Haber Detayı
04 Mayıs 2021 - Salı 12:59
 
Hazır Arkasını Dönmüşken Bas Tekmeyi - Dr. Vehbi Kara
Nedense aynı Gezi olaylarında olduğu gibi Ak Parti hükümeti bu tip kışkırtmalara çok şefkatli yaklaşıyor. Hiçbir devlet memuru ve öğretim görevlisine soruşturma açmıyor. Sadece olayları seyretmekle yetiniyor.
Aktüel Haberi
Hazır Arkasını Dönmüşken Bas Tekmeyi - Dr. Vehbi Kara

Her ne kadar sular durulmuş gibi gözükse de geçtiğimiz ay Boğaziçi Üniversitesi memurları ve öğretim üyeleri, Güney Kampüs'te bir araya gelerek rektörlük binasına arkalarını dönme eylemlerine devam ettiler. Devlet memurları kanununa aykırı olarak hareket eden bu grup ellerinde yeni seçilen rektör için düzenlenen “Melih Bulu istifa!” sloganları ihtiva eden afişlerle Rektörlük binası önüne yürümekten de çekinmediler.

 

Cumhurbaşkanının mevcut yasalara göre diğer üniversitelere atadığı rektörler gibi yaptığı kurallara uygun işlemi protesto eden bu insanlar; açıkça “Gezi Olayları” gibi bir kışkırtma peşinde koşuyorlar. Bu anarşist devlet memurları, sanırım Boğaziçi Üniversitesinin hala Amerikan Robert Koleji olduğunu düşünüyor. Zira Rektör ve yöneticilerinin de daha önce defalarca olduğu gibi ya Amerikalı ya da Sabetay kökenli kişilerden olmasını istemekten çekinmiyorlar.

 

Bu ve benzeri durumlarda devletin yapması gereken işlemler bellidir. Kamu kurumlarında ve üniversitelerde yasadışı eylem yapan bütün memurlara kanunların öngördüğü cezalar verilmelidir. Eğer eylemlerinde ısrar ederler ise bunun sonu memurluktan ihraçtır.

 

Yeni Rektör Bulu'nun atanmasının ardından istifa eden Boğaziçi Üniversitesi eski rektör danışmanı Prof. Dr. Zafer Yenal gibi davranmak zorundadırlar. Çünkü ülkemizde onlarca özel ve vakıf üniversitesi vardır. Eğer kanunlara uygun olarak atanmış rektörü kabul etmiyorsan basarsın istifayı çekip gidersin.

 

Fakat Yenal üniversiteden istifa edip ayrıldığı halde özellikle aşırı sol gruplara mensup ve Boğaziçi Üniversitesi ile hiç alakası olmayan şahıslarla birlikte hem üniversitelerimizi hem de ülkeyi karıştırmaya devam etmekten çekinmemektedir. Bu davranışı etik ve üniversite geleneklerine uygun değildir.

 

Nedense aynı Gezi olaylarında olduğu gibi Ak Parti hükümeti bu tip kışkırtmalara çok şefkatli yaklaşıyor. Hiçbir devlet memuru ve öğretim görevlisine soruşturma açmıyor. Sadece olayları seyretmekle yetiniyor.

 

Bundan 24 yıl önce üniversitelerde ve kamu kurumlarında bir başka terör eylemi vardı. 28 Şubat 1997’nin soğuk ve karanlık döneminde sırf başörtü diye hem öğretim görevlilerini hem de öğrencileri okuldan atan bir devlet mekanizması vardı.

 

Faşist darbe özentisi içindeki generaller, Meclis Araştırma Komisyonlarının raporlarına göre başta bankaları hortumlamak olmak üzere sayısız hırsızlık işleri yaparak 450 milyar dolarlık büyük bir soyguna imza atmışlardı. İşbirlikçileri olan medya patronları, sendikalar ve bazı siyasi parti baronları ile birlikte bu haram parayı zimmetlerine geçirdiler.

 

Aksırıncaya tıksırıncaya kadar yedikten sonra FETÖ hakimlerinin aklamaları sayesinde bu büyük yolsuzluk kapatıldı. Bunun ceremesini ise halkımız vergi ödeyerek çekmiş oldu. Sadece Batı Çalışma Örgütü mensubu yirmi civarındaki darbeci ve yolsuzluk yapan generale müebbet hapis verildi. Bu cezalar ise anayasa ve kanunlara aykırı olarak infaz edilmedi. Bu nasıl adalet sistemi ise ben anlayamıyorum… 

 

Bu dönemde Deniz Kuvvetlerinde görev yapıyordum. Eşimin başörtüsü nedeniyle beni ve binlerce asker arkadaşımı ordudan attılar. Kibarcasına söylemek gerekirse “res’en emekli ettiler”. Hâlbuki bizler kanunlara sıkı sıkıya bağlı ve görevlerini disiplin içinde yapan insanlardık.

