Haber Detayı
03 Ekim 2017 - Salı 11:22
 
Büyük Doğu Medeniyeti’nde Tasavvuf -II- Öznur Acar
Büyük Doğu Külliyâtı neredeyse baştan sona tasavvufî birikimle doludur. İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu, şaheseri “Kökler” başta olmak üzere eserlerinin tamamını bu mihrak çevresinde kaleme almış ve dünya irfanını tasavvuf teknesinde yoğurarak İslâm ölçülerine uygun, yenilebilir hale getirmiştir.
Büyük Doğu-İbda Haberi
Büyük Doğu Medeniyeti’nde Tasavvuf -II- Öznur Acar

Büyük Doğu Medeniyeti’nde tasavvuf anlayışı, İslâm tasavvuf anlayışından farksızdır. Büyük Doğu Külliyâtı, İslâm tasavvufu kanatları altında yazılmış müstesna eserlerden oluşur. Büyük Doğu Mimarı’nın deyişiyle Büyük Doğu’nun varlık sebebi şu: “Büyük Doğu, İslâm içerisinde ne yeni bir mezhep, ne de yeni bir içtihad kapısı… Sadece “Sünnet ve Cemaat Ehli” tabirinin ifadelendirdiği mutlak ve pazarlıksız çerçeve içinde, olanca saffet ve asliyetiyle İslâmiyet’e yol açma geçidi; ve O’nu eşya ve hadiselere tatbik etme işi…” [24]

Her düşüncenin ruhî-hissî tavrına ahlâk denir. Ve Büyük Doğu ahlâk anlayışı, ruhunu, Efendimiz (s.a.v)’den alır. “Ben ahlâkı mekârimi tamamlamak üzere geldim.” buyuran yüce şahsiyetin ahlâk anlayışı, Büyük Doğu’nun hareket alanını oluşturur.

Allah insanı eşya ve hâdiseleri teshir etmek -ele geçirmek/zaptetmek- üzere kendime halife olarak yarattım!” buyuruyor. Bu hilâfet maddi teshirden başlayarak insanın kendi iç oluşuna, iç memuriyetine geçmenin ve oradan Allah’a ermenin yoludur.” [25]

Dava nefsi ruha kalbetmektir. Nefs dediğin o sırtlanı, o müstâkil vakıayı ruha inkılâb ettirmektir. Öldürmek değil.” [26]

Üstad Necip Fazıl’a göre “Aşk” ruhun ahlâkıdır. Ruh sadece ilahî aşkın feverânı içindedir. Her ân ona taliptir. Ve ahlâk idealin ta kendisi olan tasavvufu, ilâhî mârifet davasının ana kaynağıdır.

Diğer taraftan şeriat ölçülerini zedeleyen ve bu ölçüleri istismar eden hiçbir anlayış tasavvuf olmadığı gibi, Büyük Doğu Medeniyeti’nde de yeri yoktur. Ölçü bellidir; Ne şeriat tasavvufsuz, ne tasavvuf şeriatsız olur. Büyük Doğu Mimarı bu meyanda şu açıklamayı yapar: “Tasavvufu tek başına dinin esası kabul edenler, tasavvufu dinin “menba-temel”i bilenler, şeriatı reddedenlerdir; nasipleri küfür olan bu adamlar, düpedüz hokkabazdırlar ve sahte velilerin çoğu bunlardandır. Tasavvufa dinin esası diyenler, şeriata karşı gizlice omuz çevirenlerdir; oysa şeriatın kabul etmediği hiçbir kıymet makbul, onun ölçülendirmediği ve kucaklamadığı hiçbir hakikat mevcut değildir. Buna karşılık “Şeriat öz tebliğleriyle esastır, tasavvuf hiçbir şey değildir!” demek de, şeriatın lübbünü, ruhunu görmemek ve satıhta kalmak gibi bir hataya gider; ruh ile beden arasındaki münâsebeti sezenler, şeriat ve tasavvuf arası taalluku kestirirler. Şu hâlde tasavvufa dinin esası olmak bakımından, esasın ruhu diyebiliriz.” [27]

Büyük Doğu Külliyâtı neredeyse baştan sona tasavvufî birikimle doludur; Abdulhakîm Arvasî Hazretlerinin Râbıta-ı Şerife ile Tasavvuf Bahçeleri adlı eseri, Üstad’ın sadeleştirmesi ile Mevlana Ali b. Hüseyin’in Reşahât’ı, Üstad’ın kendi kaleme aldığı Başbuğ Velilerden 33, Veliler Ordusundan 333, O ve Ben vb. eserleri başköşededir. Diğer taraftan İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu, şaheseri “Kökler” başta olmak üzere eserlerinin tamamını bu mihrak çevresinde kaleme almış ve dünya irfanını tasavvuf teknesinde yoğurarak İslâm ölçülerine uygun, yenilebilir hale getirmiştir.

