Haber Detayı
01 Haziran 2019 - Cumartesi 15:45
 
İlk Önce Seksen Sekiz Tuşlu Bir Piyano... - Muzaffer Ayvalıoğlu
Bugün kötü müziğin karşısına iyi müzik koymak zorundayız. Gayesi, nispeti, kuralları ve kaideleri ile... İslam’ın belirtmiş olduğu iyi, doğru ve güzele nispetli; aslına, saflığına ve ‘bütün’e yaklaşmaya çalışan, ‘kurallara ve fikirlere bağlı’ bir müzik.
Kültür&Sanat Haberi
İlk Önce Seksen Sekiz Tuşlu Bir Piyano... - Muzaffer Ayvalıoğlu

Müziğin bugüne kadar birçok tanımı yapılmıştır lakin bu tanımlardan müziğe en çok yakışanı ‘güzeli amaçlayan ses’tir. Bu tanımda ‘güzel’in yanına bir de ‘iyi ve doğru’yu eklersek, bu tanım müziğin kendisi gibi bir bütünlüğe kavuşacaktır. Müzik bu bütünlük içinde ‘evrensel’dir. Çünkü iyi, doğru ve güzel tektir. ‘İyi, doğru ve güzel’in birinin olmadığı yerde evrensellikten bahsetmek mümkün değildir.

 

Müziğin yeryüzüne inmesi ve insanlar tarafından keşfedilmesi ile müzik bütünlüğünü kaybetmiştir, kaybetmek zorundadır. Artık yeryüzünde müzik bütün olması ile değil bütüne ulaşma çabası ile anlam kazanmıştır.

 

Müziğin tarihsel serüvenine ve başlangıcına dair birçok teori mevcuttur lakin müzik ‘yaratılış’ ile başlayıp günümüze kadar gelen bir sanattır. İnsandan önce de müzik vardı, öncenin öncesinde de…

 

Müzik lügat anlamı ile, duygu, düşünce ve imgeleri, tek ya da çok sesli olarak türlü biçimlerde anlatma sanatı; bu biçimde düzenlenmiş eserlerin söylenmesi ya da çalınmasıdır. Müzik, özü itibariyle sestir. 

 

Müzik, üç ana unsurdan meydana gelir: Ritim, melodi, armoni…

 

Ritim, sözcük olarak Yunanca ‘düzenlenmiş hareket, zaman ölçüsü, mezür, hız, tempo, tenasüp, intizam, bir karar’ demek olan ‘ritmos’tan gelir.

 

Müziğin ikinci kategorisi olan melodi (ezgi), sözcük olarak Yunanca ‘şarkı söyleme tarzı, nağme’ demek olan ‘meloidia’dan gelir ve müziğin eşlik ettiği şarkı demektir.


Müziğin üçüncü ve sonuncu kategorisi olan armoni, sözcük olarak Yunancada ‘uyum, oran’ demek olan ‘harmonia’dan gelir. Armoni, bir bütünün parçalarının hoşa giden uyumluluğudur.

 

Müzik nasıl ritim, melodi ve armoniden oluşuyor ise insan da ritim, melodi ve armoniden oluşmaktadır. İnsan müzikten bağımsız değildir, müzik de insandan…

 

Bütün sanatlar görme ve işitme duyularımıza hitap eder. İşitme duyusunun, görme duyusuna nazaran ruha daha yakın olduğu bir gerçektir. Görme duyusu bu dünya ile ilgilidir; fakat işitme duyusu daha çok uhrevidir. Bu iki duyudan hareketle türlü türlü sanatlar doğmuş ve toplumların dünya görüşleri, sanat anlayışları bu iki duyuya göre şekillenmiştir.  

 

Görme ve işitme duyusunun farklı sanat türlerini doğurmasını, toplumların inanç faktöründen ayrı düşünemeyiz. İnanç, insanların ve toplumların sanat perspektifini etkileyen birinci faktördür. Sanat ruh işidir. Ruhu harekete geçiren de inançtır. İnanç faktörünü atlamadan Doğu ve Batı’yı ‘işitme ve görme’ duyularından rahatlıkla değerlendirebiliriz. İşitme duyusu ruha daha yakın bir duyu demiştik. O sebeple ruhu temel alarak söze devam etmek gerekirse, müzik bir çatı sanattır ve etkisi diğer sanat türlerine nazaran daha kapsayıcı ve sarsıcıdır.

 

Çin filozofu Konfüçyüs, müziğin kişiler ve toplumlar üzerindeki etkisini şu şekilde tarif etmiştir: ‘Bir milletin mutlu ve ahlaklı bir şekilde idare edilip edilmediğini anlamak isterseniz o memleketin müziğini dinleyiniz. Müzik devlet kurar, devlet yıkar.’

