Haber Detayı
02 Temmuz 2021 - Cuma 11:07
 
İnanmak Anlamaktır, “İman Zevken İdraktir” - Mevlüt Koç
Sizi yüceltecek ferâset ve basiret sahibi olmanızı temin edecek şartlara mâlik olmak istiyorsanız, hakikati aramak ve ona ulaşmak gibi bir derdiniz varsa, Bir ve Bütün olduğunuzun bilinci içinde yüzünüzü Mutlak Bir’e döndürmeniz, doğru düşünceyi doğru düşünce faaliyetiyle kesiştirecek düzenleyici kodları bulacağınız “Bütün Fikir”in arayışı içinde olmanız gerekir.
Kültür&Sanat Haberi
İnanmak Anlamaktır, “İman Zevken İdraktir” - Mevlüt Koç

Nasıl ki, doktorun tedavi etsin, iyileştirsin diye kendisine teslim edilen hastayı denek olarak kullanma, kadavraya dönüştürme gibi bir hakkı yoksa bir fikre bağlılık ve sevgisini bildiren insanın da, bu fikri istediği gibi eğip bükme, çarpıtma, anlamıyorum- anlaşılmıyor diye sızlanma hakkı yoktur. Zira inanmak özü itibariyle anlamaktır, “anlamak” ise bir “okuma” meselesidir… Düşünmeyi ve anlamayı istemeyi gerektirir. Bu da nihayetinde bir irade işidir. Aksi takdirde, anlamıyorum diye sızlanmaya, sızlanma gerekçenizi de türlü türlü incilerle süsleme peşine düşersiniz. Nitekim, oldum olası İBDA KÜLLİYÂTI için kullanılan, dilimize pelesenk ettiğimiz “anlamıyorum-anlaşılmıyor” terânesi şimdilerde, ortalama bir zekâya ve bilgi birikimine sahip birinin kolayca anlayacağı, ciddî bir zihnî efor gerektirmeyen yazılar içinde kullanılır hâle geldi. Geçen bunca yıldan sonra hâlen aynı söylemi tekrarlıyor olmak, aslında üzücü ve endişe verici bir hâl olsa gerek. Zira fikri benimseyenlerin, fikri sadece benimseyişlerin en yüzeysel olanı ideolojik yönüyle benimseme düzeyinde kaldıklarını, ötesine geçemediklerini; yapısal formlar üzerinden yansıtamadıklarını, fikrin istediği davranış alışkanlıkları edinemediklerini gösterir. Bu seviyede kalanın bilgisi artsa da bilgeliği artmaz. Tam aksine zihin karışıklığı, cehâleti ve kibri artar, kendini olamadığı mânânın mâliki görmeye başlar. Dolayısıyla, bu düzeyde kalarak doğru bir “okuma” yapamayacağınız gibi, hâlinize şuurunuz olmadığı için, asıl problemin kendinizden kaynaklandığını da bilemezsiniz. Sonunda bilgisizliğinizle bilginizin keyfiyeti hususunda yanılma bir araya gelir, daha az bilmenize yol açan bir süreç işler, bilginizi yeterli görmeye, kendinizi aldatmaya devam edersiniz.

 

Nitekim, “anlamıyorum” diye sızlananlara baktığım zaman, hemen herkesin kendi anlama kapasitesini geçerli tek kriter kabul edip bu okur profiline uygun, ciddi bir zihnî efor gerektirmeyen basit, sıradan, günlük şeyler yazılmasını, yazının bu tezgâhtan geçirilip biçimlendirilmesini ve “can yelekleri tavanda, tavan yukarıda” kıvamına getirilip bu şekilde yayınlanmasını istediğini görüyorum. Hiç kimse, “ben istediğimi istemekte ne kadar serbestim” gibi bir soruyu kendine sorma ihtiyacı duymuyor. Çünkü, bilmediğini bilmediği gibi, öğrenmek de istemiyor. Aksine, “sen ne yazarsan yaz, ben bildiğimi okurum” hesabı, kendi aidiyet fantezilerini üreterek, “olamadığı mânânın mâliki görünme”nin akla ziyan kibrinde boğulup gidiyor… Tüm bu isteklerinin, bana benim istediğim; kendimi iyi htirecek bilgiyi aktar, gerisi beni ilgilendirmez, ben zaten bilgiyi terapi olarak kullanıyorum demek olduğunun; bu anlayışın bilgiyi sıradanlaştırdığının, sıradanlaştırılmış bilginin bilgiden çok, ucuz mâlûmat olduğunun, bunun da düşünde üretiminin önünü kestiğinin idrakinde değil… İmana has; sıradışı bilginin sezgisine sahip olmak, formdan düşünceye ve tutkuya yürümek gibi bir derdi yok. Bu da çok sık kullandığı kavramlar hakkında, aslında ne kadar az şey bildiğini gösteriyor. “Suretler olmadan manalar ebediyyen tecelliye gelmez” derken, bu önemli ve doğru tespiti sık sık kullanmasına rağmen, bunun form sezgisinin önemine bir vurgu olduğunu bilmiyor.