Âdem peygamberden itibaren bütün nebi ve resûllerin iç hâli tasavvuftur. Tasavvuf onun ruh emanetidir! Tasavvuf onun özüdür! O kâinatın varlık sebebi, Allah’ın sevgilisi ve insan ehramının son noktasıdır. [28]

Şeriat Resûl’ün zahiri, tasavvuf ise batınıdır. Bir hadis-i kutsî’de şöyle buyrulmuştur: “Ben insanın en büyük sırrıyım, insan benim en büyük sırrım.” Allah’ın kelâmı şu hadisin üzerinde biraz vecd ile duracak olursak tasavvufun özü söylenmiştir.

Tarihte Sûfî Hareketler ve Kahramanlar

Selçuklu Devleti’nin kuruluşundan sonra (23 Mayıs 1040) tekke ve tarikatlarda bu memleketlerin hemen hemen her tarafını kaplamış, devletin ileri gelenlerinin ve hatta hükümdarların, şeyhlere mürid olmaları sebebiyle tekkelerin nüfuzu gün geçtikçe artmıştır.

Sultan İzzettin Selçukî’nin, Şeyh Necmeddin Bağdadî’ye bağlılığı, I. Alaeddin Keykubat ve emirlerinin Şeyh Şihabüddin Sühreverdi’ye olan saygı ve sevgileri, ayrıca Alaeddin Keykubat’ın Bahaeddin Veled’e gösterdikleri yakınlık tarikat şeyhlerinin nüfuzlarının ne derece güçlü olduğunu göstermektedir.

Osmanlı Beyliği kurulurken Ahî, Bâbâî ve Mevlevîler siyasî, içtimâî ve iktisadî alanda önemli rol oynamışlardır. Bilhassa tarikat mensubu olup “alperenler” ismiyle anılan gazilere önem verilmiş ve bunlar için zaviyeler yaptırılmıştır. Osmanlı Devleti’nin temel harcında ahîler ve ahî reislerinin katkıları büyük olmuştur.

Türkistan bölgesinde doğan ve kısa bir zamanda geniş bir bölgeye yayılan tarikat “yeseviyye” tarikâtidir. Ahmed Yesevî Buhara’ya gelmiş devrin en ileri gelen âlim ve mutasavvıfı Yusuf Hemedanî’ye intisab ederek, onun yanında, onun himayesinde ve onun murakabesi altında yetişmiştir.

Anadolu’nun Müslümanlaştırılması esnasında Ahmed Yesevî’nin, Yesi şehrinde yetiştirilip Anadolu’ya gönderdiği ve Horasan Erenleri diye anılan mutasavvıf dervişlerin aynı zamanda birer akıncı neferi vazifesini de üstlendikleri tarihî bir hakikattir.

Yine Osmanlı Devletinin kurulmasında ‘Bayramiye’ ve diğer tarikâtlerin büyük hizmetleri bulunduğu bilinmektedir. Tarih içerisinde değişikliğe uğramakla beraber Bektaşiliğin Osmanlı Yeniçerileri arasında yaygın olduğu da unutulmamalıdır. Kafkasya’da 19. yüzyılın sonlarınla 20. yüzyılın başlarında Ruslara karşı savaşan Çeçen ve diğer Müslüman Kafkasyalı kavimlerin başlattıkları kıyam hareketlerinin hemen hemen hepsi tasavvuf şeyhlerinin önderliğinde gelişmiştir.

Özellikle Nakşibendî tarikatı, 17. ve 18. yüzyıllarda Türkistan’da Kalmuk Budistlerine karşı ve 1783’de İmam Mansûr’dan, 1920-21’de İmam Necmüddin hareketine varıncaya kadar silahlı cihadın başını çekmiş ve bayraktarlığını yapmıştır.

Nakşî tarikatından getirmiş olduğu sağlamlık ve disiplin sayesinde 1824’den 1859’a kadar Ruslara karşı destansı bir direniş örneği gösteren Şeyh Şamil’i de burada zikretmek gerekir.

 

Tasavvuf Karşıtı Görüşler

Kimileri tarafından İslâmiyet’i ve şeriatı savunmak adına din içinden tasavvufu red davranışı ortaya çıkmıştır. İslâm’ın derinlik buudunu reddetmenin, İslâm’ın mutlaklık vasfını ve dolayısıyla İslâm’ı reddetmek demek olduğunu anlamazlar. Tasavvufu şeriat dışı ve hattâ şeriata aykırı kabul edenler, İbn-i Teymiyye çırakları olarak tasavvufu anlamakta en nasipsiz zihin ve ruh haletini belirtirler ve onu kanun ve ölçü dışı bir bid’at, yani uydurma yenilik sayarlar.