 

Müzik, Platon’un felsefesinde de eğitimle alâkalıdır: Ona göre iyi ya da kötü müzik yoktur, doğru veya yanlış müzik vardır. Başka bir şekilde ifade edecek olursak, ahlâki açıdan olumlu etkisi olan veya yozlaştırıcı etkisi olan müzikler vardır.

 

Müzik, sahip olduğu duygusal yoğunlukla insan ruhunu ve aklını şekillendirme gücüne sahiptir. O sebeple müzik, insanın ve toplumun ihyasına sebep olabileceği gibi ifsadına da sebep olmuştur. Bir nevi silah gibi kullanılmıştır.

 

Müzik, toplumsal iktidarın elinde, salt bedensel varlık olarak insanları istediği yere sürekler, hatta ölüme bile. Savaşta hücum sırasında çalınann, ancak birkaç ses silsilesiyle yapılan basit melodiler veren borazan ve tamamen ritimden ibaret olan trampet ve davul gibi vurmalı sazların kullanılması boşuna değildir. Hiçbir savaşta keman çok melodik telli sazlar kullanılmaz. Seslerin yalnızca kulak üzerindeki etkilerinden doğan duyguların, insanları nasıl saldırganlaştırdığının tarihsel bir örneğini Condillac’ın şu sözlerinde buluruz: ‘İskender, içki masasında bulunduğu bir sırada, şarabın etkisiyle başı dönmüşken gazaba yol açacak bir müzik onu silahlarına sarılmaya zorlayıvermişti.’

 

Müziğin ruhsal ve bedensel yönünün olduğu da açıkça ortadadır. Mesele, bunu bir nispete, bir gayeye bağlamakta. Bugün ‘popüler müzik’ dediğimiz salt ritme dayalı, insanın maddi yönüne hitap eden, içgüdüsel manipülasyona dayalı bu müzik, şüphesiz içerisinde bulunduğumuz çağın dünya görüşünden, kapitalizmden ayrı düşünülemez. Dediğimiz gibi, sanatsal faaliyetler, bir dünya görüşü etrafında şekillenir.

 

Bugün kapitalizmin emperyalist yöntemlerinden biri de müziktir. Empoze etmek istediği düşünceyi, bütün vahşiliğini, müziğin ritmine saklar ve fark ettirmeden zihinlerimize çiviler. Mesele, kavalı kimin çaldığıdır. Kavalı ikiye parçalayıp bir köşeye atmak değildir.  Müziğin bu güdücü kuvveti, iyinin elinde iyiye, kötünün elinde kötüye kullanılır.

 

Müziğin ruha daha yakın olduğunu belirtmiştik. O sebeple ‘kötü müzik’ ve ‘kötünün müziği’, en başta insanı, daha sonra Konfüçyüs’ün dediği gibi devleti yıkar. Kulaktan giren ‘kötü şarkı’ bir manipülasyon taktiği olan ‘telkin’ ile zamanla dilde kelama dönüşür ve kalbin içine sinsice sızıp imanı kurcalamaya başlar.

 

Müziğin içinde saklanan, insanın ‘iyisine, güzeline ve doğrusuna’ kast eden şarkıların dillere nasıl -istemsizce- takılıp kaldığına bugün hepimiz şahit oluyoruz. Evet, bunda kesinlikle bir kasıt arıyoruz.


Ritme dayalı, içgüdüleri ve bedensel hazları besleyen ve öne çıkaran bu popüler müzik, hiç şüphesiz tersinden de olsa bir nispete ve gayeye bağlı yapılıyor. Müziğin tesiri ile istenilen kalıba giren insan, hamster farelerinin kafesindeki çarkta bilinçsizce döne döne elektrik üretmesi gibi, bugünün vahşi sistemine elektrik üretiyor. Çünkü her müziğin sonunda insan, kendini ‘tüketirken’ ve ‘tükenirken’ buluyor.


Maalesef, hamster, döndüğü yönün tersine de dönse, gayesi kötülük olan o ‘çarkın’ içinde olduğu müddetçe elektrik üretmeye devam edecek. Bu köklü mesele basit manevralar ile çözülebilecek bir mesele değil.

 

Bugün kötü müziğin yok olmasını isteyemeyiz, kötü müziğin karşısına iyi müzik koymak zorundayız. Gayesi, nispeti, kuralları ve kaideleri ile…


İslam’ın belirtmiş olduğu iyi, doğru ve güzele nispetli; aslına, saflığına ve ‘bütün’e yaklaşmaya çalışan, ‘kurallara ve fikirlere bağlı’ bir müzik.

 

‘1900 Efsanesi’ filminde geçen replik bütün konuyu özetler nitelikte:
‘Seksen sekiz tuşlu bir piyano ile milyonlarca müzik yapabilirsin ama milyonlarca tuşlu bir piyano ile bir tane müzik bile yapamazsın.’

 

İlk önce seksen sekiz tuşlu bir piyano…

 

 

Aylık Dergisi 176. Sayı

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: Piyano, müzik,
Yorumlar
Haber Yazılımı