Haber Detayı
03 Haziran 2017 - Cumartesi 11:22
 
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -V- Fatih Turplu
Edebiyat Haberi
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -V- Fatih Turplu

Karikatürcü modellerini öyle ötekileştirir ve en gizli şeyleri öyle meydana çıkartır ki, bizzat asılları azami bir surette ötekileşmek isteseler, ancak karikatürcünün yaptığı şekle vâsıl olabilirler. Hakiki hiçbir karikatürcü yoktur ki, şekli başaran sathî ahenklerin altında gizlenmiş cevher hayatın istidatlı olduğu putları keşfetmesin... Hayalden fiile çıkmak üzere iken, nedense çıkamayan nisbetsizlik ve biçimsizlikleri arayan, onları bir hâle koyan sanatkâr ancak karikatürcüdür. Daha doğrusu, yaratılışta melekler tarafından örtülen yahut örtülmek istenen şeylerimizin yanında muzipliğini yapmak için fırsat beklediği hâlde, bu fırsatı kaçırmış şeytanın suikastını meydana çıkartan bu sanatkârdır. Bunun için şeytanın taşlandığı devirlerde karikatürün inkişâfı bir türlü mümkün olmamıştır. Karikatürden alınacak ilk intibâ, şeytânî bir mahiyette olduğu için umûmiyetle kimsenin hoşuna gitmez. Yalnız insanlardaki kötü isteklerin ahlâk damarı nedense henüz kurumadığı için olacak ki, başkalarının karikatürleriyle zevklenmekten bir türlü kurtulamıyor; belki de karikatürü yaşatan ve sevdiren bu tarafımızdır.

Karikatürü sathî bir sûrette görenler, bir sanat mübalağasıdır zannederler! Hâlbuki bundan daha yanlış bir görüş olamaz! Karikatürde mübalağa, ancak bir vasıtadır. Karikatürün vazifesi, yaratılışın hazırlamak isteyip de beceremediği kusur ve biçimsizlikleri her gözün görebileceği bir hâle getirmektir. Zaten karikatürün bütün ehemmiyet ve cazibesi de buradadır. Yoksa alelâde her mübalağa hiçbir zaman karikatür olmamıştır. Karikatürcü, âkil ve hata yapmayan görünmek isteyen tabiatın itidalinden sadır olmuş hayat şekillerinin istidatlı oldukları muvazenesizlikleri verebilen bir muziptir. Muvaffak olunmuş bir karikatürü aslıyla mukayese edince “işte bu adamın hakiki karikatürü” demek mümkün değildir. Surette karikatür olmaya en istidatlı aza, hareketli olan burun ile kulak, gövde de ise göbektir. Bütün komik şeyler his ile seyredilemeyeceği için karikatürleri soğukkanlı bir zekâ ile karşılamak lazımdır.

Hamdolsun ki, ilerleyen bir zekâ hayatının yaşamasını isteyen hiçbir cemiyet bunu kabul etmemiştir. Hakikaten karikatürün his ile karşılanması bütün tarihinde görüldüğü gibi bizde de görülmüştür. Fakat bunda kabahat karikatürün olmayıp, onu hangi meleke ile seyretmek lazım geleceğini takdir edemeyenlerindir. Karikatürcü, ancak sanatının esrarını bilmeyerek soysuz eserler karalıyorsa eleştirilebiliyor. Yoksa hangi sahada ve kimin hakkında olursa olsun, muvaffak olunca sanatkarlara hürmet gösterilmesi gerekir.

En nihayetinde, aklen hangi mezhep ve felsefeye intisap edersek edelim, muhayyilemizin felsefesi bir türlü değişmiyor. Bu felsefe, balçıktan yapılmış bir uzviyetimiz olduğunu ve ruhumuzun bu çamur kalıbı daima kendi gayelerine göre zarif bir şeye benzetmek istediğini seziyor gibidir. Öyle ruh ki, fevkalade elastikî ve daima hareketli... Yine, öyle ruh ki, yer çekimi sıklet kanunlarından azade ve aynı zamanda sefil topraklara değil ulvi semalara tutkun... İşte ruhun muhayyile ile sezilen ve cevher madenimizden geçen bu inceliğine biz zarafet diyoruz. Beden, ruhtan, yani zarafetten uzaklaşarak katılığa gittiği nisbette komikliğe yaklaşır! Bundan dolayı komik suratı zıddına yaklaştırmak suretiyle tasvir etmek istersek güzelliğin değil, zarafetin zıddıdır diyebileceğimiz çirkinlikten ziyade ruhsuzluğa, katılığa, donmuşluğa gitmektir dahî diyebiliriz. Şekil ve karakter komikliğinden günümüz (1920’li yıllar) komikliğine geçince umumi prensipler şudur: İnsanın biçimi basit bir hareket kabiliyetini ne derece andırırsa o nisbette komik olur. Mesela Karagöz’ün resimleri... Bunları ilk tetkik eden sanatkâr, biçimi komikleştirmenin bütün sırlarını ne güzel sezmiş! Basit ve hareket kabiliyetinden çizgilerle cansıza komik bir hayat vermek bu sanatkârın bütün ibda faaliyetinde teşekkül etmiştir. Hele Karagöz ile Hacivat ki, gerek tipleri ve gerek tavırları emsalsizdir. Öyle zannediyorum ki, Karagöz Gazetesi’nin yaşamasını temin eden sır, muvaffak olunmuş tavırlardaki kendiliğindenlik prensibinin ihlal edilmemesindedir. Komikliğin bu basit şekli çocuklarla halkın ruhuna fevkalade mutabık gelmeseydi Karagöz’ü yaşatmak bilmem mümkün olur muydu? Alelade hayattan bir misal daha alalım: farz edelim ki, kendi sözleriyle bile rekabet edercesine görünen bir hatibi dinliyoruz. Sözler zengin ve taşkın; jestler de öyle... Fikirler ve tavırlar birbirini tamamlamak için müsabaka edercesine aşırı heyecanlı bir şekilde fışkırıp yeşeriyor, baharlar açıp meyveler veriyor. Sözler o kadar tabiî akıyor ki, adeta hayat gibi gittikçe inkişaf ediyor ve tekrar nedir hiç bilmiyor. Hayattaki kesintisizliği yaşatmak sevdasıyla ne sözlerde, ne de tavırlarda hiçbir tutukluluk görülmüyor. Artık hayatın esas kanunları olan hareket daima ve tekrarlanıyor. Fakat dikkat bu ya! İşte farkına vardı. Tekrar eden hatibin baş ve ellerinin bazı hareketleri hacı yatmaz gibi daima aynı tarzda oluyormuş da haberimiz yok. Hem de öyle bir tekrar ki, bir saat dönmesi yahut raksı, yahut da makine manivelası gibi belirli fasılalarda elinde olmadan meydana geliyor. Artık niçin güldüğümüzü sormayınız!

Aylık Dergisi 152. Sayı, Mayıs 2017

Kaynak: Editör:
Etiketler: Gülmek, Nedir?, Kime, Gülüyoruz?, -V-, Fatih, Turplu,
Yorumlar
Haber Yazılımı