Batı kültürüne birazcık ulaşmış bazı nasipsiz tiplere göre ise tasavvuf, İskenderiye Mektebi Neo-Plâtonizm’den devşirmedir. Kuru gördükleri İslamiyet’e renk ve hava getirmek için tasavvufun benimsendiğini düşünürler.

İslâmî ruha yanaşmayan bazı kesimlere göreyse tasavvuf, dine sonradan ekleme bir müessisedir ve akıllarınca şeriatın haşin ölçülerini yumuşatmak için getirildiği iddiasındadırlar.

Netice

Genel mânâ itibari ile insanın yüce oluş ve eriş sürecinde, belli disiplinlerle terbiye edici ve yol göstericisi olan ve kaynağını, Allah’ın “Sen olmazsan âlemleri yaratmazdım” buyurduğu bir Peygamber’den alan İslâm tasavvufu, “içe doğru derinleşme ve oluş, dışa doğru belirme ve yayılış” şeklinde fertte topluluk hakikatinin bütün inceliklerini taşır… Bu mânâ ancak bu çizgide en iyi yaşayan kadronun izinden giderek yakalanabilir. O kadro da hiç kuşkusuz her biri kurtarıcı bir yıldız olan Sahabeler Topluluğu. Nihâyetinde tasavvuf ilmi, Peygamber’in ruh feyzine sığınmak ve bu eksende şeriatın çizgilerini aşmaksızın yüce bir oluşa erebilmek çabasıdır.

 

İstifade Edilen Kaynaklar

1-Salih Mirzabeyoğlu, Büyük Muztaribler, İbda Yay. s.156.

2- Selçuk Eraydın, Tasavvuf ve Tarikatlar, 12. Basım, İFAV Yay. s.29.

3-Selçuk Eraydın, Tasavvuf ve Tarikatlar, 12. Basım, İFAV Yay. s.32.

4-İbn-i Hanbel, müsned 5/266.

5-Abdülkerim Kuşeyrî, Tasavvuf İlmine Dair Kuşeyrî Risalesi, Dergâh Yay. s.1, 49.

6-Mevlana Cam, s,86.

7-Abdülkerim Kuşeyrî, Tasavvuf İlmine Dair Kuşeyrî Risalesi, Dergâh Yay. s.51, 186.

8-Mevlana Cami, s. 86.

9-Sülemi, s. 15,67.

10-Sühreverdi-Tasavvufun Esasları, Erkam Yay. s.337.

11-Sühreverdi-Tasavvufun Esasları, Erkam Yay. s.331.

12-Kuşeyri Abdülkerim, Tasavvuf İlmine Dair Kuşeyri Risalesi, Dergâh Yay. s.392.

13-Kuşeyri, er-Risâletü’l-Kuşeyriyye, s.II/553

14-A.g.e, s.II/553.

15-İbn’ül Arâbî Istılahatü’s-Sufiyye, s.11.

16-Necip Fazıl Kısakürek, Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu, Büyük Doğu Yay. s.97.

17-İmam Gazali, Tasavvufun Esasları, Dehliz Kitap Yay. s.40.

18-Selçuk Eraydın, Tasavvuf ve Tarikatlar, 12. Basım, İFAV Yay. s.56.

19-Elmalılı Hamdi Yazır, Kur’an-ı Kerim Meâli ve Tefsiri, Kalem 68/4.

20-Elmalılı Hamdi Yazır, Kur’an-ı Kerim Meâli ve Tefsiri, Ahzab 33/21.

21-Elmalılı Hamdi Yazır, Kur’an-ı Kerim Meâli ve Tefsiri, Şems 91/10.

23-Müslim Tevbe, 3.

24-Süleyman Uludağ, Hayata Sûfî Gözüyle Bakmak, s.14.

25-Necip Fazıl Kısakürek, Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu, Büyük Doğu Yay. s.99.

26-Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, Büyük Doğu Yay. s.7-10.

27-Necip Fazıl Kısakürek, Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu, Büyük Doğu Yay. s.113.

28-Necip Fazıl Kısakürek, Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu, Büyük Doğu Yay. s.119.

29-Salih Mirzabeyoğlu, Hikemiyat, s.50.

Aylık Dergisi 156. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Büyük, Doğu, Medeniyeti’nde, Tasavvuf, -II-, Öznur, Acar,
Yorumlar
Haber Yazılımı