” gibi ardışık ve olağanüstü hadiselerin vuku bulması söz konusu. Bu durum batı dünyası ve onun etkisinde ki coğrafyalarda “ideolojik iflas” ve fikri kargaşa ortamı oluşturmuştur. Diğer taraftan İslâm coğrafyasında ise “fikir” hakiki zeminine oturmaya doğru ilerliyor. Dışarıdan bakınca “kaos”u andırır ve İslâm coğrafyasını “kargaşa” içindeymiş gibi gösteren bu durum aslında bu coğrafyanın içinde ki kusmuğu boşaltmasından başka bir şey değildir. Bu hakikat ise çok yakında “Dünya çapında inkılâp” olarak zuhur ettiğinde açık açık görülecektir.

 

Konu değişmesin! Peki demokrasi bir ideoloji midir? Cevabımızı peşin verelim; Demokrasi bir ideoloji değil, ideolojilere payandalık eden bir “seçim-seçme metodu”dur. Daha açalım demokrasi kendi başına var olamaz ve hali hazırda ne olduğuna dair üzerinde ittifak edilmiş bir tanımı da yoktur. Gücü ve iktidarı ele geçirenin kendi ideolojisi çerçevesinde şekillendirdiği, genişlettiği daralttığı, dilediği gibi kullandığı, istismar ettiği, oynadığı şekilsiz fikirler yığını.

 

Sözde “halkın yönetime katılmasını sağlayan” araç olarak sunulan bu fikirler yığını kendi içerisinde en zehirli fikirleri de barındırdığından hiçbir zaman ideal bir toplumun oluşmasına imkân vermez. Nihayetinde biri diğerini yıkmaya memur mevcut bütün sistemler demokrasiden nemalanır. Misaller;

Liberalizm; kişilere sandıktan sandığa “seçmen” olarak yönetime katılma imkânı verirken aynı zamanda devletin sermaye sahiplerinin önünü açmasını ve alt gruplara karşı servetini korumasını salık verir. Hukuk çeşitli ülkelerden aparılmış, servet sahiplerine uygun hale getirilmiştir Buna da liberal demokrasi der.

 

Sosyalizm; serveti ve mülkiyeti halkın-kişilerin elinden alır ama ne hikmetse yönetimi halkın katılımı ile kurduğunu iddia eder. Örnekleri bunun tam zıddı olan bu gibi sistemlerde kendine Sosyal Demokrasi ismini verir.

 

Muhafazakâr Demokrasi ise Liberal görüşleri benimsemelerine rağmen zaman zaman servet sahipleri ile halk arasında denge oluşturmaya çalışır. Genelde de bu durum servet sahipleri lehine sonuçlanır. Bunda hukuk yerli değildir ve genellikle de liberal ülkelerden çalınma devşirme kurallarla oluşturulur.

 

Bu hususta en demokratlar, halk üzerinde herhangi bir otoriteyi tanımayan, devlet kurumunu gereksiz bulan ve doğrudan demokrasiyi savunan Anarşistlerdir.

 

Misallerde de görüldüğü demokrasinin ideolojik bir yapısı olmadığı gibi bilhassa hastalıklı ideolojiler ve fikirlerde hayat bulmakta, şekil almakta ve kendini ancak oralarda göstermektedir. Dikkat edilirse “demokrasi” üzerine inşa edilen bu sistemler içeride ve dışarıda bitmek bilmeyen, bir öncekinin bir sonrakiyle tamamen zıt olduğu, sayısız versiyonu ile sonu gelmeyen bir tutarsızlıklar ve gevezelikler zinciri olduğu görülecektir.

 

Dönelim İslâma Muhatap Anlayış Davası’na… Bu davada başıboş arayışa ve başıboş oluşa izin yok… Bir kere tâ baştan bağlı olunan adres gösteriliyor, İslâm… Sonra İslâm’a bakarak hali hazırda yaşayan insanlara, kullandıkları eşyalara ve başlarına gelen hadiselere ve bir arada yaşamalarını sağlayıcı kurumsal hiyerarşik yapılara “İslâm’ı nasıl tatbik edebilirim?” çilesi. Sonrası adı geçen mevzular ve mevcutlar tek tek örgüleştirilmiş haliyle Büyük Doğu İbda.