 

Tüm bu olumsuzluklar sadece “biz”e has bir sorun değil; birkaç yüz kelimeye indirgenmiş bir dilin özendirildiği bir dünyada yaşayan ve modern dünyanın duyumcul kültüründen beslenen herkes için geçerli. Sanayileşmenin doğurduğu üretim imkânlarının kültür dünyasına taşınmasıyla, geçmişin hiç eskimeyen, her zaman başvuru kaynağı olmuş klâsikleri o kadar çok farklı biçimler ve yorumlar içinde yeniden üretildi, kapitalizm-modernizm birlikteliği kötüyü o kadar çok teksir etti ki, postmodern zamanların artık ne ele alabileceği bir konu, ne de buna yeni bir boyut katacak gücü kaldı. Batı’nın ahlâkî boyutu sıfırlayıp dünyevî çıkarları öne çıkarması, tabiata yaptığı rastgele müdahaleler tabiatı tükettiği gibi, yaratılış gayesi hilâfına sürdürülen hayat da insanı tüketti, artık yücelemiyor. Buna mukabil hayatları, tepkileri ve sansasyonel düşünceleriyle tebarüz etmiş laboratuar üretimi ilkesiz ve kullanışlı “balon” tipleri yüceltiyor. Kendisiyle özdeşleştirdiği, geçici heveslerini paylaştığını düşündüğü siyasî liderleri öne çıkarıyor ve onları destekliyor. Toplumları biçimsiz yığınlara dönüştüren kitle kültürünü, popüler ve medyatik olanı hiç sorgulamadan kabullenip benimserken, elit, soyut ve estetik olanı kâle almıyor, dışlıyor. Adanmışlık hissiyle dolu, son derece derin ve ayrıntılı düşünen, nadir görülecek bir cesarete, şahsiyet, liyâkate sahip insanları ise hor görüyor. Yeni sistemin yeni yapılarını kuran, dijital teknolojinin ve sosyal medyanın denetimini elinde tutan, dolayısıyla bilginin tekelini de elinde bulunduran global projenin sahiplerinin aradığı insan modeli, tam da bu aynı görüş ve analiz çevresinin etrafında birleşmiş, ilkesiz ve kullanışlı insan modelidir.

 

Yazının başına, yani ana konumuz olan “anlamıyorum” meselesine geri dönersek, Mutlak Bilgi’nin kendisini doğrulayacak bir gerçekliğe ihtiyacı yoktur. Buna karşılık, ne kadar güçlü olursa olsun insana ait bilginin bir epistemolojik bütün içinde kendisini yenileyecek bir mekanizmaya, bilgi edinme ve bilgi sahibi olmayı temin eden anlayışın ise, kendisini yenileyecek ve bütünleyecek bir bütünleyiciye ihtiyacı vardır. Dolayısıyla, anlamak özü itibariyle, bizi bütünleyen bütünleyicinin yoğurup biçimlendirdiği, kalıba döktüğü ve eserine yansıttığı dile ünsiyet kesb etmekle mümkündür. Bu da, sanatkârın muradını kestirme, muradını kestirecek bir basiret ve ferasete sahip olma meselesidir. Zira anlamak asla kendini başkasının yerine koymak değildir; kalbinizdeki duyguları, kafanızdaki fikirleri paylaşabileceğiniz bir insanla birlikte daha büyük bir gerçekliğe ilgi duymaktır, öncelikle de “hakikat” ve “bilgi” mefhumlarıyla alâkalıdır. Bilgi ise hem bir tecrübe hem de bir zihnî dönüşümdür. Dolayısıyla, hiçbir zihnî dönüşüm yaşamadan sadece heves etmekle elit, soyut ve estetik olanı düşünce yoluyla birlik ve bütünlük içinde kavramanız, yüce ve güzel olanın karşısında zihnî bir heyecan duyup bunu yaşamanın şartlarına mâlik olmanız mümkün değildir. Şayet sizi yüceltecek, ferâset ve basiret sahibi olmanızı temin edecek şartlara mâlik olmak istiyorsanız, hakikati aramak ve ona ulaşmak gibi bir derdiniz varsa, BİR ve BÜTÜN olduğunuzun bilinci içinde yüzünüzü MUTLAK BİR’e döndürmeniz, doğru düşünceyi doğru düşünce faaliyetiyle kesiştirecek düzenleyici kodları bulacağınız “BÜTÜN FİKİR”in arayışı içinde olmanız gerekir. Olmadığınız takdirde, başkalarının sizin adınıza verdiği kararları uygulayan, bunları tanımlanmış normlar içinde yerine getiren; hedonizm, erotizm ve çıkar ilişkilerinin teslim aldığı bir toplumun üyesi olarak, asla ulaşamayacağınız kişilerin hayatına imrenerek, onları taklid ederek, kendinize kurduğunuz sahte bir dünyada yuvarlanır gidersiniz.

 

Dolayısıyla, BD-İBDA’ya bağlılık ve sevgisini belirten hemen herkes sahih ve samimi olmalı, artık büyük ruhlar doğuramaz olmuş bir millete hakkın armağanı olan merhum Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu’nun, her biri Müslümanların ruhlarına verilmiş bir arınma ve yenilenme emri olan eserlerini okumalı, söylediklerini anlamaya çalışmalıdır. Bu iki büyük insanın sevgisi ve eserlerinin gücüyle kuşatıldığı hâlde, hâlâ tüm kazanç ve zenginliğinin bu kuşatılmışlıktan kaynaklandığını göremeyecek kadar kör, böyle büyük bir gerçekliğe inanacak kadar cesarete sahip değilse, bir an önce onlardan uzaklaşmalıdır. Çünkü basit ve devşirme ruhların, cesaret timsâli, yani, ruhun temâşa ettiği şeyle benzer hâle gelmesini temin eden kaygısızlığın asalatine sahip bu yüce insanların yanında hiçbir zaman yeri olmadı.

 

Aylık Dergisi 201. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: İnanmak, Anlamaktır,, “İman, Zevken, İdraktir”, -, Mevlüt, Koç,
Yorumlar
Haber Yazılımı