 

İşin acı tarafı Ak Parti iktidara geldikten sonra bu iğrenç zulüm devam etti. 2002 ile 2010 yılları arasında 5 bine yakın asker ordudan ihraç edildi veya istifa ettirildi. Erdoğan bu katliama imza atarken çevresindekileri avutmak için “şerh koyduk” demekle yetindi. Fakat bu işlemin şerh koyulmadan atılan kişilerle hiçbir farkı olmamıştır. Bu acımasız süreç nihayetinde orduda eşi başörtülü asker kalmayıncaya kadar devam etti. 

 

İşin acı tarafı, Ak Parti hükümetleri bu zulme ortak oldukları halde daha sonra “biz iktidara geldikten sonra başörtüsü nedeni ile ordudan atılan kalmadı” diyerek; resmen bizimle alay ettiler. Fakat askeri vesayet nedeni ile bütün bu fenalıkları “darbe yapacak bu faşistler” ve “hükümet mecbur kalıyor” diyerek içimize attık. Hükümete bir de bizim yüzümüzden suçlama gelmesin diye; sesimizi çıkarmadık.

 

Peki, ne yaptık? Kanunlara uygun olarak haklarımızı aramaya çalıştık. Sivil toplum örgütleri kurup bunlar vasıtası ile hükümete baskı yaptık. Sonunda 2010 yılında Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarının yargı denetimine alınmasını sağlayan referandumun yapılmasını sağladık. Referandum belki de bizim sayemizde kabul edildi.

 

Fakat hükümet vermiş olduğu sözlerin aksine olarak sayısı 10 bini bulan (5 bin kişiyi Ak Parti döneminden önce ordudan emekli etmişlerdi) bu mağdur kitleye haklarını kanunlara aykırı olarak vermedi. Hiçbir tazminat ödemedi. Hâlbuki Ergenekon ve FETÖ yüzünden soruşturma geçirip orduya dönenlere her türlü tazminat ödenmiştir.

 

Hükümet, 28 Şubat ve 12 Eylül mağdurlarından sadece benim gibi şanslı sayılabilecek 1200 kişinin sigorta primlerini ödeyerek bir parça nefes almamızı sağladı. Hiçbir tazminat ödemedi. Hala “ordudan disiplinsiz diye atılmış” insanlar olarak yaftalanıyoruz. Daha kötüsü mağdur edilen özellikle kararname ile atılan binlerce asker arkadaşımıza “zırnık” dahi vermedi.

 

Anayasa ve kanunlarımız “tek taraflı haksız fesih” yolu ile mağdur edilen binlerce asker kişiye tazminat verilmesini öngörmektedir. Bu durum Kamu Denetçiliği Kurumunun hükümete ve Meclis’e gönderdiği yazılarda açıkça belirtilmiştir.

 

Bir zamanlar “iktidara tek başımıza gelirsek bu zulmü durduracağız” diyen siyasetçiler vardı. Bu insanların sözlerinde duracağını umut etmiştik. Tam 19 yıldan beri tek başına iktidar yapmıştık. Sivil Toplum örgütleri ve vatandaş olarak her türlü desteği verdiğimiz halde ne yazık ki karşılığını göremedik.

 

Ak Parti Hükümetleri biz mağdur askerlere acımasızca davranmaya hala devam ediyor. Sanırım iş ruz-i mahşere kaldı. Çünkü o kadar baskı yapmamıza ve dilimizde tüy bitmesine rağmen hala mağduriyetlerin giderilmesi için tek bir adım atılmış değildir.

 

Fakat, iş Boğaziçi Üniversitesinde görevli devlet memurlarına gelince başka bir şekil alıyor. Onlar cici çocuklar. Bu anarşist cici memurlar; resmen Üniversitenin Rektörüne arkalarını dönerek saygısızlık yapıyorlar. Yetmedi anarşistleri okulun içine alarak ülkemizi kaos ortamına sürüklemeye çalışıyorlar.

 

Madem arkalarını dönüyorlar o halde “sen bu tutumunla devlet memuru olamazsın” diyerek basacaksın tekmeyi… Gitsin özel üniversitelerde veya çok beğendikleri Batı ülkelerinde çalışsınlar. 

 

Kanunları ve nizamları tanımıyorsan sonucuna da katlanacaksın. Bu nedenle bu anarşist memurlara acınıp üniversiteden atıldıkları zaman gözyaşı dökülmez. Bunlara ağlayan gözsüz kalır.

 

Yazımın sonunda şu hususu belirtmek istiyorum. Biz denizciler geminin baş tarafına “pruva”, sağ tarafına “sancak”, sol tarafına “iskele” ve arka tarafına “kıç” deriz. Bu sözleri kullanmayan denizciler ayıplanırlar. Fakat hayatın içinde bu deyimleri kullandığımız zaman özellikle arka tarafa “kıç” dediğimiz zaman “argo kullanıyor” suçlaması ile karşılaşırız.

 

İşte bu nedenle arkasını dönenler için “kıç tarafını” dönenler kelimesini kullanmıyorum. Hâlbuki denizciler böyle söylerler, vesselam…

 

Aylık Dergisi 199. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Hazır, Arkasını, Dönmüşken, Bas, Tekmeyi, -, Dr., Vehbi, Kara,
Yorumlar
Haber Yazılımı