 

Burada zarif bir nokta var ve hakikaten İslâm dünyasında yaşanılan bunca sıkıntıya, çekilen bunca çileye rağmen “hal çaremiz”i anlamayan, anlamak istemeyen, idrak yoksunu, fikirsiz hödükler gerçek anlamda kurtuluşun önünü kesmekte, milletin emeğini, enerjisini zayi etmekte, ümitlerini tüketip onları zihnen yormaktadır. Bu tiplerin içlerinde hainlerde olmakla beraber “ne nasıl yapacağını bilmeyen, ama zulüm rejimlerine karşı olan” kimselerde mevcut. Bu kesime ve başta şahsımıza kendilerini-kendimizi toparlamak için Mütefekkir Mirzabeyoğlu’ndan seneler öncesinden yapılmış bir ihtarı paylaşalım.

 

“Bunlar her şeyden önce, her insan ve her toplumun ayrı bir zamanı temsil ediyor oluşunu, dolayısıyla “İslâm’a uygun olma”nın zamanı bütünlemek mânâsında bir mesuliyet belirttiğini anlamıyorlar. Aynı şekilde, İslâm’ı eşya ve hadiselere hâkim kılmaktan bahsedildiğinde, bunun, zamanın meselelerine nisbetle tıpkı doktorun hasta ihtiyacına göre ilaç vermesi gibi bir iş demek olduğunu da anlamıyorlar; bu yüzdende, ne ihtiyaç ve ne yapılması gereken olarak, İSLAMA MUHATAP ANLAYIŞ zaruretinden haberleri yok.”(S.M. İslama Muhatap Anlayış- Teorik Dil Alanı, 17)

 

Hadise çok güzel özetlendi ve sanırım kafalara nakşedildi. “İdare şekli ve idare ruhu” mevzusu mevzuunun idrak açısından en kalbi-zevki kısmı. “İslâm’da idare şekli yok idare ruhu var”. Bu hiç şekil olmayacak-almayacak demek değil değil. Üç olur beş olur, “İslâm’a Muhatap Anlayış” çerçevesinde idrak ettiklerin, mana ve maddede ölçüler dairesinde süzdüklerin ve son bir kez nisbet davası güderek İslama nisbeten kendi ortaya koyduklarını hesaba çektiklerin şekillenen bunlar… Müslüman diye ete kemiğe bürünmeden görünen kimse var mı? Yok. Ne zaman ki biri der “Ben Müslümanım” ve Müslümanlığın gereğini yerine getirmeye başlar o zaman denilir ki “Hah, bu adam Müslüman”.

 

Tatbik Fikir-Dünya görüşü” bu manada İslâm’dan devşirilen hakikatlerin ete kemiğe bürünmüş halidir. Hâşâ biz mücessem bir İslâm’dan bahsetmiyoruz. İslâm’dan “Muhatap Anlayış” zaviyesinden idrak ettiklerimizi, öğrendiklerimizi terkib ettiğimiz sistemleştirdiğimiz bir “fikirler manzumesi-ideolocya”dan bahsediyoruz. Dolayısıyla bir müslümanın tesettür babında “nasıl” giyinmesi mana itibaren malumken “giyinmesi ve şekil alması ise bu mananın tezahürüdür. Tesettürün ruhu manası bellidir, şekli ise sayısız. Zannımca anlaşıldı.

 

Mütefekkirden “İslâma Muhatap Anlayış Davası”na nasıl yaklaşmamız gerektiğini, “muhatap kişi” olarak nasıl bir mesuliyet içerisinde olduğumuzu ihtar eden son bir iktibasla yazımızı nihayetlendirelim. Bu iktibasın dikkatlice okunmasını ve iyice tefekkür edilmesini arzu ediyorum. Hele ki şu zaman diliminde, malum olduğu üzere Mütefekkir 15 yıldır 7 metrekarelik hücrede ve sürekli Telegram cihazı ile yapılan elektromanyetik işkence altındayken, seneler önceden yazılmış bu iktibas kendini “İslama Muhatap Anlayış Davası”na muhatap kabul etmiş herkese bir şeyler söylemeli.

 

O diyor; “Bu adamlar; 40 küsür yıllık mücadelemiz sonunda sakız gibi beyazlaştırdığımız imân çarşafı üzerinde bu tahtakurusu lekeleri nereden peydahlandı? Bunlar meydanı sarsın diye mi, biz sütbeyaz imân çarşafını, hapishanelerde tırnakları sökülmüş ellerimizle çiteledik. (S.M. İslama Muhatap Anlayış- Teorik Dil Alanı,56)

 

 Sezai Kırlangıç - Aylık Dergisi ,108. Sayı, Eylül 2013

Kaynak: Editör:
Etiketler: İslam'a, Muhatap, Anlayış, Davası,
Yorumlar
Haber Yazılımı